Tag: Website

  • ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’

    ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’

    Dergahına Sahip Çık İnisiyatifi, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde bir basın açıklaması yaparak, Alevi Dergahlarının gerçek sahipleri olan Alevilere devredilmesi gerektiğini belirttiler.

    ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’ 1

    “Dergahına Sahip Çık İnisiyatifi” adına açıklama yapan Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın ibadete açılmasını istedi.

    Demir, Alevi sivil toplum örgütlerinin başkanlarıyla Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki Kırklar Meydanı’nda yaptığı açıklamada, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın “müze” değil Alevi inancının kalbi, serçeşme olduğunu belirtti.

    Dergahın başta Hacı Bektaş Veli olmak üzere birçok önemli şahsiyetin mezarını barındırdığını, aynı zamanda aşevi, meydanevi, kiler ve diğer bölümleriyle Alevi erkanlarının yürütüldüğü bir inanç  ve ibadet merkezi olduğunu vurgulayan Demir, “Milyonlarca Alevi, dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir şekilde kendi dergahlarını uzun yıllar ücret ödeyerek ziyaret edebilmekteydi. Ancak Alevi kurumlarımızın ve topluluğumuzun direnci sonucunda yakın bir geçmişte ücret alımı sonlandırılmıştır. Fakat ibadethanemiz olan dergahımız halen devlet tarafından işgal edilmekte ve müze olarak kullanılmaktadır” diye konuştu.

    ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’ 2

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın Alevi inancının kalbi kabul edildiğini, bu nedenle ibadete kapalı bulunmasının Alevi inancına vurulmuş ağır bir darbe olduğunu savunan Demir, şunları kaydetti:

    “Dergahımıza ilk müdahale 1826 yılında Alevi önderlerinin sürgüne gönderilmesi ve postnişinliğe bir Nakşibendi şeyhinin atanması ile başlamıştır. Bu dönemde yapılan ilk icraat da dergaha bir caminin eklenmiş olmasıdır. Daha sonra 1925 Tekke ve Zaviyeler Kanunu gereği dergahta ibadetler tamamen yasaklanmıştır. Günümüzde ise Dergah ibadete kapalı olmasına rağmen bu cami ibadete açıktır. 1925’den 1958 yılına kadar mülkiyetine, eşyalarına ve değerli el yazması kitaplarına el konularak o günkü Vakıflar İdaresi gözetimine, aslında yıkılışa terk edildi. Halen dergaha ait el yazması kaynaklar ve değerli eşyalar Türkiye ‘nin birçok ilinde bulunan değişik müzelerde dağınık halde tutulmaktadır.”

    Demir, dergahın Alevilere devredilmesini istediklerini belirtti.

    Açıklamanın ardından semah grubu gösteri gerçekleştirdi.

    Doğan Demir’e, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Baki Düzgün, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan ile bazı Alevi derneklerinin yöneticileri de eşlik etti.

  • 14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR

    14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR

    14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Şehitlerini sadece bugünde anmıyoruz. Onların büyük direnişçilikleri bugün insanlık mücadelesinin verildiği her yerde temsilini bulmaktadır.

    14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR 1

    Ali Boyraz-Londra

    Kürdistan ve PKK tarihinde bir çok önemli dönemeçler vardır. 14 Temmuz Direnişi de Kürtlerin ve insanlığın mücadelesinde bu derecede önemli bir role sahiptir.

    O halde 14 Temmuz direnişi neden bu kadar önemlidir?

    14 Temmuz Direnişi , Kürdistan’da ve Türkiye’de mücadelenin en zorlu koşullarında yeniden ayağa kalkışın ve, “Ben de varım, bizim mücadelemizi bitiremezsiniz” demenin adıdır.

