Blog

  • ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’

    ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’

    Dergahına Sahip Çık İnisiyatifi, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Dergahı önünde bir basın açıklaması yaparak, Alevi Dergahlarının gerçek sahipleri olan Alevilere devredilmesi gerektiğini belirttiler.

    ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’ 1

    “Dergahına Sahip Çık İnisiyatifi” adına açıklama yapan Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Doğan Demir, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın ibadete açılmasını istedi.

    Demir, Alevi sivil toplum örgütlerinin başkanlarıyla Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki Kırklar Meydanı’nda yaptığı açıklamada, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın “müze” değil Alevi inancının kalbi, serçeşme olduğunu belirtti.

    Dergahın başta Hacı Bektaş Veli olmak üzere birçok önemli şahsiyetin mezarını barındırdığını, aynı zamanda aşevi, meydanevi, kiler ve diğer bölümleriyle Alevi erkanlarının yürütüldüğü bir inanç  ve ibadet merkezi olduğunu vurgulayan Demir, “Milyonlarca Alevi, dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir şekilde kendi dergahlarını uzun yıllar ücret ödeyerek ziyaret edebilmekteydi. Ancak Alevi kurumlarımızın ve topluluğumuzun direnci sonucunda yakın bir geçmişte ücret alımı sonlandırılmıştır. Fakat ibadethanemiz olan dergahımız halen devlet tarafından işgal edilmekte ve müze olarak kullanılmaktadır” diye konuştu.

    ‘Hacı Bektaş Veli Dergah’ı “müze” değil Alevi inancının kalbi, Serçeşmesidir’ 2

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın Alevi inancının kalbi kabul edildiğini, bu nedenle ibadete kapalı bulunmasının Alevi inancına vurulmuş ağır bir darbe olduğunu savunan Demir, şunları kaydetti:

    “Dergahımıza ilk müdahale 1826 yılında Alevi önderlerinin sürgüne gönderilmesi ve postnişinliğe bir Nakşibendi şeyhinin atanması ile başlamıştır. Bu dönemde yapılan ilk icraat da dergaha bir caminin eklenmiş olmasıdır. Daha sonra 1925 Tekke ve Zaviyeler Kanunu gereği dergahta ibadetler tamamen yasaklanmıştır. Günümüzde ise Dergah ibadete kapalı olmasına rağmen bu cami ibadete açıktır. 1925’den 1958 yılına kadar mülkiyetine, eşyalarına ve değerli el yazması kitaplarına el konularak o günkü Vakıflar İdaresi gözetimine, aslında yıkılışa terk edildi. Halen dergaha ait el yazması kaynaklar ve değerli eşyalar Türkiye ‘nin birçok ilinde bulunan değişik müzelerde dağınık halde tutulmaktadır.”

    Demir, dergahın Alevilere devredilmesini istediklerini belirtti.

    Açıklamanın ardından semah grubu gösteri gerçekleştirdi.

    Doğan Demir’e, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Baki Düzgün, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan ile bazı Alevi derneklerinin yöneticileri de eşlik etti.

  • 14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR

    14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR

    14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Şehitlerini sadece bugünde anmıyoruz. Onların büyük direnişçilikleri bugün insanlık mücadelesinin verildiği her yerde temsilini bulmaktadır.

    14 TEMMUZ RUHU, IRADE VE DIRENIṢIN FELSEFESIDIR 1

    Ali Boyraz-Londra

    Kürdistan ve PKK tarihinde bir çok önemli dönemeçler vardır. 14 Temmuz Direnişi de Kürtlerin ve insanlığın mücadelesinde bu derecede önemli bir role sahiptir.

    O halde 14 Temmuz direnişi neden bu kadar önemlidir?

    14 Temmuz Direnişi , Kürdistan’da ve Türkiye’de mücadelenin en zorlu koşullarında yeniden ayağa kalkışın ve, “Ben de varım, bizim mücadelemizi bitiremezsiniz” demenin adıdır.

