Tag: Website

  • Britanyalı Gazeteciler 4 Gündür Diyarbakır’da Gözaltında

    Britanyalı Gazeteciler 4 Gündür Diyarbakır’da Gözaltında

    Diyarbakır’da gözaltına alınan İngiliz gazetecilerin, ‘Daiş adına eylem ve faaliyetlerde bulunmakla’ suçlandıkları iddia edildi.

    Britanyalı Gazeteciler 4 Gündür Diyarbakır’da Gözaltında 1

    Diyarbakır’da 26 Ağustos’ta Silvan ve Lice ilçesinde uygulanan sokağa çıkma yasağına protesto etme amacıyla yapılan kepenk kapatma eylemini haberleştirmek için şehre giden Vice News gazetecileri polisler tarafından gözaltına alınmıştı.

    Dört gündür Diyarbakır emniyet müdürlüğü terörle mücadele şubesinde tutulan Britanyalı gazeteciler Mohammed İsmael Rasool, Philip Gıngel Hanrahan ve Philip John Pendlebury’un bugün savcılığa çıkarılması bekleniyor. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde susma hakkını kullandıkları öğrenilen gazetecilerin, savcılığa ifade vermek istedikleri belirtildi.

    Doğan Haber Ajansının bugün geçtiği haberde emniyet tarafından düzenlenen evraklarda Britanyalı gazetecilerin ‘DAİŞ terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak’ iddiasıyla gözaltına alındıkları belirtildi. Gözaltında tutulan gazetecilerin bir ihbar üzerine yakalandıkları da kaydedildi.

  • Bakanlık Teklifi Götürülen İsimler Belli Oldu

    Bakanlık Teklifi Götürülen İsimler Belli Oldu

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçici Bakanlar Kurulu’nu kurmak üzere Başbakan olarak atanan Ahmet Davutoğlu’nun bakanlık teklifinde bulunduğu isimler belli oldu. HDP’den Levent Tüzel, Müslüm Doğan ve Ali Haydar Konca bakanlık teklifi götürülen isimler arasında.

    Teklif mektuplarının, söz konusu milletvekillerine gönderilmeye başlandığı ve gün içerisinde tamamına ulaştırılacağı belirtildi.

    Davutoğlu’nun bakanlık teklif ettiği isimler şöyle:

    CHP

    İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak – Spordan Sorumlu eski Devlet Bakanı

    Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan Toker – İsmet İnönü’nün torunu

    İstanbul Milletvekili İlhan Kesici – 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i akrabası

    Antalya Milletvekili Deniz Baykal – CHP Eski Genel Başkanı

    Ankara Milletvekili Tekin Bingöl

    Bakanlık Teklifi Götürülen İsimler Belli Oldu 1

     

    MHP

    İzmir Milletvekili Kenan Tanrıkulu – Eski Sanayi Bakanı

    Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş – Alparslan Türkeş’in oğlu

    İstanbul Milletvekili Meral Akşener – Eski İçişleri Bakanı

    Bakanlık Teklifi Götürülen İsimler Belli Oldu 2

    HDP

    İstanbul Milletvekili Levent Tüzel (EMEP Kurucu genel başkanı)

    İzmir Milletvekili Müslüm Doğan
 (Pir Sultan Abdal Derneği Eski genel başkanı)

    Kocaeli Milletvekili Ali Haydar Konca (Eski Kaymakam)

    Bakanlık Teklifi Götürülen İsimler Belli Oldu 3

  • Zulümdür! Hakarettir!

    Zulümdür! Hakarettir!

    Rojava’nın Cezire Kantonunda Daiş çeteleri ile girdikleri çatışmalarda yaşamlarını yitiren 13 YPG’linin cenazeleri altı gündür Habur Sınır Kapısı’nda bir tırın içerisinde bekletilerek ailelerine verilmiyor.

    Zulümdür! Hakarettir! 1

    Cenazeleri almak için cumhuriyet savcılığına başvuran ailelere, cenazelerin sınırdan geçirilmesi sorumluluğunun İçişleri Bakanlığı’nda olduğu, cenazeler sınırdan içeri girdikten sonra ancak otopsi işlemini savcılığın yapabileceği söylenmişti.

    HDP’nin Şırnak milletvekilleri 26 Temmuz’dan beri cenazelerin teslim edilmesi için ailelerle birlikte bekleyişini sürdürüyor.

    HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi. “Ulusal ve uluslararası hukukta hiçbir karşılığı olmamasına rağmen yaptığımız bütün yasal başvurular sonuçsuz bırakılmakta ve cenazelerin girişlerine izin verilmemektedir” denilen önergede, bu durumun toplumun adalet vicdanını yaraladığı belirtildi.

    Sınır kapısında cenazesi bekletilen YPG’lilerden biri de 13 Temmuz’da Tel Abyad’a bağlı Siluk kasabasında hayatını kaybeden 21 yaşındaki Alman vatandaşı Kevin Jochim.

    Sınır kapısında yaşananlara bir tepki HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan gelmişti.

    Cenazelerin Daiş’e karşı savaşan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ait olduğunu söyleyen Demirtaş, şu ifadeleri kullanmıştı: “Sizin emrinizle cenazelere hakaret ve işkence ediliyor. Bu mudur sizin huzur operasyonlarınız? Evet, evlatlarımız ölüyor. Evet, acılar çekiyoruz. Bütün acıları yüreğimizde hissediyoruz. Ama cenazelere hakaret edecek, cenazelere işkence yapacak kadar vicdanınızı yitirmemiş olmanızı temenni ediyorum.”

  • Saldırıyı Örtbas Etme Çabaları: Zergelê ‘Terörist Kampıymış’!

    Saldırıyı Örtbas Etme Çabaları: Zergelê ‘Terörist Kampıymış’!

    Güney Kürdistan’ın Kandil bölgesinde bulunan Zergelê’de 9 Kürt köylünün Türk savaş uçakları ile katledilmesinden yaklaşık on saat sonra Türkiye Dışişlleri Bakanlığı katliamı meşrulaştırmayı amaçlayan bir açıklama yaptı. Gün boyu susan bakanlık, akşam da Zergelê’yi “terörist kampı” ilan etti, katliama da “iddia” diyerek, bu iddiayı araştıracaklarını açıkladı.

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı 8

    Bu sabah saat 4 sularında Türk savaş uçaklarının Zergelê köyünü bombalamasının ardından 9 Kürt köylü yaşamını yitirmişti. Fırat haber ajansı ve Nuçe tv tarafından vahşi olayın görüntüleri yayınladığı halde Dıişleri bakanlığının ‘iddia’ kelimesini kullanması dikkat çekti.

    Saldırıda 9 sivilin katledilmesini “iddia” olarak değerlendiren Dışişleri Bakanlığı, katliamla ilgili yaptığı skandal açıklamada Zergelê için terörist kampı tanımlaması yaptı.

    Türk Dışişleri Bakanlığı, Zergelê köyünün PKK kampı olduğunu ileri sürdüğü açıklamasında “PKK kayıplarının yanı sıra sivil kayıplar da meydana geldiği  yönündeki haberler  üzüntüyle karşılanmış  ve haberlerde ileri sürülen iddialar hakkında inceleme ve araştırma başlatılmıştır” dedi.

    Türk Savaş Uçakları Kandil'de Köyü Hedef Aldı: Onlarca Ölü ve Yaralı 1

    “Tüm hedeflerin anlık istihbarat raporları doğrultusunda sivillerin bulunmadığına tam kanaat getirilen  alanlardan seçilmekte; sivil kayıplarının yaşanmaması için daima azami gayret özenle sarf edilmekte” olduğu iddia edilen açıklamada, Zergelê köyünden “Bahsekonu Zergele terörist kampında sivillerin bulunmadığı” şeklinde bahsedilmesi dikkat çekti.

     

    Türkiye dışişleri bakanlığı “terör örgütünün sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı da maalesef bir vakıadır” diyerek “bu hususta temas halinde olduğumuz Irak Kürt Bölgesel Yönetimi makamlarıyla da ortak bir çalışma titizlikle yürütülecektir.  Bu çalışmalarımız sonucunda elde edilecek bulgular kamuoyuyla en kısa zamanda paylaşılacaktır” dedi.

     

    Türk savaş uçakları 2002 yılında da Kendakola’da 44, 2011 ağustos ayında da Kandil’in Kortek Mevkiinde 7 sivili katletmişti.

