EDİRNE – Günlerdir sınır hattına taşınan mülteciler, Edirne’ye alınmamaya başlandı.
Category: slıder
-

Mültecilerin Edirne’ye girişleri engelleniyor
İdlib’de asker ölümleri ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sınır kapılarını açtıkları yönündeki açıklaması üzerine, Cuma gününden bu yana binlerce mülteci sınıra taşındı. Sınırda hattında hareketlilik yaşanırken, polis ve jandarma ekipleri Edirne gişelerinde gelen otobüsleri durdurarak, içinde mülteci olup olmadığını kontrol ediyor.Mülteciler, “Sınırda yoğunluk var” denilerek, araçlardan indiriliyor ve kente girişlerine izin verilmiyor. -

DÜNYAYI DİRENEN KADINLAR DEĞİŞTİRECEK
HEVİ CAN KARDU
ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve düşük ücretler işçilerin hayatını gittikçe zorlaştırmış, çalışmayı dayanılmaz hale getirmişti. Bu nedenle kadın işçiler daha iyi çalışma koşulları istemiyle greve başladılar. 8 Mart 1857’de grevdeki işçilere polisin saldırması, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin kurulan barikatlar nedeniyle kaçamamaları sonucunda 129 kadın işçi katledildi. Daha sonra, 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Sosyalist Enternasyonale bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi delegeleri Clara Zetkin, Kate Duncker, Rosa Luxemburg ve arkadaşları bundan böyle her yıl bir ” Dünya Emekçi Kadınlar Günü” düzenlenmesi önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Dünya Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlandı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise tam 66 yıl sonra, 16 Aralık 1977 tarihinde, 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.
Tıpkı 1857’de Amerika’daki dokuma fabrikasında kadının örgütlü gücünden korkan erkek/devlet şiddetinin kadınların haklı mücadelesine saldırarak ve kadınları katlederek bu gücü bastırmaya çalışmasından bu yana aynı sistemin hala dünyanın her yerinde bunu uyguladığını görüyoruz. Erkek egemen sistemin devlet aygıtlarının daima kadını hedef alması tarihsel varoluş yöntemidir. Küresel faşist ve emperyalist liderlerin ülke içi ve dışında yürüttüğü militarist işgalci ve ayrımcı politikaları ile kadınları katlederek veya yok sayarak toplumları yurtsuz, tarihsiz ve geleceksiz bırakmaya çalıştıklarını biliyoruz. Türkiye’de 2019 yılında yaşanan toplam 474 kadın cinayeti kadınla değil, “erkeklik”le ilgilidir. “İyi hal” indirimleriyle düşürülen cezaların, ilk imzacısı olmakla övünülen İstanbul Sözleşmesinin uygulanmamasının hukuk ve adaletle ilgisi olmadığını, kadını aşağı gören ve erkeği koruyan eril siyasi zihniyet olduğunu biliyoruz. Kadın cinayetlerine karşı yapılan devlet girişimlerinin kadını korumak yerine aileyi korumaya yönelik olmasının cinsiyetçi ve muhafazakar devlet politikası olduğunu ve kadını asla koruyamayacağını biliyoruz. Her alanda empoze edilen “makbul kadın” profilinin kadını özgür bir birey olarak tamamen yok sayan, -toplumsal, mesleki, eğitim- her alanda emeğini sömüren, ev içi emeğini görünmez kılan ve bunu da doğayla bağdaştırarak anne, eş veya kızkardeş rollerinin gereği olduğunu söyleyen, bu söylemi derinleştiren ve yaygınlaştıran ayrımcı devlet politikaları ve ataerkil toplum yapısı kol kola girmiştir. Egemen erkek/devlet aklının çıkardığı savaş politikaları sonucu evsiz, yurtsuz, korunmasız bıraktığı kadın sığınmacıları bir de kendi evinde/ülkesinde kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırarak, çocuk yaşta evliliğe veya seks işçiliğine zorlayarak fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet uyguladığını biliyoruz.