    12 Eylül 1980 faşist askeri darbe yapıldıktan sonra Kürdistan ve Türkiye’de devrimci hareket ve gruplara yönelik şiddetli bir saldırı geliştirilmiştir. Toplu tutuklamalar, sokak ortasında insanların kurşunlanarak öldürülmesi, stadyumlarda kitlesel göz-altılarla toplu işkenceye maruz bırakma, köy meydanlarında insanların öldüresiye dövülmesi, hukuksuz bir şekilde 250,000 insanın tutuklanması gibi insanlık dışı uygulamaları çoğaltarak sıralamak mümkündür.

    Faşist askeri darbenin hedeflediği tek şey, Kürdistan’da geliştirilen mücadelenin halkla birlikte beton mezara gömülmek istenmesidir.

    Bu dönem bırakalım PKK mücadelesini, Kürtlük adına ne varsa yok edilmek istenmiştir. Bunun merkezi olarak da Diyarbakır 5 nolu zindan seçilmiştir.

    Diyarbakır zindanının içinde yaşananlar bugün de tam olarak bilinmemektedir. Tespit edildiği kadarıyla 1981-1984 arasında 70 kişi işkence sonucu yaşamını yitirmiştir. Ancak, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu sayı çok daha fazladır. Orada yaşayanlar, “anılarını” anlatırken daima “vahşet” vurgusu yapar. Ama Diyarbakır 5 nolu da yaşananlar vahşetle bile izah edilememektedir.

    Bir hücrenin, bir koğuşun yan taraftaki hücre ve koğuşta yaşananları öğrenme şansı olmamıştır. Bir çok şey yıllar sonra öğrenilmiştir. Yani, burada yaşayanlar bile tam olarak nelerin yaşandığını aylar- yıllar sonra öğrenebilmişlerdir.

    Yüzbaşı Esat Oktay ile birlikte getirilen 90 kişilik özel komando birliği bu zindandaki direnişi ve dışarıdaki halkın da iradesini kırmak için özel eğitilmişlerdir.

    Esat’ın kendisi de bizzat Kıbrıs’ta kontrgerilla eğitimi görmüştür.

    Diyarbakır zindanında hangi direnişten bahsedilecekse önce zindan ve dışarıdaki koşullara bakmak gerekiyor. Zindan ve dışarıda yoğun ve kontrolsüz bir baskı, katliam ve sindirme varken, PKK’nin de Kürdistan’dan yurtdışına çekilmiş olma gerçekliği vardır. Kaba deyimle, yaprağın kımıldamadığı bir süreçtir. Bu donemde Diyarbakır’da PKK’nin bir çok kadrosunun yanında 5,000 kişiye yakın tutuklu vardır. Yoğun bir baskı yaşanırken sürekli bir direniş çabası da vardır. Dolayısıyla bu süreç, PKK ve Kürdistan halkının mücadelesinin zindanda temsil edildiği bir süreçtir. Egemenler de bunu bildiği için zindanda vahşette sınır tanımamışlardır.

    Direniş kırılarak teslim alma ve kişiliksizleştirme temel politika haline getirilmiştir.

    Bunun karşısında ise tüm olanaksızlıklara, iletişimsizliğe, akla-hayale sığmayan uygulamalara rağmen DİRENİŞ kararı bedenlerle ortaya konulmuştur. 14 Temmuz Ölüm Orucu kararı verildiği zaman temel talep, askeri mahkemelerde siyasi savunmalara izin verilmesi ve ardından ise cezaevi koşullarının insanileştirilmesi olmuştur.

    Enternasyonalist KEMAL PİR, ‘‘ilk ölenler bizler olmalıydık, PKK’ye layık olmak gerekir”, demişti.

    Hayri Durmuş, ‘‘mezar taşıma bu halka borçludur yazın”, ‘‘Kürdistan Vietnamlaşıyor bu insan çığlıklarını unutmayın”, demişti.

    Kürdistan Gençliğinin Kızıl Yıldızı ALİ ÇIÇEK, ‘‘PKK bize teslimiyeti değil, direnişi öğretti”, demişti.

    AKİF YILMAZ, ‘‘bu halk için ne yapsak azdır”, diyerek 14 Temmuz Büyük Ölüm orucunun önemini daha ilk günden ifade etmişlerdir.