    KCK’DEN SERT AÇIKLAMA

    KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, “Kandil’de Zergelê Köyüne ve sivil halka yönelik saldırı, halkımıza karşı sömürgeci güçlerin yaptığı saldırıların son halkası olmuştur. Bu saldırıları tüm Kürdistan halkı olarak karşı durmadan durdurmak mümkün değildir. Bu açıdan tüm Kürdistan halkı ayağa kalkarak bu katliamın sorumlularına karşı mücadele etmelidir. Başurê Kurdîstan halkı da, Bakurê Kurdîstan halkı da, Rojava Kurdîstan halkı da, Rojhılat Kurdîstan halkı da; bölge halkları ve demokrasi güçleri de bu katliamlara karşı ayağa kalkmalıdır” dedi.

    KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı,  Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü topyekun savaşı Bakur, Başur ve Rojava Kurdîstan’ın da sürdürdüğünü belirtti. KCK açıklamasında, “Bakurê Kurdîstan’da her yerde halkımıza saldırdığı gibi, bir haftadır Medya Savunma Alanları da durmaksızın uçak ve top saldırılarıyla bombalanmaktadır. Son olarak Güney Kürdistan’da Ranya’ya bağlı Zergelê köyüne saldırarak kadın, çocuk, yaşlı 10 köylüyü katletmiş, onlarcasını da yaralamıştır. Köyün yerle bir edilmesi, Güney Kürdistanlı bu köylülerin tümden katliamdan geçirilmek istendiğini göstermektedir. Bu saldırıyla Güney Kürdistan halkının da hedef alındığı ortaya konulmuştur.

    Bu saldırı, Güney Kürdistan halkına yapılan ilk saldırı değildir. 1990’lı yıllarda da onlarca Güney Kürdistanlı halkımız katledilmişti. 2001 yılı 15 Ağustos’unda Xınerê alanı Kendekolê köyünde uçakların bombalaması sonucu 50 civarında köylü katledilmişti. AKP hükümetinin Sri Lanka modeliyle Kürt Özgürlük Hareketi’ni tümden tasfiye etme saldırılarının parçası olarak 2011 yılında yine Qandil Ranya yolu üzerinde bir araba vurularak biri bebek, üçü çocuk olmak üzere 7 kişilik bir aile tümden yok edilmişti. Zergelê Katliamı, Türk devletinin Güney Kürdistan’a yönelik yaptığı katliamların son halkası olmuştur. Bu katliamlarla Türk devleti köyleri boşaltmayı hedeflemektedir” denildi.

    ‘BU HAVA SALDIRILARI TÜRK DEVLETİNİN SAVAŞI GÜNEY’DE YANGINLAŞTIRDIRDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR’Katliamı Örtbas Etme Çabaları: Zergelê ‘Terörist Kampıymış’! 2

    KCK açıklamasında devamla şu hususlara yer verildi:

    “Türk devletinin Güney Kürdistan’a bu kadar pervasızca saldırması, köylüleri katletmesi, onlarcasını yaralaması, bağlarını bahçelerini harap etmesi, ormanlarını yakması, Güney Kürdistan hükümetinin sessizliğinden cesaret almaktadır. Zergelê Katliamının Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Hewler ve Süleymaniye görüşmelerinden sonra olması tesadüfi değildir. AKP hükümeti bu saldırılarının meşruiyetini KDP açıklamalarına dayandırmaktadır. Zergelê Katliamı, Feridun Sinirlioğlu’nun yaptığı görüşmelerde saldırıların arttırılacağı ve köylülerin boşaltılması yönünde bir tehdit yaptığını göstermektedir.

    Bu hava saldırıları, Türk devletinin savaşı Güney Kürdistan’da yaygınlaştırdığını açıkça ortaya koymaktadır. Türk devleti sadece Bakurê Kurdîstan halkının değil, tüm Kurdîstan halkının düşmanıdır. Rojava Devrimine gösterdiği düşmanlıkla tüm halkımız ve dünya bu gerçeği görmüştür. Eğer Türk devletinin bu saldırıları durdurulmazsa, saldırılar Kürdistan’ın tüm parçalarındaki halkımızın özgürlük mücadelesine karşı da sürdürülecektir. Bu açıdan bu saldırılara karşı direniş tüm Kürdistan halkının özgür ve demokratik yaşam direnişidir.

