Category: SEÇME YAZILAR

  • Adam, Madamlardan Nefret Etmekte Haklı Değil mi?

    Adam, Madamlardan Nefret Etmekte Haklı Değil mi?

    Yıl 2005’ti sanırım. Nusaybin belediyesi olarak Koçer mahallesi olarak bilinen Abdulkadir Paşa mahallesinde bulunan Çağ Çağ deresi kenarında imara uygun olmayan bir inşaatın temeli yıkmaya gidiliyor. Kepçe ağırdan başladı temelleri sökmeye. Ortalık sakindi, çok fazla erkek te yoktu. Kadınlar da duvar diplerinden yıkımı seyrediyordu. Kepçe inşaatın temeline her darbe vurduğunda kadınların öfkesi büyür gibiydi ama halen sessizliklerini koruyorlardı. İnşaatın temelinin yıkımı hemen hemen bitmişti;

    Keskin, öfkeli, heyecanlı bir zılgıt sesi, yıkımın getirdiği durgun ve ağır havayı yardı geçti. O zılgıtın bende yarattığı bir anlık titremeyi atlatamamışken, o zılgıtın birden harekete geçirdiği onlarca Koçer kadını kepçeyi savaştan çıkmış hale çevirirken, birkaç kadın da yıkımdan sorumlu belediye çalışanını adeta haşat ettiler. Çalışanı zor kurtardık ellerinden.

    O zaman ben de bir belediye çalışanı olduğum halde bu duruma hiç üzülmemiş, aksine kadınların bu duruşu ben de hayatım boyunca unutmayacağım bir etki ve geleceğe dair umut yaratmıştı. Mesele maddi zarara neden olacak o temel değildi elbet, o zılgıtın ardından gelen isyanın altında onuruna sahip çıkma vardı. Ve buydu beni bu kadar heyecanlandıran. Çünkü artık emindim, Kürt halkının düşmanları bu kadınların cesareti, öfkesi ve büyütecekleri çocuklar karşısında kaybetmeye mahkum olacaktı.

    Üzerinden 12 yıl geçti. Ve şimdi o olayın yaşandığı Koçer mahallesinde, tüm zamanların en barbar ordusu tarafından taş üstünde taş bırakılmadı. Koçer mahallesinde ayakta duran tek ev kalmadı. Yarı yıkık olanlara da aynı barbarların ağa babaları yıkım kararı verdi. Şuanda o mahalleden geriye kalan molozlar bile kaldırılıyor. Tümden dümdüz bir arazi bırakıyorlar geriye.

    Bir temelin yıkılması karşısında, öfkeleri isyana dönüşen o kadınlar yıllarca Türk devletine karşı verilen mücadelede hep en ön saflarda yer aldılar. İlk taşı hep o kadınlar attı düşmana. Düşmana karşı öfkeleri de isyanları da büyüktü. Çünkü hepsi köylerinden, yaylalarından, hayvanlarından, köklerinden ve dağlarından zorla koparılmış, beton yığını kentlere mahkum edilmişlerdi. O yüzden öfkeleri ve isyanları bir an bile azalmadı. Şimdi de devlet ikinci sefer o Koçer kadınların yuvalarına, hayallerine, geleceklerine, geçmişlerine saldırdı

    feleknas-uca
    Feleknas Uca

    Birkaç gün önce haber sitelerine düşen, Feleknas Uca, Besime Konca, Sabahat Tuncel ve Ceylan Bağrıyanık’ın fotoğraf karelerine yansıyan öfke ve isyanı bana o Koçer kadınlarını hatırlattı. Türkiye’deki tüm muhalif kesimlerin uyuşturulduğu, adeta sindirildiği bu korku imparatorluğunda bu kadınların cesaretli duruşu son dönemde yaşadığım umutsuz ruh halini bir anda tersine çevirdi.

    Yezidi kadını Feleknas’ın bir kadın yoldaşına siper olmuş, cesaretli, öfkeli ve isyankar duruşu tarihe not düşecek cinstendi. Alevi kadını Besime’nin toma ve panzerin önündeki duruşu evde oturanları utandıran, yarına dair direnişin haritasının da nasıl olacağının göstergesiydi. Ceylan’ın o zayıf bedeniyle o barbar polis ordusunun kalkanlarına yüklenmesi…

    besime-konca1
    Besime Konca

    Her biri, uğruna direnişe geçtikleri yoldaşları Gülten gibi yıllarca en ağır koşullarda zindanlarda büyük bedeller ödemiş, işkencelere maruz kalmış ama asla boyun eğmemiş kişiler.

    Her dönemin efsaneleşmiş kahramanları vardır. Kürdistan’ın her döneminde böylesi efsane kadınlar, nakşedilmiş bir direniş tarihi bırakmıştır gelecek kuşaklara. Cizre’deki serhildana ruh veren, öncülük eden Berivan, Cizre’deki çocukluk yıllarımın kahramanıydı mesela. Gelenek, görenek, inanç ve feodalizmin kadını esir aldığı, yok saydığı, sadece evde erkeklerin ihtiyacını karşılayan, çocuk doğuran, hamur yoğuran, temizlik yapan, gerektiğinde bebek sırtında tarlada çalışan, erkekten bir metre geride namaza durabilen, erkeklerin oturduğu odaya sadece kapının ağzından çay ve yemekleri uzatan, her ağzını açtığında ‘elinin hamuruyla, erkek işine karışma’ diye azarlanan zamanlarda, Cizre’de bir kadın barbar bir devletin ordularına karşı serhildanlarda en ön sırada öncülük etmiş ve bir halkın özgürlük davasının tüm yüklerini omuzlamıştı.

    Yine böylesi karanlık ve her yerinden barbarlık fışkıran 90’ların efsane kadın kahramanları büyük bir direniş geleneği miras bıraktılar geriye.

    Kulak-burun kesen barbar ordu ve onların ayakçıları KDP peşmergelerinin ortak yürüttüğü operasyon, Beritan’ların korkusuz ve onurlu savaşçılığına toslamıştı. Beritan da aslen Dersimliydi, ve Zarifelerin hikayesini iyi biliyordu. Dersim isyanında Cizre’yi, Nusaybin’i yıkan zebanilerin dedelerine karşı Zarife, son mermisine kadar savaşmış, mermisi bitince taşlarla direnmiş ve sonunda barbarların eline geçmemek için kendisini Keçi Sekmez kayalıklarından son sloganını atarak atlamıştı. İşte Bese’nin torunlarından Beritan da aynı direniş geleneği ve ruhuyla Xaxurke’de düşmana karşı son mermilerini de kullanan, sonrasında taşlarla karşı koyan ve en sonunda silahını da parçaladıktan sonra düşmanı yüreğinden vuran zılgıtı eşliğinde kayalıklardan atlayan efsanevi bir Kürt kadınıydı.

    Beritan’ın bu efsanevi duruşundan sonra direniş sembolü Zilan, düşmanın kalbinin ortasında kendisini patlatması Kürt Kadının direniş geleneğinde yeni bir sayfa açmıştı. “Kürt kadınının direniş sembolü olmak istiyorum’’ diyen Zilan aynen de öylesi bir sembol olup, fedai ruha yeni bir anlam yüklemişti.

    Amed Surları çok yiğit savaşçılar görmüştü. Tarih boyunca hem kendisini korumaya çalışan, hem de kendisini aşmaya çalışan nice yiğit savaşçılar gören Amed Surları, 90 Newroz’undaki Kürt kadını Zekiye Alkan’ın eylemi karşısında hiç bu kadar büyük selama durmamıştı.

