Category: Oktay Şahbaz

  • Okul, aile ve öğrenci üçgeninin önemi

    Okul, aile ve öğrenci üçgeninin önemi

    Bir çoğumuz için okul ile olan ilişkimiz yılda bir yada en fazla iki defa yapılan veli toplantılarının dışına çıkmıyor. Yine çoğumuz için bu ilişki burada bize söylenen ve dinlediklerimiz ile kalıyor. Bu haftaki yazımda okul ile aile ilişkisinin önemi ve bunun neden ve nasıl olabileceği konusunda bazı noktalarda bulunmak istedim, umarım faydalı olur.

    Eminim hepimiz okul, aile ve öğrenci üçgenin ne kadar önemli olduğunu sayısız defa duymuşuzdur. Aslında sürekli velilere belirtilen bu kavram herkesin dikkate alması ve en iyi şekilde uygulaması gereken gerçeklerden bir tanesi. Okulun ve öğrencinin iyi bir şekilde çalışması ancak ailenin vereceği destek ile mümkün olabilir. Kimi aile bu ilişki sayesinde çocuğunun durumunu, başarısını veya başarısızlığını öğrenir. Kimi aile ise, daha etkili bir rol alıp okulda çocuklarının öğrendiği dersten tutunda onların okulunda gönüllü çalışmalar yapmaya kadar gider. Bu üçgeni iyi işleten velilerin çocukları ya başarılı olurlar yada işler kötüye gitmeye başladığında büyük sorunlar ortaya çıkmadan müdahale ederler.

    Okulu ile iyi bir ilişkinin kurulması için okul ve aile arasında düzenli, güvenli ve dürüst bir bilgi paylaşımının olması gerekiyor. Her okulun ailelere bu konuda olanaklar yaratması bir çok müdürün en temel görevi. Ayrıca her müdür okullarının kapısını ailelere ve topluma açıp sınıf ve ev arasında bir bağ kurulabileceğini göstermesi lazım. Bunu yapan müdür başta veliler olmak üzere okuldaki öğretmen veya öğrenci olsun her kesim tarafından sevilir ve saygı duyulur.

    Bu nokta kadar önemli olan bir şey ise ailelerin okula dürüst ve zamanlı bilgi vermeleri. Dışarıdan içine kapanık olarak görünen bizim gibi toplumlarda bu konuda maalesef bilgi paylaşımı çok az. Çocuklarımızın hayatında önemli olan bazı gelişmeleri zamanında okula bildirmemiz eğitim seviyesi açısından önemli bir nokta. Örnek verelim, anne ve baba ayrılıyor yada boşanıyor – yetişkinler için bile çok zor olan bu dönem bir çocuk için (yaşı ne olursa olsun) tahmin edilemeyeceği kadar daha zor bir tecrübedir. Bir çok çocuk böyle dönemlerde kendilerini diğer çocuklardan daha farklı görüp o zamana kadar girmediği ve göstermediği davranışları sergiler. Yine bir başka örnek ise aileden birisinin vefat etmesi olabilir – yine hem yetişkinler için hem de çocuklar için böyle bir şer zor bir döneme tekabül eder ve yardım şarttır. Bu veya buna benzer durumların okullar ile paylaşılması çocuğun okul tarafından gereken yardımı ve desteği almasını sağlar.

    İngiltere’de gerek ilkokullarda gerekse de ortaokullarda SENCO (Special Education Needs Co-ordinator) yani, Özel Eğitim İhtiyaç Koordinatörleri görev alır. Bu öğretmenler çocukların sağlık, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak ile sorumlu olan kişilerdir. Bir okuldaki SENCO öğrenci, veli bunun yanında bir çok kurum ve kuruluş ile yakından çalışır. SENCO’lar sosyal, sağlık ve psikolojik sorunlar yaşayan çocuklar ile yakından ilgilenip okuldaki öğretmenlere bu tür sorunları olan öğrenciler ile nasıl ilgilenebilecekleri konusunda eğitim verirler. Bu tür ihtiyaçları olan öğrencilerinin velileri ile SENCO sürekli bir diyalog içindedir. Her aile kendi okulundaki SENCO’lar ile sınıf öğretmenleri aracılığıyla irtibata geçip görüşebilir.

