Category: slıder
-

Yıllarca eylemlerde ön saflarda olan Besna kadınları alanlara çağırıyor
VAN – Van’da birçok eylem ve etkinlikte en ön saflarda yer alan ve baskılara karşı yaşamı boyunca mücadele eden Besna Akdoğan, kadınları 8 Mart’ta da alanlarda olmaya çağırdı.Özgürlük, demokrasi, eşitlik ve hak mücadelesinde ön saflarda hep kadınlar yer aldı. Van’da yaşayan Besna Akdoğan da (65) onlardan biri. Her Kürt kadını gibi hayatı göç ve mücadeleyle geçen Besna, 30 yıl önce devlet baskılarından kaynaklı Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinden Yüksekova’ya, oradan da Van’a göç etmek zorunda kalır. Van’da yapılan eylem ve etkinliklerde ön safları, tüm yıldırma politikalarına karşı ise alanları terk etmeyen Besna, kadınları 8 Mart alanlarına davet ediyor.‘Van’da da devlet baskısı devam etti’Yıllarca katıldığı eylemlerde sürekli şiddet ile karşı karşıya kaldığını aktaran Besna, kadınların daha fazla ses çıkarması gerektiğine işaret ediyor. Kadının hem erkek hem de devlet tarafından baskı altında tutulduğuna dikkat çeken Besna, “Devletten yana çok eziyet, cefa gördüm. Çocuklarım sürekli tutuklanıyordu. Bu nedenle İstanbul’a gitmek zorunda kaldılar. Van’a geldik burada arsa aldık, ev yaptık. Yine devletin baskıları devam etti. Her türlü işkenceyi uyguladılar. Her zaman halkımın yanındayım. Bunca şehit verdik hepsi bizim evladımız. Onların arkasındayız, bu davayı da bırakmayacağız” ifadelerini kullanıyor.‘Kürt kadının var olduğunu dünyaya gösterelim’Kürt mücadelesinde kadınların ön saflarda yer aldığını söyleyen Besna, bütün kadınların el ele vererek alanlara akması gerektiğini dile getiriyor. “Kürt kadınının var olduğunu dünyaya göstermeliyiz” diyen Besna, 8 Mart’ta da sokaklara çıkılması gerektiğine vurgu yapıyor. 8 Mart’ın kadınların erkekler ile “hesap günü” olduğu değerlendirmesini yapan Besna, “Bütün dünya kadınları ayaklanmalı. Sloganlar atmalıyız, coşkuyla kutlamalıyız. Son zamanlarda ne yazık ki kadınlar evden çıkmıyor, seslerini çıkarmıyor. Kadınlar her zaman bu davada en önde oldular. Şimdi de bütün yük kadının omuzlarında. Kadın kendini kandırmamalı, ayakları üzerinde durmalı. Kadın her şeyi yapabilir” diye konuşuyor.‘Kadının elinin değdiği yer güzelleşir’Kadınların özgürleşmek için daha fazla alanlarda olması gerektiğini ifade eden Besna, “Biz bu zamana kadara evlatlarımızı, canımızı, malımızı verdik. Devlet elinden dayak yedik, işkence gördük, hapis yattık. Kadın artık korkmasın. Kadın kendini özgürleştirsin, daha büyük adımlar atsın, daha çok özgürleşsin. Kadın sadece evinde değil her zaman her yerde özgür olsun. Kadın neye el atsa güzelleşir, çiçek açar, aydınlanır” sözlerini kullanıyor.‘Beyaz tülbentlerimizden korkuyorlar’“Devlet kadınlardan korkuyor” diyen Besna, son olarak da şunları söylüyor: “Polis beyaz tülbentlerimizden, fistanlarımızdan, sloganlarımızdan, konuşmamızdan korkuyor. Bize ‘beyaz tülbentleri çıkarın renkli takın’ diyorlar. Polis buraya geldiği zaman cesurca konuşuyoruz. Kadınların artık evlerinin dışına çıkması lazım. Gün içinde hiçbir şey yapmasalar bile en azından iki Barış Annesini ziyaret etmeliler. Buradan tüm kadınlara sesleniyorum 8 Mart’ta sokaklara akmalıyız.” -

Erkekler İçin Dizayn Edilmiş Bir Dünya
Şeyda İpek
(Erkekler İçin) Hayat Kolaylaştıran Ürün Dizaynları
Kadınlar birçok konuda erkekler ile aynı sonuçları almak için daha çok çalışmak zorunda. Bu sadece iş yerinde erkeklerin gördüğü saygıyı görmek gibi soyut kavramlar için değil, tarlada aynı ürünü üretmek için de böyle. Bunun en önemli sebebi insanlar için hayatı ve iş gücünü kolaylaştırması gereken araçların kadınlar için dizayn edilmemiş olması. Bunun günlük hayattaki en basit örneği, kadınlar olarak ne elimize ne cebimize sığan cep telefonları. Kadın eline sığmayan bir başka alet ise piyanolar. Bunun acısını küçük ellere sahip Christopher Donison adlı bir erkek piyanist de çekmiş.
- Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkede tarım makineleşmeye başlayınca kadınların tarıma katılım oranı düşüyor. Bunun sebepleri arasında kadınların bu makineleri almaya yetecek maddi durumlarının olmamasının yanında makinelerin kadınlar tarafından kullanımının zor olması da yer alıyor.
- Yine tarım alanında yapılan “kalkınmalar” kadınlara danışılmadan yapılıyor. 2012 yılında Gates Vakfı tarafından hazırlanmış bir rapor buna güzel bir örnek vermiş: Sadece erkeklere sorulduğunda tarımda en önemli şey verim. Bunun için bir kurum verimi yüksek ekin hazırlamış. Fakat bu ekinler daha sonra çiftçiler tarafından rağbet görmemiş. Çünkü gerçek hayatta çiftçilerin arasında kadınlar da var ve kadınların öncelikleri farklı. Onlar için bu ekinleri ekmek uzun süreli hazırlık istiyor. Ayrıca bu ekinler verimli olsa da pişirmek için uzun süre istiyorlar. Daha sonra o ürünü pişirecek olan kadınlarında zamanı yok.
- Ses kontrollü sistemler kadın seslerini anlamakta ve ayırt etmekte zorluk çekiyor. Mesela Google’ın ses-tanıma yazılımı erkek seslerini anlamakta %70 daha başarılı. Ses kontrol sistemleri arabalarımızdan ameliyathanelere kadar birçok yerde kullanılmakta ve bu tehlikeli sonuçlar getirebiliyor. Bir teknoloji şirketi sahibinin fikrine göre kadınların tek yapması gereken ses eğitimi alarak erkek gibi konuşmayı öğrenmeleri! Fakat tabii ki sorun kadınlarda değil. Bu eşitsizliğin en büyük nedeni bu tarz sistemleri eğitmek için kullanılan veri tabanlarının yeterince kadın ses ve konuşma kalıpları barındırmaması.
- Sadece ses tanıma yazılımları değil, yüz tanıma ve çeviri yazılımları da bu veri boşluğundan muzdarip. Kadınların veri tabanlarında doğru ve yeterli şekilde temsil edilmemesi yüzünden Bilim Kadınları’nın da sıkça karşılaştığı bir durum var: İngilizceye çevrilen twitlerde bilim kadınlarına erkek zamiri olan he olarak hitap edilmesi. İş başvurularında CV’leri tarayan algoritmalar da bu tarz veri eksikliğinden dolayı kadınlardan gelen başvuruları erkeklere göre başarısız algılıyor.
- Silikon Vadisi gibi yerlerin erkekler tarafından domine edilmesi yeni ürünlerin çoğunlukla erkeklere yönelik olmasını sağlıyor. Kadınların hayatını kolaylaştıracak, yeni dizaynlı meme pompası gibi, ürünler fon sağlayan erkekler tarafından önemli görülmüyor. Bu isteksizlik mantıklı değil. 2018 yılında toplanan veriler gösteriyor ki kadınlar aldıkları her 1 dolar için 78 centlik kazanç sağlarken erkekler sadece 31 cent kazanç sağlamış. Bu üstünlük uzun süreli kazanca bakınca da devam ediyor.