    14 Temmuz kararlılığı, Kürdistan’da ileride geliştirilecek olan gerilla mücadelesinin de ilham ve güç kaynağı olmuştur.

    Kemal Pir 7, M. Hayri Durmuş 12, Akif Yılmaz 15, ve Ali Çiçek 17 Eylül’de şehit olana kadar bu kararlılıktan kesinlikle taviz vermeyerek düşmanı kahretmiş ve şehadetleriyle de tarihin gidişatını değiştirmişlerdir.

    14 Temmuz direniş ruhu en zor koşullarda direnerek ayağa kalkışın ve haykırmanın adidir.

    Yine her koşulda düşmana karşı durabilecek iradenin gösterilmesidir. Bu irade, azim, kararlılık ve başarı bugün Şengal’de, Kobani’de ve direnen tüm insanlıkta temsilini bulmaktadır.

    Bu anlamda 14 Temmuz direnişi, aynı zamanda Kürdistan halkının mücadelesinin tetiklendiği andır.

    14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Şehitleri halkların özgürlük kavgasında yaşamaya devam edecektir.

    Temmuz 2015

  • Cezaevinden Seçim İzlenimleri

    Cezaevinden Seçim İzlenimleri

    Yazar Özgür Amed, hükümlü bulunduğu Diyarbakır D Tipi Hapishanesinde 7 Haziran genel seçimlerini, vekil tahminlerini, “hapishane bilgi işlemi” ve sonuçları nasıl heyecanla beklediklerini bianet’e yazdı.

    Cezaevinden Seçim İzlenimleri 1

    Bugünü, yani 8 Haziran’ı, siyasi tutsaklar olarak çok heyecanlı ve umutlu geçirdik. Gece bitmek üzere ve şu an bu satırları yazarken ikinci bir mutluluk yaşıyorum. Pencere kenarındayım ve nerden geldiğini bilmediğim muhteşem bir parça dinliyorum. Melodiler karanlığı delip bana ulaşıyor. Yani günü iyi bir finalle kapatmak üzereyim. Oda arkadaşlarım da hazır yatıyorken ben de bugüne geliş sürecimizi ve seçimi nasıl atlattığımızı özetlemeye çalışacağım. Dikenli yollara sapmadan, sizi de yormadan kısa notlarla bizdeki seçim şöyle:

    Newroz’dan bu yana cezaevindeki bitmek bilmez, her gün tartışılan bir konu idi seçim. Hiçbir yer bu mekân kadar bu sürecin takipçisi olamaz. Günler boyu program takip etmeler, okumalar ve onların tartışılması, her cepheden tüm olasılıkları anlama çabası aldı başını gitti. Tüm canlı yayınları izledik, kaçırdığımız detayları görüşlerde aile ve avukatlar üzerinden öğrenmeye çalıştık. Kartondan yaptığımız tahta üzerinde il il hesaplar, geçmiş seçimlerle kıyaslamalar hala duruyor. HDP Bilgi İşlem bizim kadar çalışmamıştır.

    Ercan Hevalin cebinde cumhurbaşkanlığı seçiminden kalma bir kupür elden ele dolaşıp tekrar onun cebine iniyordu. Bir sonraki seçim için rafa kaldırdı. Kısmımızın en fantastik yorumcusu Sadık Hevaldir. Aynı zamanda yaşça en büyüğümüz. Sadık Hevalin kendine has bir seçim algoritması vardı. Yatarken kurguladığı simülasyonları sabahları bizimle paylaşıyordu. Bir on gün önce seslendi ve yaz dedi. “HDP en az 80 vekil çıkaracak” Heval ne ettin! En fazla 77 civarı oluyor. İkna edemedik. Ve 8 Haziran’da haklı çıktı. Bu haklılığın gururu ile şimdi volta atıyor.