    Ailelerin en temelde okulda öğrencilerinin sınıf öğretmeni, yada İngiltere’deki adıyla ‘tutor’ ile bir diyalog içinde olması lazım. Veli toplantılarının dışında bu öğretmeni ile diyalog içinde olup çocukları hakkında istedikleri zaman bilgi alabilirler. Bunun dışında genel okul sorunları ile ilgili her veli okul müdürü ile görüşebilir. Müdür ile bu konuda istenilen zamanda randevu talep edip görüşme, duygu ve düşüncelerini bildirme, her velinin temel hakkıdır. Son olarak okulun gidişatı veya okul müdürü hakkında olan şikayet yada öneriler konusunda ise Okul Aile Birliği (School Governors) paneli yada bölge eğitim müdürlükleri (LEA) ile görüşebilirler. Bu bilgilere her gün ihtiyacımız olmasa da, gerek duyduğumuzda kullanabileceğimiz bazı ilişki yöntemleri.

  • Kurslar ve Çocuklar

    Çocuklarımızın gelişmeleri için ve yeni yetenekler öğrenmesi için toplum olarak büyük bir çaba içerisindeyiz. Kendi geldiğimiz koşullar ve yaşam standartlarımızdan dolayı kendimizin zamanında çok isteyip de yapamadığı bir enstrüman çalmak yada sahnede bir oyunda yer almak gibi taleplerin çocuklarımız tarafından gerçekleşmesi için enerjimizin son damlasına kadar çaba gösteriyoruz. Bunun yanında İngilizce dil eksikliklerimizin olması ve İngiltere’deki eğitim sistemini iyi bilmediğimiz için Türkiye’den de alışık olduğumuz dershanelere çocuklarımızı götürüp, çoğu zaman tonlarca para dökerek, çocuklarımızın bizi yapamadığı ve alamadığı eğitimi almaları için ikinci bir çaba sarf ediyoruz. Çocuklarımızın iyi bir eğitim almaları ve yeni bir yetenek öğrenip geliştirmeleri tabii ki de yadırganacak bir şey değil, hatta desteklenmesi ve herkes tarafından yapılması gereken bir özellik. Geçen sene yazdığım bu yazıyı bu yıl tekrar yayınlama ihtiyacı duydum, umarım bu konuda başarılı olurum.

    Yukarda belirtileni yapmak istemek tabii ki yanlış değil fakat yanlış olan ise bazı şeyleri nasıl yaptığımız. Önce, kültür, sanat, sportif kurslardan başlayalım. Son zamanlarda gittiğim bir çok evde müzikal enstrümanların çoğunluğu beni epey bir şaşırttı. Bir çok evde oturma odasında bir gitar, mutfakta saz, yatak odasında bir keman ile karşılaşmak mümkün. Bu enstrüman dizisi bir çok seferinde o evdeki çocuğun şu an geçtiği yada son dönemlerde geçtiği süreci bana anlatmaya yetiyor. Bir çok ailenin “Oğlum önce saza başladı, sonra kemanı denedi çok zorlandı ama şimdi gitarı deniyor” dediğini duymuşunuzdur. Bunun yanında aynı çocuğun tiyatro ve halk oyunları kursu aldığını yada piyano dersi almak için ailesi tarafından ikna edilmeye çalışıldığını bizzat görenlerimiz vardır. Hal böyle olunca özellikle hafta içleri Türk ve Kürt annelerin, ellerinde sandviç ve yemekler ile, o kurstan bu kursa gittiklerini görmek mümkün. Hatta ve hatta futbol, tekvando ve boks gibi aktivitelerle haftanın 7 gününü dolduran ailelerimizin sayısının hiç küçümsenmeyecek kadar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durumun kime zarar verdiğini anlamakta pek zorlanacağımızı sanmıyorum. Bunun çocuklarımıza iyilik me yoksa kötülük mu olduğunu anlamak için yapmamız gereken tek şey durup bir düşünmek.