- Teknoloji endüstrisinin birçok köşesi erkekler tarafından domine ediliyor. Bunun sonuçları çoğunlukla yeni teknolojilerin kadınlar tarafından kullanımının zor ya da imkansız olması, veya kadınlarının ihtiyaçlarına cevap vermemesi. Mesela koşu bantları veya Fitbitler erkek fizyolojisine ve hayatına göre ayarlandığı için kadınların kalori yakma ve adım atma verilerini yanlış yorumluyor. Sanal Gerçeklik (SG) kıyafetleri kadınların vücuduna tam uymadığı gibi gözlükleri de erkeklerinkine göre küçük olan yüzümüze tam oturmuyor. Bunun yanında bazı SG gözlükleri maskaralı gözleri algılamıyormuş!
- Araba kazalarında hayat kurtarıcı olması gereken emniyet kemerleri sadece erkek bedenine göre tasarlanmış modeller üzerinde denenmiş. Yine araba koltukları da böyle. Avrupa Birliği dahil hiçbir yerde bu tarz güvenlik yöntemlerinin kadınlar için test edilmesi şart değil. Kadınların kas oranı ve vücut yapıları erkeklerden genel olarak farklı. Memelerimizin olması ve hamilelik bu farklılıkları hepten arttırıyor. Fakat erkek-odaklı araba dizaynları bu farklılıkları dikkate almıyor. Verilere göre kadınlar erkeklerden daha az oranda kaza yaptıkları halde daha yüksek oranda ölüm tehlikesi altında kalıyorlar. Büyük olasılıkla kadın vücudu gözardı edilerek yapılan dizaynlar bunun bir parçacı, fakat veri toplayan beri gelsin!
- Kadınların bir erkeğe ihtiyaç duymadan günlük hayatına adapte edebileceği mekanizmalar bulmak için kadınlarla konuşmayı akıl edemiyor icatçılar. Dünyanın dört bir köşesinde kullanılan üç-taş ocağı denen ortasında odun, kömür gibi bir yakıtın bulunduğu üç taştan oluşan geleneksel bir ocak türü var. Bu ocak etrafa zehirli dumanlar saçıyor. Ocak başında en çok zaman geçiren kadınlar olduğu için bu zehirli gazlar en çok onları etkiliyor. Onlarca yıl boyunca birçok kurumun evlere temiz ocak türleri getirme çabaları yetersiz kalmış. Onlara göre suçlu değişim istemeyen kadınlar. Halbuki temiz denen ocaklara bakıldığında bunların kadınların hayatını birçok yönde olumsuz etkilediği görülüyor. Mesela bazıları pahalı ve kadınların parası yok. Bazıları dikkat istiyor ve kadınların gün içinde yapacak bin türlü işi var, ocak başında bekleyemezler. Bazıları sürekli bakım gerektiriyor ve bu erkek işi. Kadınların yeni bir teknolojiyi adapte etmelerindeki çok büyük bir etken o teknolojinin kadınları erkeklere muhtaç etmemesi. Bu arada ocak sorununa en sonunda kadınlara danışılarak bulunan bir çözüm eski ocaklara eklenen, ucuz bir baca mekanizması. Bu icat için neredeyse 50 sene beklemek gerekmiş!
Doktora Gitmek
Kadın bedeninin erkek bedeninden sapmış bir anomali gibi görülmesi çok yaygın bir alışkanlık. Bir başka alışkanlık ise tıp ve ilaç bilimcilerin kadınları normalin dışında, hormonal değişimleri çalışmalarda kontrol edilemeyecek, gizemli yaratıklar gibi algılaması. Bunun sonucu ise kadınların ihtiyaç duydukları tedavilerin bulunmaması, hatta birçok hastalığın kadınlarda teşhis bile edilememesi.