    Burada yaklaşık 210 oy kullanıldı. Bunun 200 tanesi HDP çıktı. Bağımsızlarda kalan veya adli suçlular arasında kalanların AKP’ye verdiği birkaç oy var. Asıl bomba ise MHP’ye de bir oyun çıkmış olması. Rakamla: 1. Heyecan yapmayın hemen, o oy da gidemedi ülkücü camiaya. Çünkü bir arkadaş yanlışlıkla basmış. Madem öyle, gel böyle kuralından yola çıkarak HDP’ye de tekrar evet basıp oyu yakmış. Yani oy intihar etmiş.

    Yaklaşık 250 kişi de oy kullanamadı. Ben de o şanssız arkadaşlardan biriyim. Hükümlü olduğumuz için oy hakkımız yok. Bizim kısımdan bir arkadaş oy kullanmaktan döndüğünde elini açıp gösterdi. “Merak etme, senin içinde evet’i bastım” dedi. Avucunda iki evet mührü vardı.

    Seçim günü kahvaltıdan sonra tüm arkadaşları topladım ve hepsinden tek tek bir oran söylemesini istedim. Bizim kısım alt ve üst kat olmak üzere, 6 oda ve toplam 19 kişiyiz. “Sadık heval, yüzde kaç olacağız?” dedim. “Yüzde 16” dedi. En yüksek oran ondan geldi. En düşük oran ise Ömer Hevalin yüzde 10.3 tahmini idi. Ortalamamızı hesapladım: Yüzde 11.8 çıktı. En iyi tahmini yapan arkadaş M.Ö 550’li yıllarda kurulan bir direniş örgütünde üye olduğunu söyleyen Fexri Heval oldu.  Yüzde 13.5 demişti. Ödül olarak dev bir alkış, fıstık fındık verdik. Seçim bitti! Sandıkların hepsi açıldı ama Sadık Heval hala umutlu, oy oranının artmasını bekliyor.

    Sadık Heval daha önce pek çok hesap yapmıştı. Onun hesaplarına göre 175 vekil çıkarıyorduk. Örneğin sadece iki vekil çıkaran Yalova’ya üç tane HDP vekili vermişti. Yalova yüzde 23 çıkaracağız, deyip durdu. Yalova takıntısının özel bir nedeni var ama bize söylemiyor.

    Hapis kesinlikle mekân ile ilgili değil. Lakin bazen kendini dört duvar arasında hissettiğin zamanlar var. Amed mitinginde bomba patladığında da öyle oldu. Yüreğindeki acı yumru olup göğüs kafesine yapışıyor. Çıkmıyor oradan. Çıksa da duvara çarpıp geri geliyor. Acı seninle kalıyor, aşamıyor duvarı. Canlı izledik her şeyi. O an orada olmak istiyorsun. Sevinç illa ki ortaklaşacak bir an, bir kişi bulur ama acıyı zamanında paylaşma isteği daha fazladır,  daha çok tetikler. İki gün sonra da o bizimle kalan acıyı çığlıklar ile nihayet gökyüzüne savurduk. Sandıklar açıldıkça acı da o sandıklardan dışarı çıkıyordu.

    Akşam kurulduk. Barajdan yana tek bir tereddüdümüz yok ama AKP ve onların gözü dönmüşlüğünden, çalınacak oylardan çok kaygılıyız. Tek korkumuz bu yönlü. Oy oranımız yükseldikçe rahatladık, eridik. Hatta gardiyanlar da gelip bizimle oturdu ve beraber izledik. İsterseniz bu gece sizi odaya kilitleyelim biz dışarıda kalalım dedik ama kabul etmediler.

    Saatler akşam 23:00’e yaklaştığında sloganlar, bağırış ve çağırışlar her tarafı inletiyordu. Diğer kısımlardan da sesler bize ulaşıyordu. Muazzam bir sevinç her tarafı sarmıştı. Tüm kısımlar aynı anda harekete geçtiğinde, duvar ve telleri aşan ses orkestrası tarifi zor bir duygu ortaya çıkıyor. Bu seçim zaferi ile tekrar bu duyguyu hissettik. Gece çok uzun oldu. Uyku haram idi. Sabaha karşı artık rahatça yatağa uzanabildik. Aylardır binbir zorlukla kafa patlatma ile geçen süre yerini sabah kucaklaşmaya bıraktı. Kimse görmedi, duymadı ama çok büyük sevinç yaşadık. Bunu bilin isteriz.