    Bir çoğumuz çocuklarımızın çocuk olduğunu unutup aslında onların gelişimine zarar verdiğimizi görmüyoruz. Tüm koşturma kavgasında aile denilen bütünlüğüne zarar verip ilerde diyalog sorunu ve başka sorunlar yaşamanın temelini atıyoruz. Hele birde bu kursların seçimini çocuklarımızın yerine biz yapmışsak, bu özellikle iki kültür arasında büyüyen çocuklarımızın ilerde kendi toplumundan uzaklaşmasına yol açacak sebeplerin başında geliyor. Kendimiz ve çocuklarımız arasında geçen zamanı iyi kullanmamız önemli. Her çocuğun her şeyi yapacağına inanmak yapacağımız en büyük yanlış olur. Çocuklarımızı gelişimlerine yardımcı olacak bu tür kurslar konusunda fikir verip teşvik edelim, fakat son kararı beraber verip o kararın sağlıklı olmasını sağlayalım. 10 tane kurs yerine çocuklarımızın zevk aldığı ve ihtiyaç duyduğu 1-2 kursu ve aktiviteyi yapmaları onların her şeyi yarım bilmesinin önüne geçip bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlayacaktır. Kalan zamanımızı ailece bir aktiviteye harcamak, ki bu evde beraber oturup yemek yemeden, beraber sinemaya gitmeye kadar her şey olabilir, çocuklarımızın gelişmesinde daha fazla yardımcı olacaktır.

    Eğitim kursları için ise yine benzer şeyleri söylemek mümkün. Kendimiz iyi İngilizce ve eğitim sistemini bilmememize rağmen bazen çocuklarımızın eğitim hayatında yanlış kararlar alıp yanlış yönlendirmeler yapabiliyoruz. Eğer çocuğunuz eğitim konusunda sıkıntıları olduğunu düşünüyorsanız yapmanız gereken en temel şey çocuğunuz ile her zaman çalışan ve eğitim veren okul öğretmenleri ile görüşmeniz. Kafanızdaki kaygı ve sıkıntıları paylaşıp, deyim yerindeyse bu işin kitabını okumuş birisinden bilgi almanız önemli- yani öğretmenlerden! Her çocuğun farklı öğrendiğini ve farklı metotlar ile kendini geliştirebileceği gerçeğine kendimizi alıştırmamız lazım. Ayrıca toplum olarak artık kabullenmemiz gereken başka bir geçek ise, hepinizin çocuğunun Latymer okuluna gitmeyecek olması. Bir eğitmen olarak bana bu konuda sorulan soruları gerçekten hayretler ve ağzı açık bir şekilde dinliyorum. Hepimiz bu tür konularda kendimizi başarıya o kadar çok şartlandırmışız ki çocuğumuzun başarısız olduğunda ona verecek zararı görmeyen bir durumdayız. Aslında acı olanda bu!

    Çocuklarımızın gelişimi tüm anne ve babalar için önemli. Geleceğimiz olarak gördüğümüz çocuklarımıza yardımcı olmak için daha titiz davranalım, onlar bunu fazlasıyla hak ediyor.

  • Akademi okullarının düşen maskesi

    Bu hafta yayınlanan iki haber işçi ve yoksul çocukların gelecek ve iyi eğitim hakları konusunda karamsar bir hava çizdi. Bir araştırma bir çocuğun gelecekte iyi bir kariyer elde edebilmesinin anne ve babanın ekonomik durumuna bağlı olduğunu söylerken diğeri ise akademi okullarının özellikle işçi ve yoksul kesimden gelen çocukların eğitim ihtiyacına cevap vermediğini dile getirdi. İki araştırma, son dönemlerdeki gelişmeler bir çoğumuzu bu konuda şaşırtmazken, şimdiye kadar sadece ilerici akademisyen ve politikacıların söylediklerini tahin eder anlamda. Bu haftaki yazımda sizler ile bazı bilgileri paylaşmaya ve bu konuda neler yapılabileneceği konusunda öneriler yapmaya çalışacağım. Umarım, her zamanki gibi, yardımcı olur.