-
- Kadınlar ilaç ve tedavi çalışmalarında yeterince, hatta bazen hiç, temsil edilmiyor. Bu çoğunlukla kadınları etkileyen hastalıklar için bile böyle. Bu temsil eksikliği hayvan, hatta hücre seviyesindeki deneylerden başlıyor ve her aşamada devam ediyor. Buna verilen en büyük mazeret kadınların adet dönemindeki hormonların istatistikleri etkileyeceği. Bu mazeret bilimsellikten ve etikten uzak. Erkeklerin de hormonal değişimler yaşadıkları biliniyor. Ama en önemli nokta: adet gören insanlar ilaç almasın mı? Ki çok görülen bir olay birçok ilacın adet döneminde işe yaramaması, çünkü o dönemdeki etkileri deneyler ile çalışılmamış. ABD’de ilaç yan etkilerini yaşayanların büyük çoğunluğu kadınlar. Kusmadan sonra kadınlar için en büyük yan etki ‘bu ilaç bir işe yaramadı’.
- Kadınların ilaç ve tedavi gelişiminde temsil edilmemesinin yan etkisi sadece işe yaramayan ilaçlar değil. Bu eksiklik kadınların hayatını değiştirecek ilaçların geliştirilmesini engelliyor. Mesela neden adet sancısı için bir ilaç yok piyasada? Bazı ön çalışmalar Viagra’nın kadınlarda adet sancısını azalttığını göstermiş, fakat bu sorunun önemli bir durum olmadığını düşünen şirketler ve kurumlar detaylı çalışmalar için fon ayırmıyor. İlaçların yanında tıbbi aletlerin de kadınlar üzerindeki etkisi çok bilinmiyor. Kalp krizi riskini azaltmak için kullanılan kalp pili tarzı araçlar erkeklerde daha çok işe yarıyor. Bu tarz araçların ne zaman takılacağı ise yine erkeklerden toplanan verilere göre verilen bir karar.
- Bazı hastalıklar kadınlar ve erkeklerde değişik semptomlarla başlıyor. Bunlardan belki de en önemlisi kalp krizi. Hepimizin küçük yaşta filmlerden öğrendiğine göre kalp krizi yaşlı, şişmanca bir erkeğin göğsünü tutması ile gösterir kendini. Halbuki birçok kadında kalp krizi semptomları mide bulantısı ve karın ağrısı. Bu ‘normalden farklı’ semptomlar doktorlar tarafından göz ardı ediliyor. Kadınların kalp krizinden ölme riski erkeklerden daha yüksek. Teşhis eksikliği bunun nedenlerinden biri. Diğer nedenler tabii ki kalp krizinden korunma ve tedavi yöntemlerinin kadınlar için değil erkekler için optimize edilmiş olması.
- Kadınların semptomları sağlık personeli tarafından dikkate alınmıyor. Belki erkeklerin de ‘doktor beni dinlemedi’ tarzı sızlanışları vardır, fakat bu deneyim büyük oranda kadınları etkiliyor. Kadınların ağrı ve acıları çoğunlukla fiziksel bir hastalık değil de duygusal nedenlere bağlanıyor. Sırt ağrısı için doktora gidip antidepresan ile eve gönderilen kadınlar nadir değil. Bu inançsızlık kadınların hastalıklarının teşhisini senelerce geciktirebiliyor. Mesela ABD ve İngiltere’de endometriyozis adlı, rahim hücrelerinin vücutta başka yerlerde büyümesi ile oluşan bir hastalığın teşhisi 8-10 seneyi bulabiliyor. Bu hastalığın en büyük semptomu: aşırı karın ağrısı. Bayıltacak kadar olabiliyor bu ağrı, ama kadınlar ‘strestendir’ diyerek eve gönderiliyor.
-

Sevgili gelecekteki ben, seni çok seviyorum!
Hilal Erkoca
Küçükken anneannem mor eteğimle sokakta oynamama izin vermezdi. Taytlar pantolonlar geçirip çıkardım üzerime. Etekli, sarışın kızlara bakıp özenirdim. Sanki o eteğin yokluğu beni görünmez yapıyordu. Mahalle maçı yapan oğlanların ilgisini çekmiyor, bir türlü dönüp bakılacak kadar güzel hissetmiyordum. Güzelliğin defter arasına kalp çarpıntısıyla bırakılmış akrostiş bir şiire, teneffüs aralarında kız kıza kikirdemelere, gizli bir bilginin yarattığı adına arkadaşlık dediğimiz ortaklıklara yol açtığı zamanlardı. Güzellik nasıl da her şey demekti! Bir de çalışkan öğrenciysen! Matematiğe kafan basıyor, hücreleri mikroskopla gözüne sokmaları gerekmeden uzaktan tanıyorsan.