    12 Eylül 1980 faşist askeri darbe yapıldıktan sonra Kürdistan ve Türkiye’de devrimci hareket ve gruplara yönelik şiddetli bir saldırı geliştirilmiştir. Toplu tutuklamalar, sokak ortasında insanların kurşunlanarak öldürülmesi, stadyumlarda kitlesel göz-altılarla toplu işkenceye maruz bırakma, köy meydanlarında insanların öldüresiye dövülmesi, hukuksuz bir şekilde 250,000 insanın tutuklanması gibi insanlık dışı uygulamaları çoğaltarak sıralamak mümkündür.

    Faşist askeri darbenin hedeflediği tek şey, Kürdistan’da geliştirilen mücadelenin halkla birlikte beton mezara gömülmek istenmesidir.

    Bu dönem bırakalım PKK mücadelesini, Kürtlük adına ne varsa yok edilmek istenmiştir. Bunun merkezi olarak da Diyarbakır 5 nolu zindan seçilmiştir.

    Diyarbakır zindanının içinde yaşananlar bugün de tam olarak bilinmemektedir. Tespit edildiği kadarıyla 1981-1984 arasında 70 kişi işkence sonucu yaşamını yitirmiştir. Ancak, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu sayı çok daha fazladır. Orada yaşayanlar, “anılarını” anlatırken daima “vahşet” vurgusu yapar. Ama Diyarbakır 5 nolu da yaşananlar vahşetle bile izah edilememektedir.

    Bir hücrenin, bir koğuşun yan taraftaki hücre ve koğuşta yaşananları öğrenme şansı olmamıştır. Bir çok şey yıllar sonra öğrenilmiştir. Yani, burada yaşayanlar bile tam olarak nelerin yaşandığını aylar- yıllar sonra öğrenebilmişlerdir.

    Yüzbaşı Esat Oktay ile birlikte getirilen 90 kişilik özel komando birliği bu zindandaki direnişi ve dışarıdaki halkın da iradesini kırmak için özel eğitilmişlerdir.

    Esat’ın kendisi de bizzat Kıbrıs’ta kontrgerilla eğitimi görmüştür.

    Diyarbakır zindanında hangi direnişten bahsedilecekse önce zindan ve dışarıdaki koşullara bakmak gerekiyor. Zindan ve dışarıda yoğun ve kontrolsüz bir baskı, katliam ve sindirme varken, PKK’nin de Kürdistan’dan yurtdışına çekilmiş olma gerçekliği vardır. Kaba deyimle, yaprağın kımıldamadığı bir süreçtir. Bu donemde Diyarbakır’da PKK’nin bir çok kadrosunun yanında 5,000 kişiye yakın tutuklu vardır. Yoğun bir baskı yaşanırken sürekli bir direniş çabası da vardır. Dolayısıyla bu süreç, PKK ve Kürdistan halkının mücadelesinin zindanda temsil edildiği bir süreçtir. Egemenler de bunu bildiği için zindanda vahşette sınır tanımamışlardır.

    Direniş kırılarak teslim alma ve kişiliksizleştirme temel politika haline getirilmiştir.

    Bunun karşısında ise tüm olanaksızlıklara, iletişimsizliğe, akla-hayale sığmayan uygulamalara rağmen DİRENİŞ kararı bedenlerle ortaya konulmuştur. 14 Temmuz Ölüm Orucu kararı verildiği zaman temel talep, askeri mahkemelerde siyasi savunmalara izin verilmesi ve ardından ise cezaevi koşullarının insanileştirilmesi olmuştur.

    Enternasyonalist KEMAL PİR, ‘‘ilk ölenler bizler olmalıydık, PKK’ye layık olmak gerekir”, demişti.

    Hayri Durmuş, ‘‘mezar taşıma bu halka borçludur yazın”, ‘‘Kürdistan Vietnamlaşıyor bu insan çığlıklarını unutmayın”, demişti.

    Kürdistan Gençliğinin Kızıl Yıldızı ALİ ÇIÇEK, ‘‘PKK bize teslimiyeti değil, direnişi öğretti”, demişti.

    AKİF YILMAZ, ‘‘bu halk için ne yapsak azdır”, diyerek 14 Temmuz Büyük Ölüm orucunun önemini daha ilk günden ifade etmişlerdir.