    Nusaybinli asi çocuk Rahşan İzmir Kadifekale’de Osmanlı torunlarına meydan okumuştu. Devlet Kürdistan’da Newroz’da katliam yaparken, Newroz kutlanmayacak diye fetva veren devlete inat, Rahşan; ‘İsmet sezgin’e söyleyin, Newroz kutlanacak’ dedikten sonra genç bedenini saran alevlerle Newroz’a ses olmuştu.

    Osmanlı torunlarının Newroz yasağına Hitlerin torunları da sessiz kalmamış ve Almanya’da Newroz’un kutlanmasını yasaklamıştı. Rahşan’ın bayrağını tam iki yıl sonra 94 Newroz’unda Almanya’nın Mannheim kentinde Bêrîvan ile Ronahî devir almıştı. Avrupa’nın göbeğinde bu iki Kürt kadını sürgünde direnişin sembolü olmuşlardı.

    Ve Sema Yüce… 98 Newroz’unda, Amed zindanı bu yiğit Kürt kadının cesareti karşısında, duvarlarının şahit olduğu işkencelerden utanmıştı…

    Ve Kürt kadın tarihi nice efsanevi kadın kahramanları not etmeye devam etti. Viyanları, Sakineleri, Leylaları, Çiçekleri ve daha nice isimsiz kadın kahramanları…

    Şimdi bazı arkadaşlar; ‘Tayip Erdoğan ve şakşakçıları neden kadınları sevmiyorlar, neden bu kadar kadın düşmanılar?’ diye soruyorlar. Vallahi adamın kadınları sevmemesi için çok gerekçe var ve adam haklı kadınlardan nefret etmekten. Yukarıda verdiğim örnekleri bilen bir ‘adam’ kadınları niye sevsin ki… ‘Kobane düştü düşecek’ derken ve tüm umudunu Suriye politikasında Kürtleri yok etmeye odaklamışken, bir anda Arin Mirkan’lar tankların karşısında vücüdunu bombaya dönüştürüp, ‘adamın’ siyasi hayatına darbe vurursa, nasıl sevecek kadınları…

    Yarattığı korku imparatorluğunda tam da herkesi sindirdim derken Feleknas, Besime, Sabahat ve Ceylan çıkıp, bu imparatorluğa karşı dimdik ayakta korkusuzca direnirse bu ‘adam’ Madamlardan nefret etmeye devam edecektir…

    ‘Ant olsun ki biz kadınlar en büyük kariyerimizi sizin saltanatınızı yıkarak yapacağız!’ diyen Gülten Kışanak ve onun kadın yoldaşlarının mücadelesi, bu saltanatın yürütüldüğü sarayı sallamaya devam ediyor. İnanın düşmesi yakındır…

    İşte o zaman, hiçbir zaman ona nasip olamayacak ‘Madam gibi ölmeyi’ bırak, en aşağı ölüm tarzı olan ‘adam’ gibi ölmek bile ona nasip olmayacak. Tarihte aynı pratiğin sahibi diktatörlerin sonunu anlatmama gerek yok sanırım…

    ALADDIN SİNAYİÇ

    yazi-nusaybinli-kocer-kadin
    Nusaybinli bir Koçer Kadın… Elinde Taşı ile Direnişte…
    ceylan-bagriyanik2
    Ceylan Bağrıyanık

      

    yazi-arin-mirkan
    Arin Mirkan
    yazi-beritan
    Bêrîtan
    yazi-berivan-ronahi
    Bêrîvan û Ronahî
    yazi-rahsan-demirel
    Rahşan Demirel
    yazi-sema-yuce
    Sema Yüce
    yazi-zekiye-alkan
    Zekiye Alkan
    yazi-zilan
    Zîlan

     

  • Demirtaş: ‘Sona Yaklaşıyoruz’

    Demirtaş: ‘Sona Yaklaşıyoruz’

    Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bir dizi program için bulunduğu Londra’da ülkedeki son gelişmeleri değerlendirdi. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş , geçtiğimiz Pazar günü Wood Green bölgesinde bulunan Dominion Centre’de yapılan Yeni Özgür Politika ile dayanışma gecesinde

    Demirtaş, ‘Tüm zorluklara rağmen ülkede halkın fedakarlığı ve kararlığı bize moral veriyor. Hiçbir zaman olmadığı kadar kendimize özgüvenimiz var. Yenilmez olduğumuzu biliyoruz.’ dedi. Türk devletinin son saldırılarını da değerlendiren Demirtaş; ‘‘Sona yaklaşıyoruz artık. Ellerindeki tüm saldırı mekanizmalarını, ellerindeki tüm fişekleri tükettiler. Eğer kullanabilecekleri başka yöntem kalmazsa, ki artık kalmıyor mecburen tüm dünya taleplerimizi kabul etmek zorunda kalacak.’’ açıklamasında bulundu.

     Özgür basın üzerindeki baskılara da değinen Demirtaş; ‘‘Dünyadaki büyük devletlerin Mars’ta, Ay’da şehir kurmayı, oralarda yeni kentler inşa etmeyi tartıştıkları bir dönemde Türkiye’de televizyon, gazete kapatıyorlar. Ortada büyük bir utanç var, ama bu utanç bizim değil, bunu yapanlarındır, Erdoğan başta olmak üzere AKP zihniyetinin utancıdır.’’

    Alkış ve zılgıtlarla sık sık konuşması kesilen Demirtaş, televizyon ve gazeteleri kapatmakla halk ile aralarındaki bağı koparamayacaklarını ifade ederek, halk ile aralarındaki manevi bağın anlaşılmadığının altını çizdi. ‘‘Öyle zannediyorlar ki televizyonlar, gazeteler kapanınca, halk ile aramızdaki bağ tümden kopmuş olacak aramızda kurduğumuzun bağın bu halkın mücadele eden evlatlarıyla halk arasında kurulan bağın nasıl bir maneviyata sahip olduğunu bilmiyorlar. Özgür Gündem gazetesi çok uzun yıllar Kürdistan’da olağanüstü hal ve sıkıyönetim nedeniyle girişi yasaklıydı. Gizli gizli el altından dağıtılırdı. Televizyon yoktu, internet siteleri de yoktu. El ile yazılmış bildiriler ve çoğaltılmış bildirilerle propaganda yapma imkanı vardı. Buna rağmen o zor koşullarda halk ile mücadele arasındaki bağ hiç kopmadı. Çünkü kimin neye ihtiyacı varsa, hangi halkın ihtiyacı neyse, halk onu elde etmek için her türlü zorluğu aşar. Hani su akar yatağını bulur derler ya, Kürt halkı bir su gibidir, gürül gürül akıyor. Önüne baraj koymanın, bend koymanın, bu suyu bu seli durdurmanın imkanı yoktur. Bir değil, bin televizyon da kapatırsanız bu seli durdurmazsınız.’’

    Dünya Mars’ta Kent Kurmak İle Uğraşırken, Türkiye Televizyon Kapatmakla Meşgul

    AKP hükümetinin Kürt halkına karşı topyekün savaş yürüttüğünü ifade eden Demirtaş konuşmasına şöyle devam etti; ‘‘Dünyadaki büyük devletlerin Mars’ta, Ay’da şehir kurmayı, oralarda yeni kentler inşa etmeyi tartıştıkları bir dönemde Türkiye’de televizyon, gazete kapatıyorlar. Ortada büyük bir utanç var, ama bu utanç bizim değil, bunu yapanlarındır, Erdoğan başta olmak üzere AKP zihniyetinin utancıdır. Bu nasıl bir korkudur, nasıl bir paniktir ki, yürüttüğümüz siyasi mücadeleye siyasetle mücadele edemiyorlar, ellerindeki tankı, topu, jopu gazıyla, yargısıyla, medyasıyla bize karşı topyekün bir savaş yürütüyorlar.