Ben mikroskopla görmeden inanmayanlardandım. Hayal gücüm bir rapunzel saçlı prenseslere, bir de şu suya bile karışan hidrojenle oksijene kızgındı. Başka şeyler hayal ediyordum. Sonu hep bir sahnede ödül aldığım, bazen yazar, bazen fen bilimlerini parmağında oynatan bir profesör, bazen de dünya şampiyonu ilk kadın futbolcu olduğum düşlerle bitiyordu. O zaman herkes mecburen fark edecekti beni. Mahalle maçı neymiş, ben dünya şampiyonu olmuştum. Üstelik birkaç dilde röportaj veriyor, İngilizce öğretmeni ‘’repeat after me’’ diye sınıfta öfkelenedursun, dünya basınını kendime hayran bırakıyordum. Bu hayallerin sabahı koşa koşa aynaya baktığım ve yine nalet olası gözlerimin yeşil oluvermediği gerçeğiyle kararıyordu.
Dokuz yaşında neredeyse her gün bilim kadını ya da ünlü bir yazar olma düşüyle daldığım uykulardan kahverengi çekik gözlerle uyandım. Hangisi benim düşümdü, hangisi renkli gözlü Barbie bebeklerden kalmıştı? Baktım gözlerimin bir sabah yeşil, mavi, hadi en olmadı elaya döneceği yok ben de çalışkan olmaya karar verdim. Dünyanın en çalışkanı! Matematikten din bilgisine bütün konuları ezberleyip, durmadan yıldızlı beş almaya başladım. Yeşil gözlü olmaktan biraz daha zordu tabii. Yeri geldiğinde uzun duaları bile hatasız okumayı, yirmi beş soruluk testlerden en fazla iki yanlış çıkarmayı gerektiriyordu. Profesörlüğe dair hayallerimi ardı arkası gelmeyen konu testleriyle rafa kaldırdım. Elli yaşında bile, laboratuvarımda buluşlar yapmak isterken beni rahat bırakmayacaklar, ikide bir test çözdüreceklerdi demek bana. Bilim benim için dört şıklı test sorusu demek oldu.
Çalışkan olunca çok sevildim. Öğretmenler yere göğe sığdıramıyor, kopya timi sınavlarda etrafıma denk gelebilmek için çırpınıyordu. Başkalarıyla aynı suçu işlediğim halde cetvelle avucuma vurulmadı. Hatalarımda annemle babamı arayacağını söyleyerek tehdit etmedi müdür yardımcısı. Ben yine de hata yapmadım. Ya biterse korkusuyla. Ya beni de matematikten 1 alanlar gibi arka sıralara atarlarsa diye. Şimdi düşünüyorum da nice güzel yetenek, belki ressam, en hakikisinden bir şair, bir zanaatkâr ya da sadece kendine inanan bir insan olabilecek niceleri arka sıralara atılarak etkisiz eleman, istenmeyen bir hayalet olduğuna inandırılmıştır.
İlkokul yıllarında o dönem televizyonda denk geldiğim bir filme öykünerek olsa gerek, yirmi yıl sonra açmak üzere bir mektup yazmışım kendime. “Sevgili gelecekteki ben” diye başlıyor mektup. “Mutlaka çalışkan olmalısın!” Hayata dair keşfettiğim bu şahane bilgiyi heyecandan devrilen cümlelerle tekrarlayıp durmuşum. Hata yapmayacak, çok çalışkan olacak, en iyi okullarda okuyacak, böylece sevilecekmişim. İnsan sevilmeye ne hasret, hem de her yaşta. Biraz gözlerim doldu ne yalan söyleyeyim. Keşfettiği çok gizli hayatta kalma iksirini gelecekteki haliyle paylaşan küçük kızı bulup sarılmak istedim. Onun elinden tutacak, bu kadar kafaya takma diyecektim. Düşeceksin, hayatının en büyük başarısızlığı sandığın başarısızlıklar yaşayacaksın. Çalışkan olmakla engelleyemeyeceğin yaralar alacaksın. Hayat keşfettiğini sandığından biraz daha çetrefil çıkacak. Bazen bir festival, bazen korku filmi. Korktuğunda gözünü sımsıkı kapayacaksın, yine de yok olup gitmeyecek. Orada dikilip seni mücadeleye çağıracak. Gideceksin sen de. Bata çıka, düşe kalka. En kötü halinde de seni seven çıkacak. Hem de sırf düzgün doldurduğun sınav kâğıdına göz ucuyla bakabilmek için değil, yalnızca sen olduğun için.