    ‘BAŞUR, BAKUR, ROJAVA, ROJHILAT’TA HALKIMIZ AYAĞA KALKMALIDIR’

    Kandil’de Zergelê Köyüne ve sivil halka yönelik saldırı, halkımıza karşı sömürgeci güçlerin yaptığı saldırıların son halkası olmuştur. Bu saldırıları tüm Kürdistan halkı olarak karşı durmadan durdurmak mümkün değildir. Bu açıdan tüm Kürdistan halkı ayağa kalkarak bu katliamın sorumlularına karşı mücadele etmelidir. Başurê Kurdîstan halkı da, Bakurê Kurdîstan halkı da, Rojava Kurdîstan halkı da, Rojhılat Kurdîstan halkı da; bölge halkları ve demokrasi güçleri de bu katliamlara karşı ayağa kalkmalıdır.

    Bu katliam vesilesiyle Güney Kürdistan hükümetini de bu saldırılara karşı tutumunu değiştirmeye ve bu saldırılara karşı direnen Kürt halkının yanında yer almaya çağırıyoruz. Tüm Güney Kürdistanlı siyasi güçler ve halkımız da Türkiye’nin bu saldırılarına karşı ortak hareket ederek bu saldırıları durdurmalıdır. Güney Kürdistan halkı da saldırıya uğrayan sivil yerleşim alanlarına yürüyerek bu saldırılara karşı tutumunu açıkça göstermelidir.

    ‘HALKIMIZ HİÇBİR ZAMAN YILMADI YILMAYACAK’

    Zergelê Katliamından saatler önce de Ağrı’da üç sivil katledilmiştir. AKP iktidarı döneminde katledilen yüzlerce sivile üç insan daha eklenmiştir. AKP, çatışmasızlığın olduğu dönemlerde bile onlarca sivili katletmiştir. AKP Hükümeti, savaş olsun olmasın sivillere saldırmayı halkı sindirmenin bir yolu olarak görmektedir. Tayyip Erdoğan’ın 2006 yılında Diyarbakır halkının şehit cenazelerine sahip çıkması karşısında“kadın d

  • Türk Basınının Zergelê Katliamı Karşısında Roboski Pratiği

    Türk Basınının Zergelê Katliamı Karşısında Roboski Pratiği

    Türk savaş uçakları’nın Kandil’deki Zergele köyüne yönelik hava saldırısı sonucu 9 sivilin yaşamını yitirdiği ve onlarca sivilin yaralandığı katliamın üzerinden 7 saat geçmesine rağmen halen Türk medyasından ses çıkmadı.

    Türk Basınının Zergelê Katliamı Karşısında Roboski Prat 1

    Türk medyası 2011 yılında da Türk savaş uçaklarının Roboski’de 34 sivilin yaşamını yitirmesiyle ile sonuçlanan katliamı 24 saat sonra görmüştü.

     

  • KÜRDÜN ÖLÜSÜYLE BİLE SAVAŞAN DEVLET, KÜRDÜN YAŞAYANI İLE BARIŞABİLİR Mİ?

    KÜRDÜN ÖLÜSÜYLE BİLE SAVAŞAN DEVLET, KÜRDÜN YAŞAYANI İLE BARIŞABİLİR Mİ?

     

    Kürdün ölüsüne tahammül edemeyen, mezarına bile savaş açan bir zihniyet Kürdün yaşayanı ile barışabilir mi?

    Cevabını sona bırakarak devam edelim. Devletin askerleri bu hafta içerisinde Bagok Dağı’nda 43 Gerillanın mezarının bulunduğu şehitliği tahrip edip, Nusaybin halkının 1 Eylül Dünya Barış günü, o şehitliğe defnettiği Agit Suruç’un cenazesini mezarından çıkarıp götürdüler, daha doğrusu kemiklerini… Çünkü; Agit 2010 yılında yaşamını yitirmiş yirmi yıllık bir gerillaydı…

    Bu olay Kürtler için bir ilk değildi. Daha önce de Kürdün ölüsüne yapılmadık hakaret ve zulüm kalmamıştır. Ölüye yapılan işkenceler; organlarını kesip resimlerini çektirmeler, tecavüz etmeler, kafalarına, ayaklarına ipler geçirip gezdirmeler, gezdirirken kafalarına tekmeler atmalar, alanlarda bırakıp kurtlara köpeklere yem etmeler ve daha nice barbarlık… Devletin ölülerimizle savaşı hep vardı. Yıllar geçti ama zihniyet hiç değişmedi…

    1970 yılları, Yer Yine Nusaybin ve Yine Aylardan TEMMUZ …

    Mahmud adında bir ortaokul öğrencisi… Okuduğu okul yakılır, suçu, Mahmud ve birkaç arkadaşının üzerine atarlar. Mahmud’un arkadaşları tutuklanır ama Mahmud kendini mayınlı tarlaya vurup Nusaybin’in kardeş kenti Qamişlo’ya kaçar. Bir yanda zindan, diğer yanda mayın tarlası. Mahmud, “devletin” ne kadar zalim olduğunu daha çocuk yaştayken bilir, işte tam da bu nedenle “devletin” eline düşmektense mayınlı tarlayı tercih eder.