Seçilmiş kadın milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklanmasının, Kürdistan’da eşit temsiliyete ve eşbaşkanlık sistemine yapılan saldırıların, görev alanlarının gaspının kadın iradesine yapılan bir saldırı olduğunu biliyoruz. Kadına karşı şiddetle ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele eden onlarca kadın derneğinin kapatılmasıyla, kadınların oluşturduğu sivil inisiyatifin özgürlük ve eşitlik talebiyle örgütlenmesinin engellenmek istenildiğini biliyoruz.
Kadın odaklı habercilik yapan kadın haber ajanslarının erişimine engel koyarak kadınların sesinin susturulmak istendiğini biliyoruz. Kuzey Suriye ve Rojava’da kadınlara yapılan zulmün, işkencenin, her türlü şiddetin kirli bir savaş politikası olduğunu, kadına yönelik şiddetin bir savaş silahı olarak kullanıldığını biliyoruz. Hevrîn Xalef, Aqîde Ana ve Amara Renas gibi kendi demokratik ve özgür yaşam alanlarını kuran ve savunan kadınların katledilişleri erkek egemen sistemin kadınların örgütlü gücüne yaptıkları bilinçli, sistematik şiddetin sembolleridir. Kadınların gücünden korkan eril zihniyetin kadın özgürlük mücadelesine ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel, siyasi, tüm alanlarda saldırdığını görüyoruz.
Tüm erkek egemen saldırılara rağmen, özellikle son yıllarda, Ortadoğu’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar tüm dünyada kadınların başlattığı ve sürdürdüğü güçlü bir özgürlük mücadelesine tanık olmaktayız. İradeli, örgütlü, öz savunmasını bilen, demokratik özgür yaşam projesine sahip ve çözümü dayatan etkili kadın hareketleri önemli kazanımlar elde etmektedir. Las Tesis’te gördüğümüz gibi dünyada gelişen kadın eylemlerinin birbirleri ile etkileşimde olduğunu görüyoruz. Rojava’daki kadın mücadelesi ve yeni yaşam projesi bütün dünyayı saran bir hâl alıyor. Kadınların birbirinden daha fazla güç aldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu anlamda kadınlar olarak egemen erkek faşizmine, soykırım politikalarına, ayrımcı uygulamalarına karşı etkili ortak mücadeleyle harekete geçme ve birliğimizi, örgütlenmemizi daha da güçlendirme zamanıdır. Her kadının, kadın cinayetleri ve katliamlarından hesap sorması, kendini savunmayı öğrenmesi, örgütlülük ve eylemle şiddeti engellemesi sorumluluğu vardır. Unutmayalım ki gücümüz dayanışma ve örgütlülüğümüzle çoğalacaktır.
Tüm kadınları bu 8 Martta erkek/devlet şiddetine karşı isyanını, adalet, özgürlük, eşitlik ve barış taleplerini haykırmaya, örgütlenmeye ve ortak mücadeleye çağırıyoruz. Dünyanın her yerinde, kadın dayanışmasına mühür vurulamayacağını, kadın iradesinin hapsedilemeyeceğini, kadın yoldaşlığının barış, umut ve onur olacağını göstereceğiz.
5 Mart, Perşembe günü “Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadın Örgütlülüğünün Önemi” konulu panel Kürt Toplum Merkezi’nde saat 18:30-20:30 arasında olacaktır. Konuşmacılar: Cenî Kürt Kadın Barış Bürosu üyesi, Rojava’dan Kongre Star temsilcisi, Jineoloji Komite üyesi.
Etkinlik dili Kürtçe olacak. Türkçe’ye çeviri yapılacak.
Çocuklar için özel oyun alanı olacak
Adres: 11 Portland Gardens, Harringay, London N4 1HU.
7 Mart, Cumartesi günü One Million Women Rise Kadın yürüyüşü saat 13:15’de başlayacaktır.
Toplanma yeri ve saati: Duke Street, London, W1U 1AT, 12:30.