    14 Temmuz kararlılığı, Kürdistan’da ileride geliştirilecek olan gerilla mücadelesinin de ilham ve güç kaynağı olmuştur.

    Kemal Pir 7, M. Hayri Durmuş 12, Akif Yılmaz 15, ve Ali Çiçek 17 Eylül’de şehit olana kadar bu kararlılıktan kesinlikle taviz vermeyerek düşmanı kahretmiş ve şehadetleriyle de tarihin gidişatını değiştirmişlerdir.

    14 Temmuz direniş ruhu en zor koşullarda direnerek ayağa kalkışın ve haykırmanın adidir.

    Yine her koşulda düşmana karşı durabilecek iradenin gösterilmesidir. Bu irade, azim, kararlılık ve başarı bugün Şengal’de, Kobani’de ve direnen tüm insanlıkta temsilini bulmaktadır.

    Bu anlamda 14 Temmuz direnişi, aynı zamanda Kürdistan halkının mücadelesinin tetiklendiği andır.

    14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Şehitleri halkların özgürlük kavgasında yaşamaya devam edecektir.

    Temmuz 2015

  • Day-Mer Festivalinin Son Panelinde Seçimler ve Siyasal Gelişmeler Tartışıldı

    Day-Mer Festivalinin Son Panelinde Seçimler ve Siyasal Gelişmeler Tartışıldı

    Festival kapsamında yapılan panellerin sonuncusu, Londra Toplum Merkezi’nde gerçekleşti.

    Day-Mer Festivalinin Son Panelinde Seçimler ve Siyasal Gelişmeler Tartışıldı 1

    Haber: Arif Bektaş- Fotoğraf: Erem Kansoy

    Emek Partisi GYK üyesi Mustafa Yalçıner, tarihçi yazar Erdoğan Aydın ve DAY-MER Başkanı Aslı Gül’ün konuşmacı olarak katıldığı panelde ilk sözü alan Aslı Gül, bu yıl Türkiye’de yapılan seçimler, Yunanistan ve İspanya’daki gelişmelerin yanı sıra, İngiltere’de 7 Mayıs’ta yapılan seçimlere değindi. İngiltere seçimlerinin hemen ardından Başbakanlık konutu önünde onbinlerce kişinin hükümeti uyardığını belirten Gül, kemer sıkma politikalarına karşı geçtiğimiz hafta 250 bin kişinin Londra sokaklarına çıkmasının da, hükümetin her istediğini yapamayacağının kanıtı olduğunu söyledi.

    “Alevilerin CHP’ye mahkumiyeti kırılmıştır”

    Daha sonra söz alan Erdoğan Aydın ise, Türkiye’de yapılan seçim sonuçlarının, birilerinin hayallerini yok etmek için son derece önemli bir seçim olduğunu, HDP’nin barajı aşarak, 2023’e yönelik kurulan projenin sırtını yere getirdiğini belirterek, yüzde 13’le sorunların çözülmediğini ve bir çok hamlenin daha atılması gerektiğini söyledi. “Bu dönem, Aleviler için de önemli bir handikapın aşılmasının dönemi oldu” diyen Aydın, hangi gerekçeyle olursa olsun, enerjisini nereye yönlendireceğini bilmeyen grupların olduğunu belirtti. Aleviler, Kürtler ve sosyalistler arasında çok büyük bir bağın kurulduğunu, Alevilerin, HDP sayesinde neler yapabileceklerini gördüklerini söyleyen Aydın, bir soru üzerine “Alevilerin CHP’ye mahkumiyeti kırılmıştır” dedi.

    Bir erken seçim göründüğünü ve erken seçimin olması durumunda, daha kapsayıcı bir politikayla HDP’nin oyunun yüzde 13 değil 20’lere bile varabileceğini söyleyen Aydın, HDP’nin “radikal demokrasi” söyleminin hayat bulduğunu öne sürdü. AKP’nin, adaletsizliklerini MHP’yle bile paylaşmaya yanaşmaya tereddüt ettiğini belirten Aydın, “Türkiye, Suriye içinde bir macera arayışındadır. Irak Kürdistan’ındaki KDP’den daha ilerici, kapsayıcı, çoğulcu ve eşitlik temelinde politikalar yürüten PYD’nin, Suriye Kürdistanı’nı yaratmasına engel olmaya çalışıyorlar” diyen Aydın, özellikle AKP’nin dış politikasının iflasına değinerek, “Egemenlerin bu kadar sıkıştığı bir dönemde, bizim olanaklarımızı iyi değerlendirip, dönemi doğru analiz edip etmediğimize göre tarih bizi yargılayacaktır” dedi.