    Bir süre Qamişlo’da kaldıktan sonra anasını ve kardeşlerini özleyen Mahmud Nusaybin’e geri dönmeye karar verir. Dönüşünde de kız kardeşine küçük bir ayna ve erkek kardeşine de bir gömlek alır. Mahmud, gece saat 12 civarı telleri geçip mayınlı alana ulaşır. Bu arada nöbetçi askerler onu fark edip ateş ederler. Askerlerin açtığı ateş sonucu yaralanan Mahmud, olduğu yerde yaralı halde durmadan çığlık atar. Nusaybin, sınırın sıfır noktasında, Mahmud’un ailesinin evi ise tam da tellerin bitişiğindedir. Tellerin yakınında ki mahalle halkı, Mahmud’un çığlıklarıyla damlara çıkar. Dama çıkanlar arasında Mahmud’un annası da vardır. Ana, oğlunun sesini tanır ve yüreğine bir hançer saplanır ama diğer çocukları analarını onun Mahmud olmadığına ikna eder. Tüm mahalleli, o gece Mahmud’un çığlıklarıyla damlarda sabahlar. Gün ağarır, güneş etrafı aydınlatır. Mahmud, sesi kısılmış halde, halen çığlık çığlığadır, gözü annesinin evindedir. Annesini ve kardeşlerini damda gören Mahmud; “Hawar, hawar yadê, ez lawê te Mehmûd, qey ji êvara xwedê ve tu dengê lawê xwe yê di nav xwînê de nakî” (İmdat imdat, Anam, ben senin oğlun Mahmud, akşamdan beri bu kanlar içinde inleyen oğlunun çığklıklarını duymazmısın!!!)

    Bütün gece çığlık çığlığa inleyen kişinin, yavrusu olduğunu anlayan ana oracıkta bayılır. Kendisine geldikten sonra tellere doğru koşar, ama askerler bırakmaz. Tellere yaklaşan herkese ateş açar askerler. Ana, ateş açılmasına rağmen Mahmud’una doğru koşar ama mahalle halkı bırakmaz, öğleden sonra çığlıklar susar, kan kaybından ölmüştür Mahmud…

    Tüm girişimlere rağmen, kimsenin cenazeyi almasına izin vermez askerler. İbret-i alem olsun diye cenazenin orda kalmasını ister komutan, başına gece gündüz nöbetçi koyar. Temmuz ayının sıcağı etrafı kavurmaktadır. Köpeklerin Mahmud’un cenazesini yediğini damından izleyen anne aklını yitirir. Kendini sokaklara vuran ana, bir uçtan diğer uca ‘Hawara! Hawara! Lawo!’ diye sürekli haykırır. 14’üncü gününde, ana bir fırsat bulup kendisini sınıra atar ve Mahmud’una yetişir. Farkeder askerler, ateş açarlar anaya, sadece bir kolu kalmıştır oğlundan geriye kalan, ananın elinde kalan Mahmud’una ait tek bir kol, onu da tellere takıldığında komutan elinden alır ve beyaz tülbentine bağlayarak tellere asar…

    16’ıncı gününde, ana tekrar Mahmud’una doğru koşar mayınlara aldırış etmeden. Mahmud sadece birkaç kemiktir artık. Mahmud’unun kemiklerini eteğine doldurup kaçar, geçer tellerin diğer tarafına.

    Nöbet tutan asker, devlet babanın verdiği kutsal akbabalık görevini layıkıyla yerine getirmediği için tanrı-devletin yer yüzündeki yansıması olan üstlerinin hışmına uğrar. Komutan, nöbette uyuyan askeri, Cemsenin arkasına bağlar ve karakola kadar sürükler. Askerin de öldüğü söylense de durumu netleşmiş değil.Bu arada, ananın evine asker baskın yapar kemikleri geri almak için, ana kemikleri saklamıştır. Askerler kemiklerin yerini söylemesi için anaya yapmadığı eziyeti bırakmaz. Ama ananın ağzından tek bir kelime bile çıkmaz, anayı mahkemeye verirler. Mahkeme ananın akli dengesinin bozuk olduğuna karar vererek serbest bırakır…

    Eslîxan Yildirim”in “Kurdistan û Sînor” adlı kitabında, bu olayın her dakikasının canlı tanığı olan 60 yaşındaki bir ana anlatıyor. Okurken içim titredi, o anları hayal etmeye gücüm yetmedi. Düşünsenize, o ananın yavrusunun cansız bedeninin köpekler tarafından yiyilişini izlerken çektiği dayanılmaz acıyı! Düşünemezsiniz, çünkü çoğunuzun bünyesi bu olayın gerçekliğini kabul etmeye bile yetmez.