Bugün yirmi yıl sonra okumak üzere başka bir mektup yazdım kendime. “Sevgili gelecekteki ben!”, diye başladım, “seni çok seviyorum”. Başına bin bir türlü iş gelmiş olmalı. Eminim elinden geleni yapmışsındır, üzülme. Bugün elimde geleceğini mükemmel kılacak harika buluşlar yok. Belki de hiç olmadı. Gelecekteki hali mutlu olsun diye mektup yazan o masum inançta saklı büyük sır. İnancın hala baki mi? Öyleyse devam. Hayatı kestirilemez olduğu için tutkuyla sevmedik mi?
Görsel: PING ZHU
Kaynak: 5Harfliler
-

Koronavirüs (Covid-19): İngiltere’de virüs nedeniyle ilk ölüm gerçekleşti
İngiltere’de başka sağlık sorunları olduğu belirtilen ileri yaştaki bir kişi koronavirüs tanısının konmasının ardından hayatını kaybetti. Bu, ülkede koronavirüsten ilk ölüm.
Resmi yetkililer hayatını kaybeden kişinin ismini, yaşını ve cinsiyetini açıklamadı. Guardian gazetesi, hastanın 70 yaşlarında bir kadın olduğunun anlaşıldığını yazdı.
Başkent Londra’ya yaklaşık 75 kilometrelik uzaklıktaki Royal Berkshire Hastanesi’nden yapılan açıklamada, “koronavirüs ile alakası olmayan nedenlerle hastaneye zaman zaman yatan ileri yaştaki bir hastanın” hayatını kaybettiği kaydedildi.
Hastaneden yapılan açıklamada, hastanın “hastaneye yatırıldığı ve dün gece koronavirüs testinin pozitif çıktığı” ifadeleri yer aldı.
İngiltere Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanlığı, ülkede 5 Mart günü yerel saatle sabah 09.00 itibarıyla 18.083 kişinin koronavirüs testine tabi tutulduğunu, bu kişilerden 17.968 kişinin test sonuçlarının negatif çıktığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından Galler’de bir kişide daha virüs tespit edildi.
-

Londra’da 8 Mart Paneli
Londra Kürt Kadın İnisiyatifi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadın Örgütlülüğünün önemi konulu bir panel düzenlendi.
Kürt Toplum Merkezi’nde düzenlenen panelde, salona Paris’te katledilen Kürt kadın devrimci Sakine Cansız ile Rojava’da Türk devletine bağlı asker ve çeteler tarafından katledilen Kürt kadın siyasetçi Hevrin Khalaf’in resimleri ile “Önderliksiz yaşam asla faşizme karşı özsavunma”, “Kadın yaşamdır yaşamı öldürmeyin”, “Biz kadınız kimsenin namusu değiliz” yazılı pankartlar asıldı. Ayrıca Kürt kadınları yaşamın her alanında anlatan bir fotoğraf sergisi de salon da yer aldı. Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan panele, Oxford Üniversitesi’nden Dr. Dilar Dirik, 8 Mart Kadın Platformu üyesi Nergiz ve Skype üzerinden Rojava’dan Kongra-Star temsilcilerinden Evin Swed katıldı. Moderatörlüğünü Kadın İnisiyatifi’nden Roj Eyüpoğlu’nun yaptığı panelde, Dr. Dilar Dirik toplumsal cinsiyet ve kadın örgütlülüğü üzerine konuşarak, kadının sosyal, siyasal ve ekonomik durumlarını ele alarak, diasporadaki Kürt kadın mücadelesini anlattı.