    Social Mobility and Child Poverty Commission (Sosyal Hareketlilik ve Çocuk Yoksulluğu Komisyonu) bu hafta yayınladığı araştırmaya göre özellikle orta sınıf ailelerin düşük yetenekli çocuklarını korumada daha donanımlı olduğunu söylerken, yoksul veya işçi bir ailenin zeki çocuğunun ailesinin maddi durumunda dolayı hak ettiği noktaya gelme konusunda zorluk yasacağı bilgisini sundu. Araştırma daha az yetenekli olan bir zengin çocuğun daha zeki olan fakir bir çocuğa göre iyi bir iş ve gelir sahibi olmasının %35 daha olasılıklı olduğunu belirtti. Hükümet her ne kadar bu konuda az gelirli, işçi ve yoksul çocuklara yardımcı oluyorum dese bile bu tablo acı gerçeği gözler önüne serdi.

    İngiltere’de 1970 yılında doğan 17 bin çocuk üzerinde yapılan araştırma hükümeti sosyal hareketlilik konusunda bilgilendirmeyi hedefliyor. Araştırma zengin ailelerin çocuklarının iş sektöründe önemli olan yetenek ve bilgiler konusunda ‘yardımcı’ olduklarını söyledi. Bu yardımın daha çok maddi duruma bağlı olduğuna dikkat çekilirken aynı zaman zengin ailelerin ‘tanıdıkları’ aracılığıyla çocuklarına ne öğretmeleri konusunda daha isabetli kararlar verdiklerini söyledi. Bu durumda yoksul ve fakir ama daha zeki olan çocukların bir çok daha iyi ücretli işlerden arındırıldığı daha somut şekliyle ortaya çıkmış oldu. Kısacası neyi bildiğinden daha çok kimi tanıdığın ve banka hesabının gücünün bir çok şeyi belirlediği daha somut bir şekilde ortaya çıktı.

    Bir diğer araştırma ise benim daha önce bu köşeden hakkında yazdığım akademi okulları ile ilgili. Daha önceki yazılarımda da değindiğim gibi bu okul modelinin asıl hedefi özellikle yoksul ve fakir olan çocuklarının eğitim seviyesini yükseltmekti. Fakat akademilerin buna hizmet etmekten çok uzak olduğunu yine bu köşede değinilen bir başka söylemdi. Bu hafta içi yapılan bir araştırma benim ve benim gibi düşünen akademisyenleri doğrular ve destekler şekilde. Sutton Araştırma Merkezi tarafında yapılan araştırma akademi okullarına sponsor olan 34 şirketin okullarına baktı. 34 şirket okullarının 22’sinde yoksul ve fakir çocuklarının eğitim seviyesinin devlet okullarına göre daha düşük olduğu görüldü. Daha derin yapılan araştırmada ise 156 akademi okulun sınav sonuçları 156 tane devlet okulu ile karşılaştırıldı. Bu karşılaştırmada ise sorunun daha büyük olduğuna dikkat çekildi.

    Devlet parasıyla inşa edilen fakat özel şirket sponsorları olan, bölge eğitim müdürlüklerine bağlı olmayan ve okul ve öğrenci hakkında istedikleri kararı kendileri verme yetkisi olan akademilerin tüm bu ‘özel’ koşullarını doğru kullanmadıkları bu rapor ile su üstüne çıkmış oldu. Akademi okulları kendi bölgelerinde yaşayan yoksul ve fakir çocuklara hizmet vermektense kendi ‘özel’ koşullarını kullanıp diğer bölgelerden daha yetenekli olan öğrencileri seçip ‘sözde başarılı’ bir tablo vermeye çalışıyorlardı. Fakat bu raporda açıkça gösteriyor ki akademiler sadece belli bir kesime hizmet edip onların başarısı ile övünmeyi tercih ediyorlar.

    Bu iki araştırma belki de bizleri var olan eğitim sistemine güvenme konusunda hayal kırıklığına uğratabilir. Fakat bilinmesi gereken gerçek ise hükümet veya hükümetlerin bu konuda nasıl adımlar attığı. Yukardaki araştırma sonuçlar bir çok sendika, akademisyen, eğitimci, organizasyon tarafında yıllardır dile getiriliyor fakat hükümetler tarafında kulak ardı ediliyordu. Hükümetin veya eğitim bakanlığının yapması gereken ilk şey ise bu açıklamadan sonra akademi okulları üzerinde daha fazla durup onların devlet okulları gibi denetlenmesini sağlama. Ailelerinde yapması gereken, ki buna Türkiyeli ve Kürt aileler dahil, bu konuda çalışma yürüten sendika ve organizasyonlara destek olması. Diğer yandan da özellikle yoksul çocuklar için daha fazla olanağın yaratılması konusunda baskı uygulamak önemli olacaktır.