    İşte devletin halkına reva gördüğü zulüm ve hakaret. Binlerce ana halen Kürdistan’da çocuklarının kemiklerinin özlemiyle nefes alıyor, yarı yaşar bir halde… Şimdi BaşNebbaş Erdoğan’ın ve korosunun Mısır’a, Suriye’ye, Filistin’e ağladığını görünce kelimeler yetersiz kalıyor. Agid’in amcasının BaşNebbaş Erdoğana cevabı; ‘‘Lanet olsun sizinle aynı yerde nefes bile alışımıza, vicdanınız kurusun’’

    Kürdün diline, kültürüne, yaşam tarzına, toprağına ve kimliğine saldıran bir tarihin sahipleridir onlar. İşte böyle bir tarihin mirasçıları ve o zihniyetin torunlarıdır Bagok’taki mezarlığı yıkan, Agit’i mezarından çıkarıp kaçıran NEBBAŞ’lar ve GORNEBAŞLAR…

    Başlarken sorduğum sorunun hepimizin gerçek yaşamda ki karşılığı Agid’in amcasının cümlesidir;

    ‘LANET OLSUN SİZİNLE AYNI YERDE NEFES BİLE ALIŞIMIZA’…

    Alaattin Sinayiç / 05.09.2013

    …..

    Evet, tam iki sene önce yazdığım bir yazı. Yine aynı böyle bir dönemdeydi.. Türk devletinin Kürdün ölüsüyle uğraştığı bir dönemdi. Devletin Kürdün ölüsüyle olan imtihanının hiç bitmediği dönemler. Düşünsenize bir devletin ÖLÜSEVİCİ yöneticileri yıllardır Kürdün herşeyi ile uğraştığı yetmiyormuş gibi ölüsüyle uğraşmaktan zevk alır bir duruma gelmiş.

    ‘Mêrxas Kawa, Êrîş Colemêrg, Canda Çarçela, Derwîş Patnos, Dilbirîn Qoser, Kurtay, Berxwedan Eylem, Berxwedan Besta, Serhed Botan, Welat Munzur, Çiya Agir, Dilsoz Bihar, Gabar Farqîn’

    Yukarıdaki 13 ismin size hiçbirşey ifade etmediğini biliyorum. Ancak sadece 13 isimden ibaret değil durum. Onalarında sarılıp öpmeye doyamadığı anaları, gözlerine bakmaya doyamadıkları sevgilileri, eş dostları, arkadaşları, yaşamları vardı.. Ortaçağ karanlığının yeniden hortlatıcısı olan AKP’nin teşaron işçisi olan Daiş çetelerine karşı Rojava’da savaşırken yaşamını yitiren 13 gencecik insan…

    Hayatlarının baharında, güzellik uğruna çirkinliğe karşı ölüme giden bu gençlerin cansız bedenleri 5 gündür Güney Kürdistan-Türkiye arasındaki Habur sınır kapısında bekletiliyor…

    Devleti yöneten ÖLÜSEVİCİ GORNEBAŞLAR güruhunun, ülkeyi kan gölüne dönüştürdükleri yetmediği gibi ölülerimizle de alay ediyorlar. Kürt halkının gururu ve onuruyla oynuyorlar. Tıbkı, İstanbul’daki evinde bir şafak vakti katledilen Günay Özarslan’ın cenazesinin üç gün boyunca defnedilmesine izin verilmediği gibi…

    Müslümanlar ile Haçlılar arasındaki büyük savaşlarda bile taraflar ölülerini defnedebilsin diye savaşa ara verilirdi… İnanın Muhammed yaşıyor olsaydı şuan sizin temsilini yaptığınız İSLAM’dan istifa ederdi…

    Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüseviciliğinizden…

    Ve utanırdı, onun adına yaptığınız bunca vahşetten, barbarlıktan, alçaklıktan, ölüsevicilikten…

    Alaettin Sinayiç-30.07.2015

  • BAKANLAR KURULU TOPLANTISI SONRASI DEVLET HAREKETE GEÇTİ!