    Şimdi tüm kısımlarda ben bunu demiştim, bu oranı demiştim, en yakın ben tutturdum kavgası var. Yeni gündem konusu ise nur topu gibi koalisyon meselesi…

    Durum bizde özetle böyle.

    Pek çok şey söylenebilir ama bir iki kelam ile duygularımı ifade edip bağlayalım sözü. Siyasi tarihi, bilinç ve ruhu, vatanı, kimliği, dili yok denilen ve en önemlisi varlığı kuşkulu kabul edilen Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Romanlar, Aleviler kısacası tüm ötekiler, emekçiler, ezilenler, hor görülenler artık meclisin içinde resmi olarak varlar. Haykıracaklar. Meclis ilk defa 1923’teki ilk haline, çoğulcu temsiliyetine benzedi. Bu önemlidir kanımca. Sömürgeciliğe karşı 84’te ilk sıkılan kurşundan sonra dağıtılan bir bildiride “Sizleri, yaşamınızı, geleceğimizi karartan bu faşist barbarlığa karşı direniş mücadelesini yükseltmeye, sahip çıkmaya çağırıyoruz” denmişti. Eruh sokaklarında dolaşan bu bildiri, ilk defa karşılık buluyor. Karşılık buldu. Eğer insan dâhil olduğu siyasal, sosyal ve kültürel ilişkilerin bir toplamı ise, HDP Gramsci’nin iddia ettiği “kolektif özne” olabilmiş demektir.

    Çünkü tüm farklılıklar aynı eylem talebinde bulundu. Eylemini harekete geçirdi. Unutulan miras tekrar hatırlandı. Benjamin “Unutulmak üzere olayların, durumların, yüreklerin devrimci bir güç taşıdığını” iddia eder. Bu seçim zaferi unutulan en büyük devrimci gücü yani umudu tekrar hatırlattı. Her şey yeni başlıyor. Hepimize başarılar.

    Amed D Tipi’nden kucak dolusu selamlar. Tüm arkadaşların selamı var… (ÖA/AS)

     

    Bianet.org

     

    Roboski katliamını yapanları yargılamaya bile yeltenmeyen devletin hakim ve savcıları, Roboski katliamı protesto eylemlerine katıldığı için Yazar Özgür Amed’e 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası Verdi. Amed 23 Şubat 2015’ten bu yana cezaevinde.

  • ‘Edoğan’ı Tel Abyad Endişesi Sardı’

    ‘Edoğan’ı Tel Abyad Endişesi Sardı’

    Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’yu yakından takip eden Yazar Fehim Taştekin Erdoğan’ın Tel Abyad ile ilgili değerlendirmelerini köşesine taşıdı. ‘Tel Abyad düştü düşecek’ başlığıyla kaleme aldığı yazıda Erdoğan’ın son açıklamalarını İşid’e desteğin itirafı olarak yorumlayan Taştekin’in yazısı şöyle:

    ‘Edoğan’ı Tel Abyad Endişesi Sardı’ 1

    YPG Kobani ve Serekaniye arasındaki bölgede IŞİD’i süpürdükçe Erdoğan’ı Tel Ebyad endişesi sardı.