  • Siber Zorbalık ve Sexting

    Siber Zorbalık ve Sexting

    İnternet ve dijital cihazlar her zamankinden daha fazla kullanılıyor. Bazılarımız internetin ve bu cihazların tehlikeleri konusunda bilgi sahibi olsak ta bir çoğumuz internetin ve dijital cihazların tehlikesini anlama ve bunlara karşı korunma konusunda yeterince bilgiye sahip değiliz.

    Yapılan son istatistiklere göre internet kullanım yaşı gittikçe düşüyor. İngiltere’de son dönemlerde yapılan bir araştırmada 7-9 yaş arası çocukların 87%’sinin internet tecrübesine sahip olduğu söyleniliyor. Bunun yanında çocukların %64’nun internet ve dijital cihazları tek başlarına kullandıkları dikkat çeken bir başka konu. Son ve düşündürücü olan istatistik bilgi ise ailelerin internet bilgileri. Araştırmaya göre ailelerin %43 çocuklarının internet ve dijital cihazlar kullanımında kendilerinde daha iyi olduklarını söyledi. Bu haftaki yazımızda bu konuya değinmeye çalışacağız.

    İnternetin en büyük tehlikesi Siber zorbalık (Cyberbullying) olarak biliniyor. Siber zorbalık, bir çocuğun veya ergenin başka bir çocuk veya ergen tarafından internet, interaktif, dijital ve mobil teknolojiler kullanılarak tehdit edilmesi, aşağılanması, utandırılması, taciz edilmesi veya işkence edilmesi olarak adlandırılıyor. Dünya “Zorbalık” kelimesini özellikle sadece bir çocuğun diğer bir çocuğa yaptığı davranışı kastederek kullanıyor. Eğer işin içine bir yetişkin girerse, yani bu tatsız durumlar bir yetişkin tarafından çocuğa veya ergene yapılırsa, ona siber taciz, siber istismar deniyor. Siber zorbalığın mutlaka seksüel bir uzantısı olması gerekmiyor. Ancak mesela birbirini kızdırma amaçlı başlayan siber zorbalığın içine bir süre sonra seksüel ögeler de girebiliyor. Siber zorbalık noktasında yapılanlar bir çocuğun hayal gücü, teknolojiyi kullanırken ustalığı ve erişimi ile sınırlı. Bir anlığına zorbalık yapan bir çocuk bir sonraki aşamada kurban yerine geçebiliyor.

    Gençler ve çocuklar için internet ve dijital cihaz yoluyla karşılaşılan ikinci büyük tehlike ise sexting olarak biliniyor. Sex ve texting kelimelerinin bir araya gelmesiyle türeyen sexting, (seksting) özellikle ortaokul ve kolejli gençlerin cep telefonlarından birbirlerine yolladıkları cinsel içerikli görsel ve metinsel içerikler oluşturarak göndermesidir. Bu gönderilen mesaj belli bir zamandan sonra farklı ortamlarda paylaşıldıktan sonra daha büyük bir tehlikeye yol açabiliyor. Mesajlar telefon aracılığıyla yada sosyal siteler olan Snapchat, Facebook, Instagram ve Twitter aracılığıyla paylaşılıyor. Buna mağdur kalan çocuklar bununla mücadele etme konusunda intihardan tutunda bir çok tehlikeli yolu deneyip kendine zarar verebiliyor. Evet çocuklarımızın telefonlarının olması onlar ile iritibata geçmemiz konusunda önemli, fakat işin bu yanını düşünmek önemli.