    Mustafa Yalçıner
    Mustafa Yalçıner

    “Artık işçi sınıfını işin içine koymadan demokrasi mücadelesi verilemez”

    Mustafa Yalçıner ise konuşmasına, son seçimlerin herhangi bir seçim olmadığını söyleyerek başladı. Yalçıner, hükümetin el değiştirmediyse de, istediği gibi hükümet edebileceği bir sonucun çıkmadığını ve Osmanlı pahdişahları tarzıyla Orta Doğu’da Müslüman Kardeş hayallerinin kırıldığını belirtti. Erdoğan’ın ABD ile anlaşarak bugünlere geldiğini ve yer yer kendi hayallerini de hayata geçirme gayreti içinde olduğunu söyledi. Erdoğan’ın, yolsuzluklardan, özellikle de MİT tırlarından kurtulamayacağını söyleyen Yalçıner, bazı çevrelerin, AKP yıkılsın diye MHP’yi bile şirin göstermeye çalışmalarını da eleştirdi.

    Türkiye’de, işçi ve emekçilerin, ezilen halkların bir araya gelmesinin koşullarının olduğunu ve en büyük güç olan işçilerin, başındaki bürokralartı da atarak greve çıktığını hatırlattı. “Geleceğimizi emanet edeceğimiz bir dinamik doğuyor” diyen Yalçıner, en önemli dinamik olan Metal işçilerinin “Ben de varım” dediğini belirtti. Yalçıner, “Artık işçi sınıfını işin içine koymadan bir demokrasi mücadelesi verilemez” dedi. 20 milyon işçinin 15 milyon Kürt’e el uzatarak demokrasi mücadelesini tartışmasının muazzam sonuçlarının olacağını söyleyen Yalçıner, “Daha geniş bir cephe oluşturmak birleşik bir sosyal harekettir” dedi.

     

  • Clever Move Haringey’de Hizmete Açıldı

    Clever Move Haringey’de Hizmete Açıldı

    Sektörde 15 yıllık tecrübe ile hizmet veren Clever Move, kurucuları Sofos Charalbous ve Maria Charambous yönetiminde yeni ofislerini Haringey bölgesinde hizmete açtı. Açılışa Haringey belediye başkan yardımcısı Ali Özbek ve çok sayıda davetli katıldı.

    Clever Move Haringey’de Hizmete Açıldı 1

    Emlak sektöründe profesyonel ve güler yüzlü personeli ile hizmet veren firma, özellikle Haringey bölgesindeki geniş ağıyla servis veriyor. Uzun yıllardan beridir sektördeki çalışmaları ile Kıbrıs’lı toplum içerisinde sevilen ve renkli simalardan olan Sofos ve Maria hizmete açtıkları ‘Clever Move’ firması ile Kuzey Londra’da fark yaratmaya hazırlanıyor. Emlak kiralama ve satışlardaki uygun fiyat ve profesyonel hizmetleri ile öne çıkan firma, emlak sahipleri ile alıcı ve kiracıları buluşturan merkez olma yolunda.

    Clever Move Haringey’de Hizmete Açıldı 1

    Garantili kiralama politikası ve müşteri memnuniyeti odaklı çalışmalarını yürüten firma yetkilisi Sofos Charalbous açılış töreninde gazetemize verdiği demeçte “emlak kiralamada ve satın alımlarında tüm organizasyon ve aşamalarda hiçbir problem yaşamamanız için yanınızda olacağız, işlemlerinizi deneyimli ve profesyonel çalışanlarımız ile gerçekleştiriyoruz. Açılışımıza katılan tüm halkımıza teşekkür ederiz.” dedi. Clever Move firmasının direktörlerinden Maria Charalbous ise “Müşterilemizi doğru yönlendirme ve yaşayabilecekleri sorunlarda çözüm bulma aşamalarında yalnız bırakmıyoruz. Emlak satışında ve kiralama işlemlerinde hiçbir problem yaşamadan sizleri mutlu olabileceğiniz yuvanıza kavuşturuyoruz, açılışımıza destek veren arkadaşlarımıza ayrıca teşekkür ederiz.”