    Kürtlerin Canlısından Değil Çizgisinden Bile Korkar Oldular

    Bunların Kürtçe çizgi filme bile tahammülleri yok. Kürtçe çizgi filmden bile korkuyorlar. Kürtlerin artık canlısı değil, çizgisi bile onları korkutuyor. Onunla bile baş etmek için her türlü hukuk dışı, yolu deniyorlar.

    Sosyal medya iletişim için iyi bir alternatiftir. Haberlerin yaygınlaştırılması, doğrunun, hakikatin gerçeklerin bütün dünyaya ulaştırılması elinizdeki imkanı kullanmalıyız. Iletişim ve bilişim çağındayız. Öyle televizyon kapatmakla bütün iletişimi kesemeyeceklerini göstermemiz lazım. Avrupa’da yaşayan genç arkadaşlarımızın alternatif medya kanallarını yaratması lazım. Çünkü doğruyu ve hakikati dünyaya ne kadar iyi anlatırsak kendi sorunlarımızın çözümünde o kadar ittifaklarımız ve desteğimiz artar.

    manset-foto1
    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş

    Tecavüz Ordusuna Karşı Direnen Halkın Evlatları Terörist Değildir

    Barbar İşid’e en kahramanca direnişi veren bir halkın evlatları terörist olarak tanımlanıyorsa, biz o halkın evlatlarının kahramanlığını bütün dünyaya anlatmakla sorumluyuz. Asıl teröristin kim olduğunu tüm dünya her dakika her saniye görmelidir. Dünyanın en barbar ve tecavüzcü ordusuna karşı Kerkük’ten Musula, Şengal’den Afrine kadar, Kobani’de Cezire’de kahramanca direnen bu halkın evlatlarını hiç kimse terörist ilan edemez. Asıl İşid’i yaratan, onu besleyen, silahını veren, parasını veren, istihbaratını veren, AKP iktidarı, Suudi ve Katar dünyanın en büyük terör hareketi olarak anılacaklardır. Asıl terörist zihniyet onların yaptıklarıdır. Kürt halkının ne terörler, ne teröristle işi olmadı, kendisini savundu sadece. Dilini kültürünü, vatanını, kendi onurunu savundu sadece. Her canlının kendini savunma hakkı vardır. Kimse buna asla terörizm diyemez. Kürtler İşid’e karşı bu savaşı verirken, sadece kendisini korumuyor, bütün dünyanın güvenliğini sağlayan, Kürtlerin mücadelesidir.

    Yenilmez Olduğumuzu Biliyoruz

    İngiltere’nin Ortadoğu’daki yayılmacı, emperyal politikaları, 1916 Syces Picot antlaşması ile Kürdistan’ı bölüp parçalayan politikasını teşhir edilmesi lazım.

    Biz çaresiz, örgütsüz korkacak bir halk değiliz. Yüzyıl öncekinden daha güçlüyüz. Irademiz de güçlü, örgütlülüğümüz de güçlü, halkımızın kararlığı da yüzyıl öncekinden daha güçlüdür. Bugün Londra’da bu salonda bir araya gelen topluluk yüzyıl önce Kürdistan’da bir araya gelemiyordu. O örgütlülük yoktu, ama bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, sizin mücadelenizin yarattığı gücü görmek mümkündür. Asla kendinizi zayıf hissetmeyin. Ellerindeki medya propaganda gücüyle sanki bir başarı, zafer elde etmişler gibi yalan haberler yapıyorlar. Bunların hiçbirine inanmayın. Tüm zorluklara rağmen ülkede halkın fedakarlığı ve kararlığı bize moral veriyor. Hiçbir zaman olmadığı kadar kendimize özgüvenimiz var. Yenilmez olduğumuzu biliyoruz.

    Ortadoğu Bir kez Daha Altüst Yaşıyor

    Ortadoğu’da, Kürdistan’da, Mezopotamya coğrafyasında halkın var olduğu medeniyetin beşiği dediğimiz o topraklarda bir kez daha bir altüst oluş yaşanıyor. Halkların kaderi yeniden çiziliyor. Bizim yapmaya çalıştığımız tek şey kendi kaderimizi kendimiz çizmek istiyoruz. Tüm halklar kendi kaderini kendisi belirlesin diye ortak mücadele veriyoruz. Başkaları gelip artık bize elbise biçmesin. Ne giyeceğimize ne yiyeceğimize nasıl yaşayacağımıza biz karar vereceğiz. Orası bizim anavatanımız ve anavatanımızda kendi kaderimizi kendimiz belirleyeceğiz.

    Oturma, İzleme ve Bekleme Lüksümüz Yok

    O yüzden süreç çok tarihidir. Sıradan bir dönem değil. Seçimler gelip geçidir, telafisi mümkündür. Kaybettiğiniz seçimi bir sonrakinde daha fazla çalışarak tekrar kazanabilirsiniz. Ama tarihi süreçleri kaybederseniz yüzyıl daha beklemek zorunda kalırsınız. Bizim bu dönemde kaybedecek, oturarak, izleyerek, bekleyerek süreci kaçıracak lüksümüz yok. Yüzyılda bir önümüze gelen fırsatları, ulusal birliğimizi daha da güçlendirerek, Kürt halkının tüm siyasal güçleri arasında daha güçlü ittifaklar kurarak ve tabi ki bedel ödenmesi gereken yerde bedel ödemekten geri durmayarak, çekinmeyerek bu tarihi süreci kazanmak zorundayız. Mücadelemizin tüm bugün için değil gelecek içindir. Bugün artık bedel ödeme günüdür. Gözlerini karartarak, acımasızca bize saldırdıkları yerde, karşılarında kahramanca yazılmış destanlar görmeliler. Cizre’deki gibi, Mehmet Tunç gibi, orada direnen arkadaşlarımız gibi, günlerce o bodrumlarda aç susuz olmalarına rağmen teslim olmayan kararlı irade gibi durmalıyız ki kazanabilelim. Tarih bunu bize bir sorumluluk olarak yüklemiştir.

     Hangi Dilden Anlıyorlarsa O Dil İle Mücadele Edeceğiz

    Buralar bir mücadele alanıdır. Ortadoğu’nun kaderinin çizilmek istendiği merkezlerden birisidir Londra. Bu anlamda İngiltere önemli bir ülkedir. Burada çıkaracağınız ses, örgütlü güçler yaratacağınız etki, ülkede mücadele eden hepimize büyük bir destek sunar. Daha rahat nefes almamızı sağlar. Bizim taleplerimiz meşru taleplerdir. Biz bizden çalınanı geri istiyoruz. Kendi anavatanımızda onurumuzla yaşamak istiyoruz. Bu haklarımızı gasp edenler, vermiyorsa, o zaman hangi dilden anlıyorlarsa o dil ile mücadele edeceğiz. Çünkü bu vazgeçebileceğimiz bir mesele değil. Onur meselesidir. İnsanı insan yapan şey onurudur. Eğer bunu koruyamazsak et ile kemikten ibaret oluruz.

    ah5a8644
    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş

    Sona Yaklaşıyoruz

    Sona yaklaşıyoruz artık. Ellerindeki tüm saldırı mekanizmalarını, ellerindeki tüm fişekleri tükettiler. Eğer kullanabilecekleri başka yöntem kalmazsa, ki artık kalmıyor mecburen tüm dünya taleplerimizi kabul etmek zorunda kalacak. Çünkü kullanabilecekleri hiç bir yöntem kalmadı. Hepsini denediler. Ölümü zulümü katliamı, tutuklama, işkenceyi hepsini denediler.