    Gerek sextin gerekse de Siber zorbalık konusunda ailelerin yapabileceği şeyler var. En temelde Siber zorbalığa maruz kalan bir çocuk için en iyi destek olumlu, etkin, bilgili ve öngörülebilir bir destektir. Bunun yanında derhal harekete geçin. Çocuğunuzun ona yardım edebileceğinizi ve yardım edeceğinizi bilmelidir. İstismarın durup durmayacağını görmek için beklemeyin. Çocuğunuzun fiziksel olarak risk altında olduğunu hissediyorsanız derhal polisi arayın ve okuluna haber verin. Aynı koruma methodlarını sexting içinde yapmanız gerekiyor. Bu konuda internet üzerinde bir çok eğitici bilgiye ulaşabilirsiniz, araştırma yapın ve her şeye kendinizi hazırlayın.

  • İngiltere’de Öğretmen Açığı Krizi Yaklaşıyor

    İngiltere’de okullar ve eğitim hakkında yapılan değişikliklerin ve yeni uygulamalarının ardı arkası kesilmiyor. Bir yanda müfredat değişimi, bir yandan okul bütçelerindeki kesintiler ve bir yanda da emeklilik ve ücret konusundaki değişiklikler bir çok öğretmeni meslekten edip sevdikleri mesleği arkalardı bırakmaya sebep oluyor. İngiltere’de son dönemlerde yapılan bir araştırmada her hafta yaklaşık 100 öğretmenin mesleği bıraktığı belirtiliyor. Bununda daha da kötüsü özellikle temel dersler olan İngilizce, Matematik ve Fen’de yaklaşık 25% kadar bir öğretmen açığının olması İngiltere’de eğitim sistemini endişelendiriyor.

    Sendikaların yaptıkları araştırmalarda yaklaşık 11,000 öğretmenin diplomalarını aldıktan sonra mesleği yapmaktan vazgeçtikleri söylenirken mezun olan öğretmenlerinin yaklaşık %38’nin ilk bir yıldan sonra mesleği bırakıp kendilerine başka bir kariyer planı yaptıklarına değiniliyor. Hükümet bu konuda rakamları hiç bir zaman açıkça açıklamazken yeni kuşağı öğretmen yapabilmek için sayısız teklifler yapılıyor. Fakat öyle görünüyor ki ne yaparlarsa yapsınlar bu konuda açığı kapatmak zor gibi görünüyor.

    Peki neden yüzlerce hatta binlerce öğretmen mesleği bırakıyor? Sıkıntıların en başında sıkça uygulanan teftişler ve korkutmalar geliyor. Bir çok öğretmen mesleği konusunda teftişleri kabul ederken bu teftişlerin kendilerine karşı kullanılmasından sıkıntılar. Bunun yanında emeklilik yaşının 68’e kadar çıkarılması ve katkı payının yükseltilmesi genç öğretmenler için ‘mezarda emeklilik’ anlamını geliyor. Öğretmenlerin sıkıntı yaşadığı bir diğer konu ise iş yoğunluğu. Öğretmenler her hafta 35 saat üzerinden ücret almalarına rağmen bir ilk okul öğretmeni ortalama 55 saat ortaokul ise 60 saat çalıştığı Eğitim Bakanlığı tarafında kabul edilen bir gerçek. Bu koşullarda çalışan öğretmenlerin stres ve aile içi sorunlardan dolayı depresyon ile mücadele ettikleri bilinen bir gerçek.

    Öğretmenlerin yaşadığı bu sıkıntılar önümüzdeki günlerde eğitimde daha büyük krizler olarak karşımıza çıkacak. Yeterince öğretmen bulamayan okullar ya sınıftaki öğrenci sayısını yükseltecek yada diplomasız öğretmen çalıştıracak. Bu durumda kaliteli bir eğitim ve bir gelecek çocuklarımız için daha da zor olacak. Bu anlamda velilere düşecek en büyük görev eğitime ve öğretmenlere yapılan saldırılarda öğretmenlerinin yanında yer almaları. Önümüzdeki dönem Eylül ayı itibariyle grev ve eylemliklerin çok olacağı İngiltere’de hem eğitime hem geleceğimize sahip çıkmanın yolu öğretmenlere sahip çıkmadan geçiyor. Üstümüze düşeni yapalım çocuklarımız ve gençlerimiz için üstümüze düşeni yapalım.