Kongre-Star’dan Evin Swed ise Rojava’da kadın mücadelesi ve YPJ’li kadın savaşçıları anlatarak, İŞİD ve çetelerin kadınlara yönelik şiddetini anlattı. Swed, Rojava devriminin aynı zamanda bir kadın devrimini olduğunu ifade ederken, YPJ’li kadınların hem kadın mücadelesi hem de yaşamın her alanında ciddi örgütlenmelerin öncüsü olduğunu belirtti. Panele katılan kadınlar da Swed ile soru cevap şeklinde Rojava kadın devrimi hakkında tartışmalar yürüttü.
8 Mart Kadın Platformu’ndan Güney Kürdistanlı Nergis ise Kürt kadınların Kürdistan’daki mücadele deneyimlerini paylaştı.
-

Yazar Tan: Avrupa’ya ‘sözde dedeler’ gönderiliyor
Hikmet Erden
Yazar Abbas Tan, devletin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile İngiltere ve Avrupa’ya sözde dedeler göndererek Aleviliği yok etmek istediğini söyledi. Tan, bu dedelere özel gri pasaportların da verildiğini belirterek, buna karşı Alevilerin dikkat etmesi gerektiğini ifade etti.
Londra’da faaliyet yürüten Alxaslılar Toplum Merkezi (Alxas-Com) tarafından dernek binasında Yazar Abbas Tan’ın katılımı ile ‘Alevilikte hak ve hakikat’ adlı bir söyleşi düzenlendi. Yoğun bir katılımın olduğu söyleşide Yazar Abbas Tan, söyleşiyi soru cevap şeklinde gerçekleştirdi. Alevilerin 12 imamları alarak başlarına bela ettiklerini söyleyen Abbas Tan, “Böyle bir sıkıntıdayız. Hak Muhammet Ali diyoruz. Birileri sen onu çıkartamazsın Alevilikte. Diğeri de diyor ki Alevilikte buna yer yoktur. Şimdi bu tartışma kavgasız nizasız ama birbirlerini bilgi alış verişi ile çözülebilir. Ben geçmişte söylediklerim ile bugün söylediklerimin uyuşmadığını söylüyorum. Bundan 30 yıl önce Alevilikle ilgili bildiğim bilgilerin bir kısmında uzaklaştım. Bundan 10 yıl evvel kendime göre bir değişim yaşadım. Bugün daha çok değiştim. Sadece söylemde kalarak değişmiyor. Özellikle bizim erkan da sıkıntılar çok büyük” dedi. Hakka yürümek erkanından sonra bir yığın sorun ve sıkıntı yaşandığına dikkat çeken Tan, üç, yedi ve kırk yemekleri gibi bir çok geleneğe dönük eleştirilerde bulundu. Bu yemeklerin çoğunun Alevilikte olmadığını ifade eden Tan, Aleviliğin Türk devleti eli ile asimile ve yok edilmek istendiğini ifade etti. Alevilerin karşısında çok büyük bir güç olduğunu ifade eden Tan, “Türk devletinin yasalarla oluşturduğu bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Diyanet hala Alevileri yok etme adına Avrupa’ya Gri pasaportlu dedeler gönderiyor. Sözde dedeler gönderiyor. Gidin orada Alevi-İslam anlayışını sürdürün diyor. Bir başkasını da Türk-İslamcı diye gönderiyorlar. Kendi içimizdeki kimi Aleviler asıl Müslüman biziz diyorlar. Asıl Müslüman biziz diyen birinden Hak Muhammet Ali’yi nasıl çıkartabilirsiniz. Ali’yi çıkarabilirsiniz ama Hak Muhammet’i nasıl çıkarırsınız. Orda taktir sizlersiniz. Artık Alevilerin Aleviliği kendi içerisinde rahatlıkla tartışması gerektiğine inanıyorum. Oturupt a kendi bölgelerimizdeki sorunları tartışmakla kalmamalıyız. Kendi içimizde de anlatımlarımızı yapmalıyız. Bunu geliştirirsek Alevilerin sorunları daha çabuk aşılıyor” dedi.