7 Mart, Cumartesi günü Kürt Toplum Merkezi’nde Kültürel Gece (Kadın Şenliği) düzenlenecek. Saat 18:30-22:00 arasında olacak gecede sınırsız müzik, halay, yiyecek, şiir ve çocuklar için özel oyun alanı olacak.
Adres: 11 Portland Gardens, Harringay, London N4 1HU
8 Mart, Pazar günü London’s Women Strike yürüyüşü saat 14:00’de başlayacak. Toplanma yeri: Cavendish Square, W1G 0PU
Yaşasın örgütlü kadın mücadelesi. Bijî piştevaniya jinan. Long live women’s solidarity.
-

‘AKP mültecileri politik bir araç haline dönüştürdü’
ANKARA – HDP Mülteci ve Göçmen Komisyonu idlib’de yaşanan gelişmeler sonrası AKP’nin mültecileri bir kez daha politik bir araç haline dönüştürdüğünü ve bir silah gibi kullandığını belirtti.Halkların Demokratik Partisi (HDP) Göçmen ve Mülteci Komisyonu üyesi Gülsüm Ağaoğlu’nun imzası ile İdlib’de yaşanan kayıplar sonrasında iktidarın mülteci politikalarına ilişkin yazılı açıklama yayınladı.‘Mültecileri bir silah gibi kullandığını bir kez daha göstermiş oldu’27 Şubat akşamı İdlib’de yaşanan kayıplar sonrasında iktidarın yine mülteci kozuna sarıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Sıkıştığı her durumda pazarlık konusu yaptığı mültecileri, yaşanan bu ağır yıkım sonrası artık sınırları içinde tutamayacağını ve sınır kapılarını açacağını söyleyen AKP, mültecileri politik bir araç haline dönüştürdüğünü ve bir silah gibi kullandığını bir kez daha göstermiş oldu” ifadelerine yer verildi.‘İnsan ticareti yapan aracılar devreye girdi’AKP’nin bu tutumu sonucunda İstanbul’un çeşitli bölgelerinde özellikle karayolu ile mültecilerin sınır kapılarına taşındığını ve insan ticareti yapan aracıların devreye girdiğine dikkat çekilen açıklamada, “Mülteciler gerek kara gerekse deniz yolu ile son derece sağlıksız ve tehlikeli koşullarda Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına yönelmeye başladı. Yunanistan ve Bulgaristan’ın da sınırlarda yoğunlaştırdığı önlemler nedeniyle çoğu Suriyeli ve Afganistanlı olan mülteciler kış koşullarında sınırlar arasına hapsedilmiş, bir kısım mülteci de şişme botlarla tehlikeli olmasına rağmen deniz yolunu kullanmaya yönlendirilmiştir” denildi.‘Yaşanacak trajedilerden iktidar sorumlu olacaktır’Açıklamada son olarak şunlar kaydedildi: “AKP kendi günahlarının neticesinde İdlib’de yaşanmış olan trajedinin hıncını mültecilerden çıkarmaya kalktığı ve bu anlamıyla da yeni bir suç işlemektedir. AKP mültecilere karşı uyguladığı bu suçtan vazgeçmeli, Ege’de olabilecek mülteci ölümlerine karşı önlem almalı ve siyasi sorumluluğunu yerine getirmelidir.AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır. AKP iktidarını, mültecilere karşı siyasi ve insani sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.” -

İngiltere’de korona vaka sayısı 35’e yükseldi
İngiltere’de 12 kişide daha korona virüsü görülmesi sonucu ülkedeki toplam vaka sayısının 35’e yükseldiği belirtildi.