  • 4 Yaşında Seviye Belirleme Testine Hayır

    İngiltere’de ilkokula giden çocuklar, resmi anlamda 6 yaşında resmi heceleyerek okuma testi yapıyor,   7 yaşında 2. sınıf resmi SATs testi yapıyorlar, 11 yaşında 6. sınıf resmi testi yapıyorlar. Bunun dışında ise aradaki sınıflarda ‘seçmeli SATs’ başlığı altında sayısız deneme sınavları yapıyorlar.

    İngiltere’de hükümet Hazırlık Sınıfı’na (Reception) başlayan her çocuğu okul hayatlarının ilk bir kaç haftası içinde test etmek istiyor. Hazırlık Sınıfına başlayan çocukların bir çoğu halen 4 yaşını doldurmamış, yani 3 yaşında oluyor. Hükümet bunları yaparken ‘sorumluk’ başlığı altında yapıyor. Bu yapılan test çocukları yargılayan ve onları okul hayatları boyunca takip edecek bir etiket yapıştırıyor.

    Hazırlık Sınıfında uygulanmak istenen bu testleri hiç bir bilimsel araştırma tarafından desteklenmiyor. Tam tersine var olan eğitim müfredatını daraltıp çocukların oyun ve yaratıcılık metotları yerine tamamen teste dayalı bir eğitim sistemini dayatıyor. Daha 4 yaşına girmemiş çocukların test stresi yaşamalarına ve okuldan soğumalarına sebep olacak.

    Çocuklar henüz daha 4 yaşına girmemişken aldıkları test sonuçları üzerinden ‘başarısız’ damgası yiyecekler. Aileler çocuklarını testlere hazırlamak için kendilerini baskı altında hissedecekler. Çocuklar okula alışmaları gereken bir dönemde kendilerini test baskısı altında bulacaklar. Okula alışmak ve okulu sevmek daha zor ve daha uzun sürecek.

    Buna kim karşı çıkıyor?

    İngiltere’de bir çok akademisyen, psikolog ve bir çok eğitim kurumu bu testlere karşı çıkıyor. Karşı çıkan kurumlardan bazıları şunlar: İngiltere Ulusal Öğretmenler Sendikası, Okul-Öncesi Öğrenme ittifakı, Erken Öğrenme Meslek Gelişim (TACTYC), Derneği, Çocukluğu Kurtaralım Formu (SCM), Ulusal İlkokul Eğitim Kurumu (NAPE), Ulusal Erken Öğrenme ve Çocuk Bakımı Derneği (PACEY), Erken Çocukluk Hareketi ve bunun yanında sayısız kurum, kuruluş, üniversite ve eğitim derneği bu uygulama karşı çıkıyor.

    Veliler buna karşı ne yapabilir?

    • Öğretmenlerini daha kapsayıcı, merkezinde bilginin ve anlamanın olduğu, yaşa göre öğrenme çerçevesinde düzenlenmiş bir müfredatın oluşturulması için destek olun.
    • Çocuklarınızın gittiği okula Hazırlık Sınıfında uygulanacak seviye belirleme testlerden kaygılı olduğunuzu söyleyin.
    • Okulunuzda seviye belirleme testleri konusunda bir toplantı organize edin. Bu konuda iki tarafı savunan konuşmacılar davet edin.
    • Yukarda belirtilen bazı kurumlara üye olan ve onların bu konudaki çalışmaların katılın.
    • Change.org internet sitesinde başlatılan imza kampanyasına katılın (Google da ‘Baseline testin petition’ yazarak ulaşabilirsiniz).
    • Diğer veliler ile konuşun.
    • Okulda öğretmenlerin bu konuda toplantı yapmaları söyleyin.

    Daha fazla bilgi için:

    Primarycharter.wordpress.com veya www.toomuchtoosoon.org sitelerini ziyaret edin.