    Dersimlilere Mesaj

    HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş konuşmasının sonunda Dersimli esnafın kepenk kapatma nedeniyle soruşturma açılmasına değinerek, bunun büyük bir ahmaklık örneği olduğunu vurguladı. ‘‘Öyle çılgınlaşmışlar ki bugün Dersim’de, tüm Dersim esnafına kepenk kapattıkları için soruşturma açmışlar. Bunun nasıl büyü bir ahmaklık olduğunun farkında değiller. İşte bu korkunun göstergesi. Yani sen Dersim’in tüm esnafına soruşturma açtığında zannediyorlar ki tüm Dersim fikrin, değiştirecek ve bir anda AKP’li olacak. Bu kadar akılsız ve kafasızlar. Ben Dersim esnafının yerinde olsam yarın sabah, hep birlikte adliyeye giderim. On bin Dersimli esnaf Dersim adliyesinin önüne ifade vermeye geldik desin. Savcılar bir yıl boyunca o ifadeleri alsın. Kolay mı öyle tüm Dersimi soruşturmaya almak. Bir defa yapabildiniz onu; 37-38’de yaptınız. Bir daha asla. Birde daha teslim alamazsınız. Dersimin iradesini kıramazsınız.’’

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • 3 İnanç, Aynı Kazan ve 3 Ali

    3 İnanç, Aynı Kazan ve 3 Ali

    Yaşlı dünyamız; inançlar, mezhepler ve devletler arası savaştan çok çekti, yoruldu ama tanrı adına savaşanlar yorulmadı, hayallerindeki cennet uğruna, gerçeği cehenneme dönüştürmekten yorulmadılar.

    Aladdin Sinayiç

     

    Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla beraber, aynı tanrının gücünü paylaşamayanlar mezheplere ayrılıp yıllarca birbirleriyle savaştılar, on yıllar boyunca toprakları kanlarla suladılar. Sonra Tanrı’nın gücü daha da bölündü, ve bu sefer dinler çoğaldı. Tabi ki bu sefer dinler, Tanrılarının gücü sadece kendisi olsun adına savaşacaktı. Ve savaştılar. Yorulmadan, bıkmadan savaştılar. Sonra da bu muazzam Tanrı’nın gücünü aynı dinden olanlara da yetmedi, bu sefer de oluşturulan soysuz ulus devletler arasında savaşlar başladı. Yüzyıllarca bu kara bulut yeryüzünün üzerinden gitmek bilmedi.. Katoliklerle Protestanlar arasındaki 30 yıl savaşları, Haçlı seferleri, İslami fetihler, Şii Sünni çatışması, birinci ve ikinci dünya savaşları…

    En sonunda da sert kışa dönüşen Arap baharıyla Tanrının gölgeleri olan diktatörlere karşı verilen savaş…

    Bu karabulut ‘kör İslam’ın’ esir aldığı Ortadoğu coğrafyasına asılı kaldı.

    Şimdi, karabulutların altında, geleceğe umut eken bu üç Ali’ye dönersek;

    Bu topraklarda doğan farklı inançlar hep ortak kültürden beslendi. Birbirlerinden koparak farklılaşsalar da ortak değerleri hep vardı. ‘Ali’ ismi bu ortak yanlardan birisi…

    Ali Atalan: Êzidi… Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FKÊ) eski Eş Başkanı.. HDP Batman Milletvekili

    Ali Aslan: Müslüman… Mıhallemi Derneği’nin kurucu başkanı. HDP Batman Milletvekili…

    Ali Kenanoğlu: Alevi… Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği kurucu başkanı… Erdoğan darbesine maruz kalan 7 Haziran 2015 seçimleri HDP İstanbul Milletvekili..

    hdp-milletvekilleri-as%cc%a7ure
    Erol Dora, M Ali Aslan, Dilek Öcalan, Feleknas Uca, Ali Kenanoğlu, Ali Atalan

    Bu üç Ali de kendi inançlarında liberal değiller, aksine her biri kendi inançları için aktif çalışan, emek veren ve bu konuda radikal olan insanlar… Ama nedense farklı inançlardan olanların kafalarını kesmiyorlar, hakaret etmiyorlar, yok saymıyorlar. Çünkü başka bir şeye de inanıyor bu Ali’ler; farklı inançların, dillerin, renklerin bir arada yaşayabileceğine de radikal bir şekilde inanıyorlar.

    Ve bu radikal inanç HDP’de ruh buluyor.

    Bu üç Ali dün, HDP’nin Süryani milletvekili Erol Dora, Yezidi milletvekili Feleknas Uca, Sünni milletvekili Dilek Öcalan ile aynı kazandan Aşure dağıttılar.

    Bir yandan bu umutlu tablo dururken karşımızda ve geleceğe dair birazcık güzellik bahşederken, diğer tarafta kendisi dışındaki herkesi hain ilan eden, ‘adam gibi’ ölmek isteyen bir diktatör var. Bu ‘adam’ bir haftadır yatıp kalkıp kendi dindaşına düşmanlık edip, Musul operasyonuna Şiiler katılmasın diye .ötünü yırtıyor. Ve utanmadan, katliamcı dedesi Yavuz Sultan Selim’in Safevilere (Şiilere) karşı verdiği işgal muharebesini (Çaldıran muharebesi) gündemleştiriyor. Kendince İran ve Irak’ın Şii yapısını tehdit ediyor.

    Kısacası tekrardan Mezhep savaşları naralarının atıldığı bu günlerde bu 3 Ali’nin duruşu hak yolundaki en hakiki duruştur, ve bu duruştur geleceğimize rehber olacak olan. Din faşizmine, Irk faşizmine inat bu üç Ali’nin duruşudur geleceğimizi inşa edeceğimiz temel…

    Yiyene helal, yedirene delil ola.

    Hak saklaya, Hızır bekleye.

    Gerçeğe Hû… Mümine Ya Ali

  • İngiltere CHP’sinde Grup Savaşları

    İngiltere CHP’sinde Grup Savaşları

    3B Grubu, 6 Ok Grubu, Demokrasi ve Birlik Grubu…

    Yukarıdaki grup isimlerine baktığımızda, dersiniz ki Mısır’da seçim var ve bu gruplar devrim için ortaya çıkmış siyasi partiler.

    Bu gruplar ne Mısır’daki siyasi partiler, ne de devrim gibi bir amaçları var. Üye listesini bile birbirlerinden saklayan, hizipçiliğin, dedikodunun, didişmenin, iktidar savaşının sembolü haline gelen CHP İngiltere örgütlemesinin başına geçme savaşı veren gruplar bunlar.