    BAKANLAR KURULU TOPLANTISI SONRASI DEVLET HAREKETE GEÇTİ!

    BAKANLAR KURULU SONRASI DEVLET HAREKETE GEÇTİ! 1

    AKP hükümetinin ruhsatsız bakanlar kurulu Suruç katliamı gündemi ile toplandı. Maalesef yukarıda saydığımız şeylerin hiçbiri gerçekleşmedi. Gayri meşru AKP hükümetin sözcüsü Bülent Arınç bakanlar kurulu toplantısı sonrası yaptığı açıklamada ‘Katliamda neden HDP’liler ölmedi’ diye çok adice ve ahlaksızca bir açıklama yaptı.

    Ölürsün ama öldüğünü ispatlamak zorunda kalırsın.

    Hey ahlaksız insan!

    Hey adi insan!

    Hey insanlıktan nasibini almamış yaratık!

    Hey şeref yoksunu mahlukat!

    Ölen o gençlerin hepsi HDP’li değil mi!

    Senin HDP’liden kastın ne, kimdir bu ölmesini istediğin HDP’liler?

    HDP’li olmasaydı bu gençler, çıkıp ‘Yas ilan etme gereği görmedik’ dermiydin hiç!

    Bu gençler AKP’li olsaydı yukarıda yazdıklarımızın iki katını yapmazmıydın!

    ……..

    32 yürekli genç bir Suudi kralı Abdullah olamadı. Suudi kralı pezevenk Abdullah için bir günlük yas ilan eden Türk devletinin alçak yöneticileri aynı değeri bu ülkenin 32 gencine vermedi. Kemikleri bile toprak olmuş Osmanlı Sultanı Süleyman şahın türbesine yönelik bir saldırı olduğu takdirde ‘Yerle Bir Ederiz’ diyen aynı alçak yöneticiler Suruç katliamı karşısında katillere cevap vermek yerine, saldırıyı kınayan halka saldırıyor.

    ROJAVA’YA DÖNÜK KİN VE NEFRET POLİTİKASI

    Kürt halkı Rojava’da demokratik özerk yönetimini ilan ettiği günden bu yana Türk devleti tüm Ortadoğu politikasını bunun üzerinden şekillendirdi. Kürt karşıtlığı üzerinden yüzyılın en vahşi örgütüne kucak açtı, maddi-manevi tüm imkanlarını seferber etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere tüm Akp yöneticileri Rojava’ya dönük nefretini kustukça kustu.

    Kobane’ye yönelik ağır saldırılar başladığında tüm Türk devleti yöneticileri ağızlardan salyalar akarak büyük bir heyecanla Kobane’nin düşmesini bekledi. Kobane’nin çocuklarının direnişi karşısında tüm dünya saygıya dururken, Türk devleti yöneticileri dünyanın bu hareketini alçaklık olarak değerlendirdi. Birkaç hafta önce yine çoğunluğu Türkiye üzerinden olmak üzere Daiş çeteleri Kobane’ye saldırarak 260 Kürdü katletti. Bu katliam karşısındaki duruşu yine insanlıktan uzaktı. Türk devletinin tüm düşmanca tavırlarına rağmen Rojava yönetimi Türk devletine barış ve kardeşlik mesajları gönderdi.

    ROJAVA İLE DAYANIŞMAYI HİÇ HAZMEDEMEDİLER

    Kuzey Kürdistan’ın Rojava devrimini sahiplenmesi ve onunla dayanışması yine Akp çevresini ciddi düzeyde rahatsız etti. Üzerinden aylar geçmesine rağmen TC cumhurbaşkanı Erdoğan ağzını her açtığında 6-7 Ekim olaylarından büyük bir kin ve nefretle bahseder. Her açıklaması tehditlerle dolu olan Erdoğan bu çerçevede Türkiye’yi geri dönüşü mümkün olmayan karanlık yarınlara doğru ittikçe itiyor. Başta Mersin, Adana sonrada Amed mitingine yönelik bombalı saldırılar başladı. HDP’nin Amed mitingine yönelik yapılan saldırı ve diğer saldırılarda istihbaratın parmağı olduğu açığa çıktığı halde bu yönlü hiç bir şey yapılmadı.