    Rojava’nın savunma gücü YPG’nin IŞİD’e karşı direndiği günlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Kobani düştü düşecek” sözünde bir müjde saklıydı. Şimdi Kürtler “Tel Ebyad düştü düşecek” diye nazire yapıyor.
IŞİD’in en fazla zorlandığı cephe Rojava oldu. YPG, Kobani’den çıkardığı IŞİD’i bugünlerde Tel Ebyad’da sıkıştırıp Kobani ile Cezire kantonları arasında bir hat açmaya çalışıyor. IŞİD, Tel Ebyad’da olduğu sürece hem Cezire hem Kobani’yi rahat bırakmayacak. Batıda Kobani’den, doğuda Serekaniye’den hareket eden YPG güçleri Tel Ebyad’ı iki koldan kıskaca almış durumda. Tel Ebyad, IŞİD’in merkez üssü haline getirdiği güneydeki Rakka’yı Türkiye sınırına bağlıyor.

    YPG sözcüsü Redur Halil ve yerel bir Arap kaynaktan edindiğim bilgilere göre IŞİD’i Kobani’nin güneyinde Sırrin ve Ayn İsa’ya kadar püskürten YPG, Tel Ebyad’a batıdan 10 km, doğudan 19 km yaklaştı. Bu savaşı Burkan el Fırat adlı koalisyondaki Arap ortaklarıyla birlikte yürüten YPG dün itibariyle Tel Ebyad’ın doğusundaki Süluk beldesinin doğusuna girdi. Ancak YPG ilerlerken temkinli davranıyor; nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Arapların vereceği tepkiden ve sivil kayıplara yol açmaktan kaçınıyor. Bunun için Araplara koruma güvencesi vermeye çalışıyor. 
IŞİD, Halep’in kuzeyinde Türkmenlerin de yaşadığı bölgeye saldırdığında Rojava’nın üçüncü kantonu Afrin de teyakkuza geçmişti. Ancak IŞİD ileride Afrin etrafındaki diğer muhalif güçleri yenilgiye uğratsa bile bölgeye girmesi kolay olmaz. Düzlük olması nedeniyle saldırıya açık olan Kobani’den farklı olarak Afrin’in dağlık bölgeleri dışardan gelecek saldırılara karşı set görevi görüyor.

    Peki, bu savaş düzeninde Türkiye nerede duruyor? Rejime karşı Fetih Ordusu’nu silahlandıran hükümet YPG’nin ilerleyişinden dolayı mutsuz. Hem Azez civarındaki köylerde hem Serekaniye bölgesindeki Hamam beldesinde Türkmenleri tehdit eden taraf IŞİD olduğu halde Erdoğan ibretlik bir tepki verdi. “Kobani düştü düşecek” sözüyle Kürtleri kaybeden Erdoğan dün şu ifadeleri kullandı: 
”Tel Ebyad’da Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor.”

    Bundan daha çarpıcı IŞİD’e destek itirafı olabilir mi? IŞİD lehine bu kadar net pozisyon aldıktan sonra “IŞİD, Türkiye’den Suriye’ye geçen binlerce savaşçıyla güç sağlıyor. Geçişleri engellemek için Türk yetkililer ihtiyaçları olan kapasiteyi tam olarak artırmış değiller” diyen ABD Başkanı Barack Obama’ya kızmanın alemi ne? 
YPG saflarında IŞİD’e karşı savaşırken ölen Türkiyeli Kürt gençlerin sayısı 500’ü aşmışken bir cumhurbaşkanı cenazelerle kavrulan kentlerin acılarıyla bu şekilde oynayabilir mi? Daha önceki gün Cezire’de yaşamını yitiren 10 gencin cenazesi Türkiye’ye getirildi. Yüzlerce insan Suriye ve Irak cephesinde sadece Kürtleri değil Arapları da Türkmenleri de Süryanileri de Ezidileri de korurken can verdi.

    Elbette çatışmalar, IŞİD’in baskıları ve hava bombardımanları yüzünden insanlar evlerini terk ediyor. Ancak burada ciddi bir abartma ve manipülasyonla karşı karşıyayız. Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa’ya sordum şunu söyledi:

    “Türkmenler sürülüyor denilince herkes endişeyle bize soruyor. Akçakale’ye temsilcilerimizi gönderdim, orada mülteci bulamadılar. Durum abartılıyor. Hamam’dan bir iki kişi gelmiş, onlar da dönmüş. Hamam’da Kürtler yok, IŞİD tehdidi var. Azez bölgesinden de muhalif güçlerle IŞİD arasındaki çatışmalar yüzünden 200-300 kişi geldi. Bunların Kürtlerle alakası yok.”