     

    16 Ekim’de yapılacak CHP Birleşik Krallık Birliği genel kurulu öncesi gruplar arası savaş kızışmış durumda.

    Peki kim bu gruplar, ne vaat ediyorlar sayısı belli olmayan İngiltere’deki CHP üyelerine;

    3B GRUBU: ‘Gruplaşmaya karşıyız ama diğer adayların bir grup adı oluşundan dolayı bizde 3B Grubu koyduk adımızı’ diyen bu 3B grubunun başkan adayı Elbistanlı İlhan Kale… Barış, Birlik ve Başarı diyen İlhan Kale, İngiltere’deki CHP oy potansiyelinin 40 bin olduğunu belirterek bunu daha da arttırma sözü veriyor. Kucaklayıcı ve birleştiricilikten dem vuran sayın Kale’ye, kendisinin mevcut yönetim kurulunda olduğu halde başkan adaylığı vaadlerini neden bu zamana kadar gerçekleştiremediğini ve 7 Haziran seçimlerinde 5 bin oy alan CHP’nin 40 bin oy potansiyelinin nerede saklandığını sormak gerek…

    6 OK GRUBU: Bu grubun başını mevcut yönetimde başkan yardımcısı olan Antakyalı Davut Karataş çekiyor. Mahalle temsilcilikleri, parti okulu, irtibat ofisi ve ‘sizin sesiniz’ adında çalışma grubu kurma gibi vaadleri olan Karataş mevcut başkanın desteklediği isim. Bu yüzden de Birliğin haber bülteni sadece kendisine çalışmış. Sayın Kale’ye sorulan soruyu size de mutlaka sorar birileri sayın Karataş…

    DEMOKRASİ VE BİRLİK GRUBU: Bu grubun başını Dersimli, pardon Tuncelili Hasan Dikme çekiyor. Devrik başkan Hasan Dikme, Şubat 2015’te yapılan ilk genel kurulda başkan seçilmesine rağmen, karşıt grubun itirazları sonucu genel kurul iptal edilmiş ve Mart ayında yenilenen genel kurulda başkanlık koltuğunu Suna Ertuna’ya kaptırmıştı. Hasan Dikme, mevcut yönetimin Kürtleri ve Alevileri ötekileştirişi pratiklerinden kaynaklı birçok CHP seçmeninin HDP’ye kaydığını düşünüyor, ve onları tekrar CHP’ye getireceğini vaad ediyor. Hasan Dikme ayrıca Yahudi lobisini örnek göstererek onlar gibi çalışacaklarının sözünü veriyor. Hasan beye Yahudi lobisini biraz daha iyi araştırmasını tavsiye edeceğim. Yahudi lobisi, Yahudiler dışında hiç kimseye hizmet etmez!

    EROL BAŞARIK: Beyefendinin ne bir grubu, ne de bir grup ismi var. Erol bey, ‘Manifesto’ başlığıyla y
    ayınladığı bildiride aynen şunları söylüyor; ‘‘Sadece kaçan CHP oylarını geri almak değil, başta AKP ve MHP oylarının da peşine düşeceğiz. Bu yolda internetin olumlu nimetlerini de kullanacağız.’’ AKP ve MHP oylarının peşine düşecek olan Erol beyin çok zorlanmayacağını zannediyorum, zira mevcut CHP’nin duruşu MHP ve AKP’nin seçmenine gayet hitap eden durumda.

    chp-ingiltere
    Erol Başarık, Hasan Dikme, Davut Karataş, İlhan Kale

    Evet şimdilik başkan adayları bunlar. Mevcut durumda kendisine tekrardan bir darbe yapılmazsa en güçlü aday olarak Hasan Dikme gibi gözüküyor.

    Başkan adaylarına önemli bir soru: Sizler olmayan bir kuruma mı aday oldunuz? ‘CHP İngiltere Birliği’ diye bir kurum var mı gerçekten? Sizin tüzükte ‘CHP Birleşik Krallık Birliği’ olarak geçmiyor mu? Neden ısrarla hepiniz resmi olarak olmayan bir isim kullanıyorsunuz? Yani Suna hanım yarın çıkıp ‘bunların adaylığı kabul edilemez’ derse haksız mı?

    Şimdi gelelim CHP İngiltere Birliği pardon Birleşik Krallık Birliğinin vazgeçilmezlerine…

    Suna Akartuna: Hasan Dikme’nin başkanlığını kabul etmezsek, CHP Birleşik Krallık Birliğinin ilk başkanı. Kendisi Birlik başkanıyken, oğlu da tek kişilik CHP İngiltere Gençlik Kolları başkanı. Yapılan tüm tartışmaların ana merkezinde. Kendisine yönelik en son suçlama şeffaf olmama ve taraflı davranma suçlaması. Suçlama haksız da değil. Genel kurul öncesi üye listesinin kendileriyle paylaşılmadığı için kızan bazı başkan adaylarına Suna hanımın cevabı; ‘‘Bu konuda karşı karşıya kaldığımız ve kalacağımız hiç bir tehdit, zorunluluğumuzu yerine getirmeye engel olamayacaktır.’’ Sanırsınız ki, Rus KGB ajanlarının listesini ABD ile paylaşmamak için direniyor. Kendi başkan adaylarına ve yöneticilerine güvenmeyen bir anlayış…

    Baki Düzgün: CHP İngiltere Birliği kurucu başkanı kendisi. Bu kadar işi İngiltere’de CHP’lilerin başına bela eden yaşlı ve sessiz adam…Yeni dönemde aday değil, hiç bir adayı da desteklemediğini ve hiçbirisini yeterli görmediğini açıklasa da, hem Hasan Dikme’nin, hem de İlhan Kale’nin tanıtım toplantılarına katılarak kendilerine destek verdiği görüntüsü yaratıyor. Ama sadece görüntü…

    Ayhan Peker: Gece gündüz oturup eleştiri maili yazan bu beyefendi, mevcut yönetimin ve daha önce tartışmalı bir şekilde varlığına son verilen CHP İngiltere derneği yönetiminin en azılı eleştirmenlerinden. Şuan Hasan Dikme’nin başkanlığını destekliyor. Kendisine bir sır vereyim; iki hafta önce Angel’da bir cafede otururken, yan masaya mevcut kadronun başlarından bir hanımefendi ve beyefendi oturdu, seni bayağı çekiştirdiler. Anlaşılan kendilerini bayağı kızdırmışsın. Seni nasıl tasfiye edeceklerini hararetli bir şekilde uzunca tartıştılar…

    Türkiye her gün biraz daha karanlık dehlizlere doğru gidiyor. CHP’nin savunduğu Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkeleri AKP tarafından ayaklar altına alınmış. Ama CHP Yenikapı ruhuna zeval gelmesin diye çırpınıyor.

    Ülke tam bir kan gölü, Suriye’de, Irak’ta ülke tam bir kaosun içine sürükleniyor, ama CHP savaş tezkeresi çıkarıyor. Aralarında CHP’lilerin de olduğu 101 insanımızın Ankara’da katledilişinin yıldönümünde, CHP genel başkanı katliamı anmak yerine İslam sempozyumuna katılmayı tercih ediyor.