  • Destek olmak ve ödüllendirmek

    Hepimiz çocuklarımızı severiz ve her zaman onlar için en iyisini yapmak isteriz. Fakat bazen bu isteğimizin çocuklarımıza zarar verdiğini anlamayız. Daha da ötesi belki de yaptığımız en büyük hata çoğu zaman çocuklarımız için iyi olanı başka şeylerde ararız. Özel okul, özel kurs veya özel ders nedense hep ilk tercihimiz bunlar oluyor. Var olan tüketici anlayışa o kadar kendimizi kaptırmışız ki çocuğunuzun moralini bozuk görsek hemen ona hangi iphone yada laptop bilgisayarı almamız gerektiğini düşünürüz. Yani kısacası her şeyi çok emek harcamadan kolay bir şekilde çözme isteğimizin aslında çocuğumuz ile aramızda olan ilişkiyi nasıl etkilediğini görmeyiz. Peki anne ve babalık dediğimiz olay bu mu? Bu haftaki yazıda bu konuyu konuşacağız.

    Çocuklarımız hakkında aldığımız kararlarda bir bilene danışmak yada onlardan fikir almak önemli. Fakat bu fikir ve danışma olayı her zaman uygulandığında bu kendi çocuğunu başkalarının yetiştirmesi gibi görünür. Bu anlamda çocuğumuz ile aramızdaki sağlam ilişkiyi kurmak için önemli olan diyalog aracını bırakmayalım. Yardım istediğimiz zamanlarda da yardımı istediğimiz kişilerin çocuklarımızın hayatında önemli olan insanlar olması önemli. Mesele çocuklarımızın öğretmenleri yada abisi, ablası bu da yoksa aile içinde başka biri. Bizim toplumdaki çocukların anne ve babaları konusunda en şikayet ettikleri özellik anne ve babalarının olur olmaz yerlerde ailevi meseleleri konuşmaları. Tabi ki hepimizin çocukları belli dönemlerde belli zor süreçlerden geçecek, aslında bu olmazsa anormal. Bir anne ve baba çocukları ile ne kadar daha çok zaman harcayıp ve sorunlarının çözümü için ne kadar çok diyaloğa girerse o kadar az sorun ve sıkıntı yaşar. Bu iş ne kadar da zor olsa bıkmadan usanmadan üzerinde durmak uzun dönemli başarı ve bunun yanında sağlıklı ilişkileri de yanından getirecektir.

    Çocuklarımızı ödüllendirmek için attığımız bazı adımlarda bazen gerçekten çok şaşırtıcı. Çocuklarımıza hediye alırken bir kıstas ve ihtiyaç üzerinden davranmadığımız meçül. Çocuklarımızı ödüllendirmek için tabi ki onlara hediye alacağız. Fakat hediyelerimizi alırken aldığımız hediyenin ağırlığı önemli. Hediyelerin belli bir kıstas üzerinde büyütülmesi yada kaba deyimle ‘hak etmesi’ dikkat edilmesi gereken bir şey. Bir örnek vermek gerekirse çocuğumuz sırf odasını topladı diye onlara iphone, ipad yada oyun konsolları almamız düşündürücü bir durum. Böyle bir durumda bir sonraki hediye ne olacak düşünmek lazım. Önce daha küçük hediyeler ile başlamak ve çocuğun yaptığı yada başardığı işe göre bir hediye almak önemli. Neden mesele çocuklarımızı ödüllendirmek için parka gitmiyoruz yada neden bir kitap yada dergi aklımıza gelmiyor? Yada atılan başarılı adımların sonunda toplu bir şeyler yapmak neden aklımıza gelmiyor diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Bu tur davranışlar çocuklarımızda belli bir zamandan sonra doyumsuzluk yapıyor. Mesela önce bilgisayar yada iphone aldıktan sonra ikinci bir hediye kitap olduğunda bu çocuk tarafından hoşnut bir şekilde karşılanıyor. Bence hediye deyip geçmemek ve buradan da çocukların çıkardığı dersleri iyi gözlemlemek lazım.

    Sonuç olarak her şeyi büyük, özel yada pahalı şeyler ile halletmek yerine daha ufak ve kendi çabalarımız ile çözmeye çalışmalıyız. Bu anlamda kendi yeteneklerimize güvenip diyalog yöntemlerini kullanarak iyi şeyler elde edebiliriz. Kendimize güvenelim ve yaptığımız en küçük şeyden en büyük şeye kadar düşünerek belli bir kıstas üzerinden yapalım.