Çin’in Wuhan kentinden dünyaya yayılan korona virüsü İngiltere’de de yayılmaya devam ediyor. İngiltere Sağlık Direktörü Prof. Chris Whitty, bugün yaptığı açıklamada, bugün 12 kişide daha korona virüsü tespit edildiğini ve ülkedeki toplam vaka sayısının 35’e yükseldiğini kaydetti. Whitty’nin açıklamasına göre, hastalardan 6’sı İtalya, 2’si ise İran seyahatinden döndü ve 3 kişi ise virüs görülen kişilerle temas etti. Whitty, bir diğer hastanın ise yakın zamanda herhangi bir seyahate çıkmadığını, virüse nasıl yakalandığının araştırıldığını söyledi.
Çin’de korona virüsünden hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 870’e yükselirken, Fransa’da 2, Güney Kore’de 20, Japonya’da 6’sı karantina gemisinde 6’sı ülke genelinde olmak üzere toplam 12, İtalya’da 29, İran’da 54, ABD’de 1, Hong Kong’da 2, Tayvan’da 1, Avustralya’da 1 ve Filipinler’de 1 kişi hayatını kaybetti.
-

Erdoğan’ın gülüşüne sosyal medyada tepki yağdı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de ölen askerlerin sayısının 36’ya yükseldiğini açıkladığı konuşmasının bir kısmında salondakilerle birlikte gülünce sosyal medyada tepki topladı. #negülüyorsunerdoğan hashtagi Twitter’da TT oldu.İdlib’deki saldırının ardından bugün ilk kez kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde AK Parti’nin eski ve yeni İstanbul milletvekillerini ağırladı. Konuşmasında saldırıda ölen asker sayısının 36’ya yükseldiğini açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile arasında geçen bir telefon konuşmasını gülerek anlattı. Salondaki milletvekillerinin yanı sıra Hazine Bakanı Berat Albayrak da gülerken kameralar tarafından görüntülendi. Erdoğan daha sonra ekonomide ve turizmdeki başarılarını dile getirdi.
-

Covid-19 salgını 60 aşkın ülkeye yayıldı, 3 bine yakın ölü
Cumartesi saat 17.00 itibariyle son bilançoya göre dünya genelinde 85 bin 919 kişiye virüs bulaşırken, bunlardan 2 bin 941’i hayatını kaybetti.
Virüs, 61 ülke ve bölgeye yayılmış durumda. Saat 17.00’ye kadar gün içinde en az 1.802 kişiye virüs bulaştı.
Hong Kong ve Macao özerk bölgesi hariç anakara Çin’de 79 bin 251 vaka tespit edilirken, 2 bin 835 kişi hayatını kaybetti. Dünyanın geri kalanında saat 17.00 itibariyle vaka sayısı 6 bin 668 olarak açıklandı. Çin dışında 106 kişi hayatını kaybetti.
Çin’in dışında en fazla etkilenen ülkeler 3 bin 150 vaka, 17 ölü ile Güney Kore, 1.148 vaka ve 29 ölü ile İtalya, 593 vaka ve 43 ölü ile İran olarak dikkat çekiyor. Japonya’da ise bir gemide 700’ü aşkın vaka tespit edildi. Gemi Yokohama açıklarında bekletiliyor.
-

Doğum günün de Mehmet Aksoy (Memocan…)
Hikmet Erden
“Kapitalizme teslim olmayın, Maddiyata, çirkin ilişkilere, sevgisizliğe, saygısızlığa, yozluğa, eşitsizliğe teslim olmayın” diyen ve YPG basın biriminde iken yaşamını yitiren yönetmen, yazar, gazeteci, ve şair Mehmed Aksoy, doğum günü dolayısıyla Londra Highgate Mezarlığı’nda ailesi ve sevenleri tarafından bir kez daha anıldı.