    Birleşik Krallık’ta yaşayan Türkiyeliler yıllardır hemen her hafta bu karanlık gidişata dur demek için Londra merkezde eylem yapıyorlar. Bir gün bile bu CHP’liler bu eylemlerin birisine katılmadı, ses çıkarmadı… Şimdi kalkıp tüm toplumu kucaklamaktan bahsediyorlar…

    Acısını paylaşamadığınız topluma kucak ta açamazsınız…

    16 Ekim’de yapacağınız kongrede hanginiz seçilirse seçilsin, zihniyet değişmedikçe tüm enerjinizi ve zamanınızı bu iç didişme ve tartışmalarla geçireceksiniz. Bir bakacaksınız ki üzerine siyaset yaptığınız Cumhuriyetin hiç bir temel ilkesi kalmamış ve sizlerin Türkiye’de milletvekili olma hayalleri suya düşmüştür…

    Aladdin Sinayiç

     

  • 6 Milyon Üyeli TUC’tan Kürt Halkıyla Dayanışma Kararı

    6 Milyon Üyeli TUC’tan Kürt Halkıyla Dayanışma Kararı

    Birleşik Krallık’ta en üst emek hareketi TUC, Kürt halkıyla aktif dayanışma kararı aldı. Daha önce Mandela için etkili kampanya yürüten TUC, barış sürecinin tekrar başlaması için Öcalan’ın özgürlüğünün şart olduğunu belirtti.

     

    Haber: Aladdin Sinayiç

    Birleşik Krallık’ın en üst emek örgütlenmesi olan Sendikalar Birliği Kongresi-TUC (Trade Union Congres), yıllık konferansında Kürt halkıyla dayanışma kararı alarak aktif dayanışma çalışması başlattı.

    Farklı iş kollarından 52 sendikanın bağlı olduğu TUC’un 6 milyon üyesi bulunuyor. Birleşik Krallık’ta sosyal, siyasal ve iş alanında en etkili örgüt olan TUC, 1868 yılında kuruldu.

    Geçtiğimiz hafta İngiltere’nin Brighton kentinde yapılan ve bir hafta devam eden TUC yıllık konferansında Unite The Union, GMB, NASUWT ve NUT sendikaları tarafından sunulan önerge kabul edilerek, Türkiye’deki sendikal hareketler ve Kürt halkıyla aktif dayanışma karar olarak konferanstan geçti.

    Konferansta kabul edilen önergede, son dönemde Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye’deki muhalif kesimlere dönük saldırıların kaygıyla izlendiğini ve bu saldırıların derhal durdurulması çağrısı yapıldı. Önergede ayrıca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumuna da dikkat çekilirken, Türk devleti tarafından tek taraflı olarak durdurulan barış sürecinin tekrardan başlatılması ve başarıya ulaşması için de Öcalan’ın özgür kalması çağrısı yapıldı.

    Mandela için etkin kampanyalar yürütmüştü

    Birleşik Krallık’ın en etkin emek hareketi olan TUC, 1971 yılındaki konferansında aldığı kararla Nelson Mandela için de etkin kampanyalar örgütlemişti. Kampanya kapsamında yapılan büyük yürüyüş ve mitinglerle beraber Güney Afrika hükümetine karşı etkin çalışmalar yürüterek Mandela’nın özgürlüğüne kavuşmasında etkin rol almıştı.

    Brighton’da yapılan TUC yıllık konferansında önerge lehine konuşma yapan Unite the Union sendikası yetkilisi Tommy Murphy gazetemize yaptığı açıklamada Erdoğan diktatörlüğüne karşı yaşanan sessizliğin kabul edilemez olduğunu ifade ederek, bu rezaletin derhal son bulması gerektiğini ifade etti.

    Murphy “Suriyeli mültecileri Türkiye’de tutmak ve Avrupa’yı rahatsız etmelerini engellemek için Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan kirli pazarlık doğrultusunda dünyanın Erdoğan diktatörlüğü karşısında sessiz kalması tamamen bir rezalet. Bu utanç verici sessizliğin derhal son bulması gerekir” dedi.

    Baskı ve sindirme dalgası 

    ‘Acil önerge’ adı ve ‘Kürt Halkıyla Dayanışma’ başlığıyla TUC yıllık konferansına sunulan önergede şunlar belirtildi: “Başarısız askeri darbe girişiminden sonra uygulanan olağanüstü hal ile birlikte sendikacı, akademisyen ve öğretmenlere dönük saldırılar kongremizi derinden kaygılandırmaktadır. Kongremiz özellikle 11 bin 285 Kürt öğretmenin görevden alınmasını Kürt halkına karşı yeni bir baskı ve sindirme dalgası olarak ele almaktadır. Haziran 2015’teki genel seçimlerde başarısız olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendisine muhalif tüm kesimlere karşı tümden sindirme ve bastırma planına girişerek, muhalif gazeteler kapattı, insan hakları savunucularını tutukladı. Avrupa Birliği’ne üyelik süreci yaşayan bir ülkenin böylesi bir pratik içerisinde olması kesinlikle kabul edilemez” denildi.

    Talepler

    Önergenin son bölümünde 5 maddelik talep sıralandı.

    Önergede “Gelişen tehlikeli ve kaygı verici süreci gözönünde bulundurarak, kongremiz aşağıdaki maddelerin uygulanmasını talep eder ve aktif çalışmasını yürütür” denildi. Talepler şunlar:

    * Başarısız darbe girişiminden sonra görevden alınanların haklarının iade edilmesi, Türk devletinin uluslararası emekçi hareketi temel hakları ve düşünce özgürlüğü, sendikal haklar ve basın özgürlüğüne bağlı kalması çağrısı yapar,

    * Türkiye’deki Kürt halkı, ilerici ve muhalif sendikal hareketler ile dayanışma çalışmalarının artırılması ve kendilerine maddi ve pratik destek sunulması,

    * Birleşik Krallık ve Türk hükümeti nezdinde girişimlerde bulunarak kongremizin kaygılarını ifade eden, Kürt halkı, sivil toplum ve sendikalara dönük saldırıların durdurulmasını talep eden ve Türk hükümetinin uluslararası yükümlülüklerine saygı göstermesini, yasadışı eylemlerini durdurması için aktif çalışma yürütmek,

    * Avrupa, uluslararası sendika federasyonlarını ve uluslararası kurumları Türk hükümetine baskı uygulayarak tavır değiştirmesini sağlamak,

    * Haziran 2015’te Türk hükümeti tarafından tek taraflı olarak durdurulan barış sürecinin yeniden başlatılması ve böylesi bir sürecin başarıya ulaşması için Kürt lider Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısını yapar.”

    Britanya Parlamentosu’nda kampanya başlamıştı

    Britanya’nın en büyük sendikalarından Unite ve GMB’nin öncülüğünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için başlatılan kampanyanın startı 25 Nisan’da Britanya Parlamentosu’nda verilmişti.

    Kısaca Unite olarak bilinen Unite The Union sendikası resmi olarak kayıtlı 1.5 milyon üyesiyle İngiltere ve Galler’in en büyük emekçi örgütü pozisyonunda. Onlarca farklı emek alanlarından üyelerinin bulunduğu ve 650 bin üyesiyle İngiltere’nin üçüncü büyük emek örgütü olarak bilinen GMB(Genel İş Sendikası) daha önce de Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü için çalışmalar yürütmüştü. Panele katılan Unison sendikası İskoçya yetkilisi de kampanyaya destek verdiklerini açıkladı. Unison sendikası da 1.3 Milyon üyesiyle Britanya’nın ikinci büyük sendikası.

  • İngiltere Ana Muhalefet Lideri: Öcalan Özgür Olmalı

    İngiltere Ana Muhalefet Lideri: Öcalan Özgür Olmalı

    Britanya’nın son bir yılda en çok konuşulan isimlerinden birisi olan ana muhalefetteki İşçi Parti’nin lideri Jeremy Corbyn, çözüm için Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın özgür olması gerektiğini belirtti.