    Eğer bir etnik temizlikten bahsedilecekse Türkiye üzerinden Tel Ebyad’a sürülen Nusra ve Ahrar el Şam’ın Kürtlere yaptıkları belki bize bir şeyler anlatabilir. Kürtlerin Temmuz 2012’de kendi bölgelerinde kontrolü ele alınca Türkiye destekli cihatçı gruplar 19 Eylül 2012’de Tel Ebyad’a girmişti. Kürt Cephesi ile çatışmalar yaşandı, sonra sükûnet sağlandı. Bir yıl sonra, 19 Temmuz-5 Ağustos arasında camilerin hoparlörlerden Kürtlere Tel Ebyad’ı terk etmeleri yoksa öldürülecekleri anonsları yapıldı. Ardından evler tek tek basıldı, erkekler öldürüldü, kadın ve çocuklar rehine alındı. O zaman YPG 70 kişinin öldürüldüğünü, 400 kişinin kaçırıldığını açıkladı. (El Alem ise 120’si çocuk 330 kadının katledildiğini öne sürdü ama bu rakamlar başka kaynaklarca teyit edilmedi.) Bu tam anlamıyla etnik temizlikti. Kürtlerin sürülmesiyle Kobani ile Cezire kantonu da birbirinden koparılmış oldu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov meseleyi BM’ye taşıyıp kınama talep etti ama ‘devrime leke sürülmesin’ diye kimse üzerinde durmadı. Nusra-IŞİD ayrışmasına paralel olarak IŞİD, Ocak 2014’te eski ortaklarını kanlı bir şekilde bastırarak Tel Ebyad’da kontrolü ele aldı. Benzer katliamların listesi uzun. Mesela Nusra ve ortakları İdlib zaferi sonrası 25 Nisan’da İştebrak’ta onlarca Alevi’yi katletti. 10 Haziran’da da Nusra, İdlib’e bağlı Kalp Loze köyünde en az 20 Dürzi’yi öldürdü. 
Görüldüğü gibi Suriye’deki suç dosyası tahayyülünüzün ötesinde kabarık. Ve bu dosyalar düşeni arkasından kovalayacak kadar ağır!

    Radikal.com.tr

  • HDP Meclise 31 Kadın Gönderiyor: İşte Kadın Milletvekilleri Listesi

    HDP Meclise 31 Kadın Gönderiyor: İşte Kadın Milletvekilleri Listesi

    HDP, resmi olmayan seçim sonuçlarına göre 80 milletvekili Meclis’e gönderiyor. 80 milletvekilinden 31’i kadın.

    HDP Meclise 31 Kadın Gönderiyor: İşte Kadın Milletvekilleri Listesi 1

    Türkiye’de kadın kimliğinin en güçlü temsiliyetini taşıyan HDP, aldığı sonuçlarla kadın partisi olduğunu da kanıtladı. HDP’nin başarısında en büyük paya sahip olan ve seçim kampanyasının da öncülüğünü yapan kadın temsiliyeti Türkiye tarihinde ilk defa bu düzeyde Meclis’e yansıyacak. HDP’nin kesin olmayan seçim sonuçlarına göre aldığı 6 milyon civarı oy ile çıkardığı 80 civarı milletvekilinden yüzde 40’ı kadınlardan oluşuyor. HDP 31 kadın milletvekili ile meclisi kadın rengine büründürmeye şimdiden hazır. 

Türkiye ve Kürdistan genelinde gece gündüz çalışan HDP’li kadınlar çalışmalarını sandığa taşıyarak, Türkiye’de kadın hareketinin umudu olmayı başardı. Kadın erkek eşitliğini savunan HDP, hayata geçirdiği eşbaşkanlık sistemi ile kadının özgün çalışmaları ile siyasetin birçok alanında aktif yer alarak, siyasete el koymayı hedefliyor. 