Her vesile ile anılan ve genç yaşta YPG basın biriminde iken Rakka’da IŞİD çeteleri tarafından katledilen Mehmed Aksoy’u kimi devrimci, kimi sinemacı yönetmen, kimi yazarlığı ile kimi dostluğu, arkadaşlığı, kimi eşitsizliğe karşı bir militan yada karizmatik bir diplomat kimi de sadeliğin önderi olarak tanımlar. Aslen Malatya’nın Kürecik ilçesinden Kürt ve Alevi bir aile olan Aksoy ailesi politik ve ekonomik nedenlerle 80’li yıllarda önce İstanbul’a göç etmek zorunda kalır. Ailenin ilk çocuğu olan Mehmet Aksoy, 24 Şubat 1985 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Sosyalist ve devrimci bir aile ortamında dünyaya gelen Mehmet Aksoy’un ailesi bir kaç yıl sonra da bu kez de İngiltere’ye göç etmek zorunda kalır.
Kapitalizmin başkentlerinden Londra’da büyüyen Mehmet Aksoy, burada tıpkı kendi cümlesi ile ‘Kapitalizme teslim olmadan’ hem sosyalist mücadele hem de Kürt Özgürlük Hareketinin yılmaz bir savunucusu olur. İdeallerine ve düşüncelerine uygun bir şekilde yaşayan Mehmet’in en önemli özelliği ise eylemler de bir önder, günlük hayatta bir emekçi işçi, mütevazi ve sadeliği ile onu tanıyan tanışan her insanda farklı bir etki bırakması olur.
Aksoy’un Karl Marx’ın bulunduğu Londra Hıghgate Mezarlığı’ndaki mezarının ziyaretçileri ise hep var. Aradan 3 yıla yakın bir zaman geçse de Mehmet her fırsatta ‘hakkı verilmiş bir yaşam’ denilerek anılıyor ve mezarı çiçeklerle süsleniyor.
Amed’ten Öyle ki, 26 Eylül 2017 günü Rakka’da IŞİD çetelerinin saldırısı sonucunda yaşamını yitirdikten sonra onlarca aile yeni doğan bebeklerine ya ‘Mehmet Aksoy’ yada onun bir diğer adı olan ‘Firaz Dağ’ ismini verdiler. Zürih’e Londra’dan Hewler’e kadar yeni doğan Firaz Dağ’lar ile Mehmet’in güzel yürekli anası Zeynep Anayı ise yalnız bırakmıyorlar. Yoldaşları, sevenleri, arkadaşları ve onu duyan ona saniyelerle dokunan her insan büyük sevgi ve minnetle anıyor.
Londra’nın bağrından çıkan ve Rakka’da ölümsüzlüğe yürüyen ‘Bizim Memocan’, ‘Bizim Memed’in doğum günü vesilesi ile yaşama bakışını anlatan bir kaç sözü ise şöyle:
“Katliamlara, soykırımlara uğramış ama pes etmeyen, onuruyla direnen halkımın hikayelerini anlatmak istiyorum, bu benim en büyük hayalim.”
“ Sadece yıldızlara bakın Beni orada göreceksiniz Samanyolu kıvrımında Galaksilerin buluştuğu yerde”
“Tüm yürekler, tüm gözler buraya dönmeli. Çok büyük bir savaş başlayabilir. Ben buna hazırlıklı olacağım. Ödediğimiz bedeller boşa gitmemeli. Bayrak hiç düşmemeli. Çocuklarımıza onurlu bir miras bırakmalıyız. Mutlaka kazanmalıyız. Yüz yıl daha köle gibi yaşamamalıyız. Bunu bir propaganda olarak algılama!’
‘Yoldaşlık sağlıklı bir toplumun temel taşıdır’
“Demokrasiye, insan haklarına, laik sosyal bir sisteme inanan tüm Türkiye ve Kürdistanlılar hem milliyetçi devletçi askere hem de İslamcı devletçi faşizme karşı alternatif olarak bir duruş sergilemelidir. Bunun için önce meseleyi doğru anlamak gerekir.”
“Dünyanın tüm çocuklarını kucaklasam, Bassam bağrıma Desem; ‘Size savaşsız bir dünya getirdim, Şeker tadında’ inansalar tüm bilmezlikleriyle, tüm çocukluğumla…”
“Bu hayatta devrimden daha değerli hiç bir şey yok. Ne olursa olsun zafer bizim olacak.”