    Clever Move emlak firması Haringey bölgesinde, 355 Green Laes, London, N4 1DZ adresinde ziyaret edebilir veya 0208 888 5335 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz ayrıca info@clevermove.co.uk email adresine de yazarak daha fazla bilgi alabilirsiniz.

  • Kebaba Albalû

    Kebaba Albalû

    Bu hafta fazla bilinmeyen aynı zamanda eşsiz bir tarif ile beraberiz.

    Kebaba Albalû 1

    Fadime Tiskaya
    cejamezopotamya@gmail.com 

    Kürt mutfağının en sık kullanılan lezzet kombinasyonlarından biri ekşi ve acının bir arada olduğu yemeklerdir. Özellikle kış aylarında yapılan çorba ve sulu yemeklerde en çok kullanılan tatlar bunlardır. Limon Kürdistan’da yetişen bir meyve olmadığından yemeklere ekşi tadı vermek için genelde meyve ve otlardan yararlanılmış, yada ekşi yoğurt türleri kullanılmıştır. Yemeklerde kullanılan ekşi meyvelerden bazıları erik, çağla, yabani elma, yeşil elma, vişne, yeni dünya ve en önemlisi nar ve ayrıca sumak tır. Sebze ve otlara bakacak olursak, Türkçe ye ekşi otu yada kuzu kulağı olarak çevrilmiş olan tırşık ve ışgın olarak geçmiş rewas´ı sıralayabiliriz.

    Bu tür ekşi yiyecekler kültürümüzde genelde sadece tuza banıp yense yada ince ekmek arasına dürüm yapılsa da, yemek meraklıları bu tatları kullanarak ortaya harika lezzetler çıkarmayı başarmışlardır. Kürtlerin et e olan özel meraklarından daha önce bahsetmiştim. Bu merak eti çok çeşitli şekillerde kullanmalarına mahal vermiş ve meyveler ile yapılan yemekler de dahil olmak üzere, envayi çeşit et yemekleri yaratmalarına sebep olmuştur. Bugünkü tarifim kebaba Albalû yada vişne kebabı bunun en güzel örneklerinden biri diyebilirim. Et ve vişne gibi iki muhteşem lezzetin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan harkülade bir karışım. Antep ve Halep yöresinde çok sevilerek yenilen bir yemek çeşididir.

    Meyve ve eti bir arada pek kullanmayan kişiler bu tadı olağan dışı bulabilirler ama unutulmaz harika bir lezzet olduğuna dair bana güvenmenizi istiyorum.

    Genelde vişne ile yapılmasına rağmen ben bu tarifi kiraz ile yaptım ve ekşi tadını dengelemek için kuzu kulağı miktarını arttırdım böylece acı, ekşi ve tatlının karışımı harika bir tat çıktı ortaya. Ayrıca genelde kuzu kıyma ile yapılan küçük köftelerle yapılır fakat burda size kuşbaşı etle yaptığım tarifi veriyorum. Tercih sizin.

    Vişne ve kiraz mevsimi geçmeden bu yemeği yapmanızı ısrarla öneririm. Kiraz suyunda pişmiş et o kadar yumuşak oluyor ki ağızda dağılıyor. Hele de yemek sularını çekmiş altına servis yapılan ince ekmek daha başka bir lezzet katıyor.

    Bu yemeği kışın yapmak isteyenler için kirazların çekirdeklerini temizledikten sonra derin dondurucuda dondurmalarını öneririm.

    Fikir ve yorumlarınızı bekliyorum

    Afiyet Olsun…

     

    Kebaba Albalû 

    6 yemek kaşığı zeytinyağı

    1 kg. kuşbaşı yağsız kızu eti

    Tuz ve karabiber

    800 gr. taze kiraz

    1 büyük kırmızı soğan-ince dilimlenmiş

    1 tatlı kaşığı urfa biberi yada kırmızı biber

    1 tatlı kaşığı yeni bahar

    1/2 tatlı kaşığı toz tarçın

    1 tatlı kaşığı karışık yada sade domates salçası

    4 kaşık nar ekşisi

    200 gr. taze domates püresi

    250 gr. tırşık (kuzu kulağı) veya 1-2 limon suyu.