40 YEMEĞİ İÇİN KREDİ ÇEKİYORLAR
Alevilikte cenaze zamanında sadece uzaktan gelenler için yemek verildiğini belirten Tan, birde cenaze hizmetinde bulunanlara üç gün yemeği verildiğini belirtti. Ancak bunun zaman içerisinde üç, yedi, kırk, bir yıl diye olmayan geleneklere dönüştüğünü aktaran Tan, imkanı olanların bunu yapabildiğini ama olmayanların bu geleneğin altında ezildiğine dikkat çekti. Türkiye’de bir yakınına kırk yemeği için kredi çeken insanların olduğunu gördüğünü söyleyen Tank, “Yazık buna gerek yok. Biz de bir tek üç yemeği vardı. Üç yemeği de ailenin büyüğü aileyi topluyordu akşam yemeğinde. Lokma paylaşıldıktan sonra herkes işine gücüne gitsin deniyordu. Yani üçüncü günü aile kendi içerisinde yapıyor. Şimdi Perşembeleri yapılıyor ve bu da tam bir showa dönüşüyor. Kırk yemeği de aynı şekildi. Kırk yemeği İngiltere’de veriyorsunuz. Burada insanların ihtiyaçları yoktur. Sırf insanlar o yemekte bulunmak için geliyorlar. O kırk yemeği parasını ülkede yoksul ve okuyamayan çocuklar var. Köy de fakir fukara insanlar var ve onlara yardım edilse bundan çok daha iyi” dedi.
‘DÖRT KAPI EĞİTİM SİSTEMİDİR’
Alevilikte dedelik kurumunun olduğunu ancak ‘Dedelik” ile ‘Evladı Resul’u birbirinden ayırmak gerektiğini söyleyen Tank, şunları kaydetti: “Dedelik Ocakzade olarak ta kullanılıyor. Biz dedelik dediğimiz de Alevi inanç önderleri, rehber ve pirlerin ortak adını Dede olarak kullanıyoruz. Alevilikte bir eğitim sistemi var. Dört kapı Alevilikte bir eğitim sistemidir. Bu kapılar ateş, su, hava ve toprak olarak değerlendirilir. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olarak ta değerlendirilir. Ama biz bunu biraz daha değiştirdik ve dedik ki, ‘Şeriat ilkokul. Tarikat ortaokul. Marifet lise ve hakikat üniversite seviyesinde bir eğitimdir. Bu eğitimin şeriat aşamasındaki eğitimi rehberler vermişlerdir. Tarikat aşamasındaki eğitimi pirler vermiştir. Marifet aşamasında mürşit dediğimiz görevliler uygulamanın derinliğini öğretmişlerdir. Ve dördündü kapı olan Hakikat Kapısını zaten hak ve hak olma anlayışı ile herkes kendi eğitimini kendisi vermiştir. Alevilik eğitim sistemini verenler biz dedeler demişiz bunlara da ocakzade diyoruz. Ocakzade anlayışı da Alevilikte bilginin kaynağı olarak görülmüştür.”
-

İngiltere İçin En Korkunç ‘Covid-19 Senaryosu!’
LONDRA – Tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüs hakkında en korkutucu raporu İngiliz medyası açıkladı. Hükümetin raporuna göre, salgın yalnızca Birleşik Krallık’ta yarım milyonu aşkın insanın ölümüne neden olabilir.
İngiliz medyası, bugüne kadar açıklanmış en korkutucu raporu dünya ile paylaştı. Hükümetin gizli raporuna göre, salgın yalnızca Birleşik Krallık’ta yarım milyonu aşkın insanın ölümüne yol açabilir. En kötü senaryonun yer aldığı raporda, koronavirüs salgınının pandemiye dönüşmesi halinde İngiltere’de virüsün bulaşacağı insan sayısı 50 milyon olarak tahmin ediliyor.
Vakaların çığ gibi büyümesinin 500 binden fazla can alabileceğini belirten gizli raporun başlığı, ‘Covid-19 En Kötü Makul Senaryo’ başlığını taşıyor. Koronavirüs vakaları Çin’den sonra en fazla Güney Kore’de tespit edildi. İkinci sırada ise merketlerdeki rafların boş kaldığı İtalya yer alıyor.