    SURUÇ NERESİ?

    Suruç katliamının ardından malesef yine Kürtler ve birkaç dostu dışında kimse sokaklara inmedi. Denizli’de genç bir kız tek başına eylem yaparken yanına gelip ‘Kızım Suruç neresi’ diye soranlar olmuş. Denizli merkezinde ‘Oyuncak ve giyecek götürdükleri için bedenleri parçalandı, Suruç’ta katliam var’, ‘Suruç’taki feryadı, parçalanmış genç bedenleri gör, bil’ yazılı dövizlerle gelen Nesibe Karakaya, tek başına oturma eylemi yaptı. Bir süre oturan ve ağlayan Karakaya, “Suruç neresi diye soranlar var. Suruç, Şanlıurfa’nın Kobani’ye yakın ilçesidir” diye feryat etti. Daha Suruç’un nerde olduğunu bile bilmeyen ahmak insanlar var bu ülkede. Suruç ki Kobane’den kaynaklı son bir senedir tüm dünyanın gündeminde. Bugün İngiltere sokaklarında bile az çok haber izleyen birisine bile sorarsan Suruç’un nerde olduğunu bilir. Çünkü dünya televizyonları aylarca Kobane direnişini Suruç’tan canlı yayınlar yaparak verdi.

    SURUÇ KATLİAMININ AMACI NE?

    Suruç katliamını gerçekleştiren canlı bombanın Daiş çetesi içerisine sızdırılan Adıyaman’lı bir genç olduğu ortaya çıktı. HDP Amed mitingine yönelik yapılan saldırıda da yine Adıyamanlı bir genç kullanılmıştı. Peki AKP bu saldırılarla neyi hedefliyor?

    1. Rojava devrimini boğmaya dönük oluşturulan politikanın ürünü: Moral ve motivasyonu bozma, yardımlaşma ve dayanışmayı kırmak…
    2. Erken seçim hazırlığı: Geçtiğimiz ay yapılan genel seçimlerde tek başına iktidar olamayan AKP bu şekilde ülkede korku ve kaosu hakim kılarak insanlarda ‘AKP olmazsa bunlar olur’ psikolojisi yaratarak erken seçimde tek başına iktidar olmak.
    3. Suriye’ye müdahale hazırlığı: ‘Suriye’nin batısında hiç bir oluşuma müsade etmeyeceğiz’ diyen devlet aklı bu tür saldırılarla gelecekte yapılacak bir Rojava müdahalesine zemin hazırlıyor.
    4. Bir diğer sebep te yine diğerleriyle bağlantılı olarak Kürt hareketini savaşın içine çekmeye çalışmasıdır.

    İşin bir diğer önemli tarafı bu tür saldırılarda kullanılan gençlerin genel de Kürt olması. HDP Amed mitingine saldırıyı gerçekleştiren de yine aynı Suruç Katliamının faili olan gibi Adıyamanlı bir Kürt ailenin çocuğu. İmam hatip lisesi mezunu olan şahıs HDP mitingi saldırganıyla aynı ortamlarda kalmış. Adıyaman’da neler oluyor diye daha önce basına yansıyan haberler olmuştu. Bu haberlerde birçok aile çocuklarının durumunu emniyet yetkililerine bildirdiği halde emniyetin hiç bir şey yapmamasından yakınıyorlardı.

    Türkiye geri dönüşü olmayan karanlık sulara doğru yüzmeye devam ediyor. Türk devleti yöneticileri Kürt karşıtlığı üzerinden oluşturduğu Ortadoğu politikasında bir değişikliğe gitmezse ülkenin geleceği çok karanlık gözüküyor.

    Bu saldırı tüm gerekçeleri ile beraber en çok halkların Dayanışmasına yönelik bir saldırıydı. Bizim de en büyük cevabımız bu dayanışmayı daha da güçlendirmek olmalıdır.

    Yüzyılın en vahşi örgütü ve sahipleri karşısında dayanışma büyüdükçe tehlike ortadan kalkacaktır. İşte o zaman, Halkın Haklı davası kazanacaktır…

    Bomba patladığı an gençler ‘Arin’den Sibel’e, Yürüyoruz Zafere’ diye haykırıyordu…

    Onlar o an Arin ve Sibelleşirken kendilerini nice Arinlerin ve Sibellerin takip edeceğini çok iyi biliyorlardı…

    ….

    Aras Ararat-Londra