Toplumun tüm kesimlerinden gösterdiği kadın adayları ile Meclis’e giren ve siyasi tarihi boyunca kadın öncülüğünde yürüttüğü çalışmalar ile her zaman ilkleri başaran HDP, bugün kadınlar öncülüğünde yine bir ilke imza atarak yüzde 10 faşist barajı kadınlar öncülüğünde yerle bir etti.

     

    HDP’nin çıkardığı kadın milletvekili listesi şöyle:

    Adana: Meral Danış Beştaş

    Ağrı: Leyla Zana, Dirayet Taşdemir

    Bitlis: Mizgin Irgat

    Bursa: Asiye Kolçak

    Amed: Nursel Aydoğan, Feleknas Uca, Sibel Yiğitalp

    Erzurum: Seher Akçınar Bayar

Hakkari: Selma Irmak

    Mersin: Çilem Öz

    İstanbul: Pervin Buldan, Beyza Üstün, Filiz Kerestecioğlu, Hüda Kaya

    Mardin: Gülser Yıldırım, Enise Güneyli

    Muş: Burcu Çelik

    Siirt: Hatice Seviptekin

    Dersim: Edibe Şahin

    Urfa: Dilek Öcalan, Leyla Güven

    Van: Figen Yükdağ, Yurdusev Özsökmenler, Tuğba Hazer, Remziye Özgökçe

    Batman: Saadet Becerikli, Ayşe Acar Başaran

    Şırnak: Leyla Birlik, Aycan İrmez

    Iğdır: Kıznaz Türkeli

  • HDP Eşbaşkanı Demirtaştan İlk Açıklama: Ne olursa olsun biz bu seçimi gerçekleştireceğiz ve bu barajı aşacağız.

    HDP Eşbaşkanı Demirtaştan İlk Açıklama: Ne olursa olsun biz bu seçimi gerçekleştireceğiz ve bu barajı aşacağız.

    HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Med Nuçe televizyonuna katıldığı canlı yayında yaptığı ilk açıklamada halkı provakasyona gelmemeye ve sokaklardan çekilip açıklamanın yapılacağı il binası önünde toplanmaya çağırdı.

     

    Demirtaş şunları belirtti: ”Bunlar seçime yönelik HDP’yi baraj altında bırakmaya yönelik saldırılardır, kirli oyunlardır. Meydanlardaki herkesi il binası önünde toplanmaya bekliyorum. Birazdan ordan açıklama yapacağım. Asıl yapılmak istenen halkı sokaklara dökmektir. Saldırının asıl amacı meydanda bombalı saldırı yaparak halkı geleyana getirmek ve olayları tüm sokaklara yaymak. Halkımızı provakasyonlara gelmemeye çağırıyorum. Kesinlikle bir gerilim istemiyoruz. Bu provakasyona gelmeyeceğiz. Ne olursa olsun biz bu seçimi gerçekleştireceğiz ve bu barajı aşacağız.”

  • SON DAKİKA: Yüzbinlerin Katıldığı Amed Mitinginde İki Ayrı Patlama

    SON DAKİKA: Yüzbinlerin Katıldığı Amed Mitinginde İki Ayrı Patlama

    Yüzbinlerin tarihi bir seçim mitingi gerçekleştirdiği HDP’nin İstasyon Meydanı’ndaki mitinginde nedeni belli olmayan iki patlama meydana geldi. Onlarca yaralı var….

    Patlamanın nedeni ilk olarak trafo patlaması olarak açıklansa da ikinci patlamanın yaşanması olayın bir saldırı olduğunu gösteriyor.

    Miting dağılıyor, Türk polislerlerinin halka saldırısı da devam ediyor.

    SON DAKİKA: Yüzbinlerin Katıldığı Amed Mitinginde İki Ayrı Patlama 1

     

    Ayrıntılar birazdan…