     

     

    İşçi Parti içerisinde devam liderlik yarışı kampanyası çerçevesinde dün Kuzey Londra’da yapılan toplantıda konuşan İşçi Parti lideri Jeremy Corbyn, Kürt halkının kendi kendisini yönetme hakkının tanınması gerektiğini ifade etti. Britanya Kürt halk meclisinin öncülüğünde gerçekleştirilen toplantıya çok sayıda Kürdistanlı ve Türkiyeli katıldı. Kuzey Londra’nın Edmonton bölgesi milletvekili ve gölge kabine üyesi Kate Osamor tarafından yönetilen toplantıda Corbyn, ülke içi ve uluslararası konularda değerlendirmelerde bulundu.

    ÖCALAN ÖZGÜR OLMALIDIR

    Uzun yıllardır Kürt halkının mücadelesinin yanında duran Corbyn, Kürdistan’da devam eden savaşın sonlanması ve barışın sağlanması için Kürt halk önderinin özgür olması gerektiğini söyledi. Corbyn şöyle konuştu; ‘‘Sürekli dile getirdim, eğer bir çözüm ve barış süreci olacaksa, Öcalan özgür ve masada olmalıdır. İşçi Parti gölge dışişleri bakanlığı üzerinden bu konuda çalışmalarımız olacaktır. Ülkenin tüm sendikalarının üst yapılanması olan Trade Uninon kongresi çok önemli bir karara imza attı. Kürt halkı ve Öcalan’ın özgürlüğü için büyük bir kampanya yürütüyor. Bu çok önemli bir gelişme.’’
    https://youtu.be/RY1AXPpGflQ
    SURİYE’DE ÇÖZÜM OLACAKSA KÜRT HALKININ HAKLARI TANINMALI

    Ortadoğu’da devam eden savaşa da değinen Corbyn, Suriye’deki savaşta yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiğini, milyonlarca insanın göç etmek zorunda kaldığını ifade etti. Corbyn konuşmasına şöyle devam etti; ‘‘Suriye savaşında bir siyasi çözüm bulunmalı. Suriye’deki farklı halkların hakları güvenceye alınmalı, Kürt halkının hakları tanınmalı.

    Yıllardır Kürtleri yakından takip ederim, tarihlerini bilirim. 1920’lerle beraber kimlikleri red edildi. O topraklarda gözü olan Uluslar arası güçlerin başını çektiği Sykes Pickot ve diğer antlaşmalarla Kürt halkının ulusal hakları inkar ve red edildi. Ve biz halen bunların sonucunun getirdiği sorunlarla yüz yüzeyiz.

    Ve bugüne kadar hep inkar edildiler. Eğer bölgede bir barış isteniyorsa, Kürt halkının kendi kendisini yönetme hakkı Kabul edilmelidir. Bizim bu konuda temel sloganımız; barış, insan hakları, adalet ve demokrasidir.

    Birçok defa kendim Kürdistan’a gittim, yaşanan adaletsizliklere tanık oldum. Bu konuda Britanya hükümeti dış politikasının temeline insan haklarını almalıdır. Kültürel ve politik halklar ile birlikte, halkların kendi kendilerini yönetebilmesi için çalışma yürütmelidir.’’
    https://youtu.be/BQaBaOJcujg
    JEREMY CORBYN KİMDİR?

    Uzun yıllardır Kürt halkının yakın bir dostu olarak bilinen Jeremy Corbyn 33 yıldır parlamentoda bulunuyor. Eski sendikacı ve sosyalist kimliğiyle tanınan Jeremy Corbyn 1983 yılından beri Londra’nın İslington bölgesinden milletvekili seçiliyor.

    7 Mayıs 2015’te Birleşik Krallık’ta yapılan parlamento seçimlerinde yaşanan başarısızlıktan kaynaklı İşçi parti lideri Ed Milliband istifa etmişti. Milliband’ın istifası sonrası İşçi Parti liderliği için yaşanan yarışta, Corbyn Britanya siyasetine adeta yeniden bir soluk yaşattı. Yüz binden fazla insan Jeremy Corbyn’i desteklemek için İşçi partiye kaydoldu. 12 Eylül 2015’te yapılan seçimlerde Corbyn diğer adayları geride bırakarak yüzde 60 oyla İşçi Parti’nin genel başkanı seçildi.

    Seçildiği günden bu yana parti içi muhalefetten kaynaklı zor günler geçiren Corbyn parti içindeki tüm baskılara rağmen istifa etmeyerek görevine devam etti. Avrupa Birliği referandumu sonrası isyan bayrağı açan partisine mensup 172 milletvekilinin güvensizlik oyu nedeni ile yeniden liderlik yarışına girmek zorunda kalan Corbyn’in karşısında Owen Smith bulunuyor. 25 Eylül’de yapılacak yıllık konferansta İşçi Parti’nin yeni lideri belirlenecek.

    İngiltere Ana Muhalefet Lideri: Öcalan Özgür Olmalı 6
    İşçi Parti Lideri Jeremy Corbyn

    İngiltere Ana Muhalefet Lideri: Öcalan Özgür Olmalı 1

    İngiltere Ana Muhalefet Lideri: Öcalan Özgür Olmalı 4

  • Yeni Başbakan Theresa May’in Kürt Karnesi Zayıf!

    Yeni Başbakan Theresa May’in Kürt Karnesi Zayıf!

    Avrupa’nın son yıllardaki en önemli gelişmelerinden birisi olarak kabul edilen Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkma kararı özelde Birleşik Krallık siyasetinde adeta deprem etkisi yaratmış, AB’nin geleceğini de tartışmaya açmıştı. 24 Haziran’da yapılan referandumdan yüzde 52 ile çıkma taraftarlarının zaferle çıkması Birleşik Krallık siyasetinde tüm dengeleri alt üst etmiş ve ülkeyi yeni bir rotaya sürüklemişti.

    Aladdin Sinayiç

     

    Eski başbakan David Cameron bu yeni rotada dümenin kendisinde olmasının doğru olmayacağını söyleyerek istifa etmişti. Referandum öncesi yazılarımızda özellikle Cameron’a başbakanlığı getiren referandum vaadinin aynı zamanda kendisinin siyasi hayatına mal olabileceğini yazmıştık. Aslında Brexit kararı sadece başbakanı değil, tüm Birleşik Krallık siyasetini derin bir krize sürüklemişti.

    Sosyalist kimliğiyle Birleşik Krallık siyasetinde yeni bir heyecan yaratan Ana Muhalefet Partisi lideri Jeremy Corbyn’e karşı parti içi savaş başlatılmış ve yapılan güven oylamasında İşçi partili milletvekillerin yüzde sekseni Corbyn karşıtı oy kullanmış, ama buna rağmen özellikle parti tabanının büyük desteği ile Corbyn istifa etmeyerek mücadeleye devam etme kararı almıştı. Brexit kampanyasının adeta sembolü haline geline ırkçı politikalarıyla bilinen UKİP lideri Nigel Farage tam da siyasi anlamda yıldızının en parladığı dönemde ‘görevimi tamamladım’ gibi bir söylemle herkesi şaşırtarak parti liderliğinden istifa etmişti. İktidar partisi olan Muhafazakarların başına Brexit kampanyasının başını çekenlerden birisi olan Boris Johnson’ın gelmesine kesin gözüyle bakılırken, kendisinin bu görevi yapmak için doğru kişi olmadığını ifade ederek liderlik yarışından çekilmişti.

    Ülkenin Yeni Rotasında Yeni Bir Demir Lady!

    Yukarıda –mişli zamandaki cümlelerle Birleşik Krallık siyasetinde yaşanan derin krizin son bir ayını kısaca anlatmaya çalıştık. Böylesi derin bir krizin yaşandığı bir dönemde başbakanlık koltuğuna kimin oturacağına tüm dünya kilitlenmişken, son altmış yıldır en uzun dönemli İçişleri Bakanlığı yapan Theresa May tüm Brexitçi rakiplerini geride bırakarak ülkenin yeni rotasında dümenin başına geçti. Ülkenin ikinci kadın başbakanı ünvanını alan May yeni oluşturduğu kabinedeki önemli bakanlıkları (İçişleri, Adalet, Eğitim, Kültür Medya Spor, Çevre, Uluslararası Gelişme bakanlıklara ve Lordlar Kamarası Liderliği) kadınları getirerek uzun bir zamandır savunduğu ‘feminist’ kimliğine gönderme yapıyordu. Hatta başbakan olarak parlamentoda yapılan ilk soru-cevap oturumunda, ana muhalefetin, ‘Muhafazakarlar bugüne kadar kadınlar için ne yaptı?’ sorusuna, ‘kadınları başbakan yaptı’ sözüyle cevap vererek aslında iktidar partisinin toplumsal anlamda kadına çok birşey vermediğini de söylüyordu.

    Gerekirse 100 bin İnsanın Ölümünü Onaylarım!

    Başbakanlığının ilk haftasında yani geçtiğimiz hafta parlamentoda ilk icraatı 40 milyar sterline mal olacak Nükleer silah başlıklı savaş füzelerini taşıyan 4 tane denizaltı gemisinin yenilenmesi kararı oldu. Nükleer silahların yenilenmesinin tartışıldığı oturumda SNP milletvekili George Kerevan’ın ‘Yüz bin masum insanın ve çocuğun ölümüne neden olacak nükleer saldırıyı bireysel olarak onaylamaya hazır mısınız?’ sorusuna karşılık May’in hiç düşünmeden ‘evet, gerektiğinde yaparım’ demesi bir yanda kendisini Demir Lady’e (Margaret Thatcher) benzetenlerin çok ta haksız olmadığını gösteriyordu, zira bugüne kadar hiç bir politikacı bu soruya bu denli direk onaylayan bir cevap verme cesaretinde bulunmamıştı.

    Theresa May’in Kürt Karnesi Zayıflarla Dolu

    Biraz geç te olsa yazımızın ana konusu olan ülkenin yeni başbakanının Kürtler ile ilgili nasıl bir sınav vereceğine gelirsek, İçişleri bakanlığı dönemindeki pratiğinden kaynaklı umutsuz bir tablo ile karşı karşıya olsak ta son dönemde Türkiye ile gerilen iplerin Kürtlere nasıl yansıyacağını kestirmek zor.

    Başbakan May İçişleri bakanı olduğu dönemde Kürt kurumları ve aktivistlerine yönelik kriminalize etme çalışmaları tavan yaptı. Mesela 17 yaşındaki genç Kürt kızı ‘PKK’ye katılmaya teşebbüs etmek’ suçlamasıyla hapis cezasına çarptırıldı. Bu PKK’nin ‘terör’ listesine alındığı 2001 yılından bu yana bir ilk olarak kayıtlara geçti.

    silan-ozcelik2

    Yine May’in İçişleri bakanı olduğu son altı sene içerisinde Kürt kurumları sayısız defa soruşturmalara maruz kaldı, bazı yöneticileri gözaltına alındı. Yine Avrupa vatandaşı olan birçok Kürt aktivist sınır dışı edildi. Bu dönemde onlarca Kürt kurumu çalışanının yasal olarak bir sorun teşkil edilmediği halde hiç bir gerekçe gösterilmeden vatandaşlık başvuruları red edildi. En yaygın olan baskılardan birisi yine onlarca Kürdün yurtdışı yolculuklarında havalanlarında maruz kaldıkları keyfi sorgulamalar, uçaktan indirmeler, üzerlerindeki küçük miktardaki paraların dahi alınmasının tavan yapması. Yine bir süre önce Paris katliamı anmasına gitmek için giden kadınların sınırda saatlerce bekletilerek bazılarının üzerlerindeki 5 sterlinin dahi alınması Kürtlere yaklaşımın diğer açık bir örneğiydi. Ve bunlara benzer bir çok girişim…

    Türkiye İle Gerilen Siyasi İlişkiler Normalleşir mi! 

    Referandum döneminde eski başbakan Cameron’un defalarca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ancak 3 bin yılında girebileceğini söylemesi iki ülke arasında gerginliğe neden olmuştu. Cameron’un 3 Bin yıl belirlemesi referandumda, Brexit taraftarlarının kampanyalarında Türkiye’nin AB’ye üye olup 70 milyon vatandaşının İngiltere’ye geleceği propagandasına karşın bir hamle olarak ortaya çıksa da aslında Türkiye gerçeğini ortaya koyuyordu. Yine Cameron parlamentodaki başbakanlığının son konuşmasında gider ayak Kürtler için, ‘Kürtler inanılmaz bir şekilde cesur savaşçılar’ diyerek 3 bin yılı belirlemesi ile Erdoğan’ı daha da kızdırmıştı. Bu dönemde gerilen siyasi ilişkiler devletlerin siyasetleri karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu olduğu için mutlaka bir süre sonra tekrar rayına oturur, oturmasına da Boris Johnson’ı nereye koyacağız emin değilim.

    Erdoğan Sapık Diyen, PKK’ye Sempati Duyan Bir Dışişleri Bakanı!

    Hepimizin bir zamanlar ‘Osmanlı torunu Londra büyükşehir belediye başkanı oldu’ haberlerinden tanıdığımız Londra eski belediye başkanı ve yeni dışişleri bakanı Boris Johnson bir süre önce Birleşik Krallık’ta The Spectator dergisi tarafından yapılan ‘Erdoğan’a hakaret’ şiir yarışmasını kazanmıştı. Şiirinde Erdoğan için sapık gibi ağır hakaretler barındıran terimler kullanan Johnson havuz medyasında manşetlere taşınmıştı.

    Johnson belediye başkanlığı döneminde Daily Telegraph köşesindeki yazısında Kürdistan devletinin kurulmasının Britanya tarafından engellendiğini ve Kürtleri bastırmak için Britanya’nın kimyasal gaz kullandığını itiraf etmişti. Johnson Kürtlerin karşı karşıya kaldığı insanlık trajedisine Britanya’nın sessiz kalmaması gerektiğini ve biran önce harekete geçmesi gerektiğini ifade etmiş ve bunu ahlaki bir görev olarak tanımlamıştı.

    Yine PKK’ye katılmaya teşebbüs etmekten ceza alan genç Kürt kızının davasıyla ilgili ulusal bir kanala demeç veren Johnson, mahkemenin kararını saçmalık olarak değerlendirmiş, PKK ve Peşmerge’ye sempati duyduğunu açıklamıştı.

    Şimdi bir yanda referandum sürecinde gerilen siyasi ilişkiler, bir yanda da Johnson’un dışişleri bakanı olması, Birleşik Krallık ile Türkiye ilişkilerini nereye götüreceğini hep birlikte göreceğiz. Üzerine de Erdoğan’ın darbe girişimi bahanesi ile Türkiye’de yarattığı korku imparatorluğu….