    1. Eti geniş bir tencerede orta ateş üzerinde 4 yemek kaşığı zeytinyağı ile birlikte her yanı kahve rengine dönene kadar biraz pişirin. Et suyunu bırakmaya başlayınca tencerenin kapağını kapatıp kısık ateşte kendi suyunda 20-30 dakika kadar pişirin. Arada bir yüzeyde birikmiş köpüğünü kevgirle alın.
    1. Et pişerken, kirazları yıkayın çekirdeklerini temizleyin. 500 gr kadarını mutfak robotunda çekip püre haline getirin, gerisini sonrası için ayırın.
    1. Et suyunu çekmeye başladığında tencerenin kapağı açık şekilde suyunu tamamen çekene kadar karıştırarak tekrar kavurmaya başlayın. Eti tencereden alın, soğanı tencereye ekleyip kısık ateşte 2 kaşık zeytinyağı ile yumuşayana kadar 5 dakika kadar kavurun. Eti soğanların üzerine ekleyin, baharatları, ardından salçayı, nar ekşisini ekleyin ve karıştırın. Domates püresini ve kiraz püresini ekleyin tuzunu kontrol edin, kaynamaya başlar başlamaz altını kısın ve en kısık ateşte 40-50 dakika kadar kapağı kapalı şekilde pişirin. Yarım saat içerisinde mutlaka bi kere kontrol edin ve karıştırın altına yapışmasın diye.
    1. Yemek suyu hemen hemen yarıya inmişse ve katılaşmışsa doğranmış kuzu kulaklarını veya limonu ve ayırdığınız kirazları ekleyin 2-3 dakika sonra altını kapatıp 15-20 dakika kadar dinlenmeye bırakın.
    1. Tabağa ince doğranmış ince ekmek yada lavaş ekmek üzerinde servise alın, üzerine nar taneleri ve ince doğranmış maydanoz serpin ve servis yapın.
  • Corbyn; ‘‘İşçi Partisi, Sosyalist Gruplar İle Bağını Tekrar Güçlendirmek Zorunda’’

    Corbyn; ‘‘İşçi Partisi, Sosyalist Gruplar İle Bağını Tekrar Güçlendirmek Zorunda’’

    ‘‘Muhafazakar Partinin politikaları İngiltere’de zengin ve fakir arasındaki uçurumu daha da derinleştirecektir. Ben bunu değiştirecek; eşitsizliğe, yoksulluğa ve mahrumiyete son verecek yeni ekonomik politikalar üretmek istiyorum’’

    İngiltere genel seçimlerinden hemen sonra İşçi Partisi eski lideri Ed Miliband’ın istifası üzerine boşalan genel başkanlık koltuğuna adaylığını koyan Jeremy Corbyn, ‘‘Muhafazakar Partinin politikaları İngiltere’de zengin ve fakir arasındaki uçurumu daha da derinleştirecektir. Ben bunu değiştirecek; eşitsizliğe, yoksulluğa ve mahrumiyete son verecek yeni ekonomik politikalar üretmek istiyorum’’ diyerek İşçi Partisi’nin sosyalist gruplar ile bağını tekrar güçlendirmek zorunda olduğunu ifade etti.

    İngiltere Parlamentosu’nun en asi milletvekili, refah devleti, ulusal sağlık sistemi, insan hakları, ekoloji, ırkçılık ve savaş karşıtı konularda uzun yıllardır mücadele vermiş olan Jeremy Corbyn ile adaylık sürecini ve son zamanlarda Ortadoğu’da gelişen olayları konuştuk.

    İngiltere’de solda gerçek anlamda bir alternatif sunabilecek olan Corbyn, İşçi Partisi genel başkanlığı seçimi yarışında birçok sosyalist grubun yanı sıra, ülkenin en büyük sendikası olan Unite Sendikası’nın da desteğini arkasına aldı.

    Gençlik yıllarından bu yana aktivist olan Corbyn, 1983 yılında 30’lu yaşlarda Londra’nın Kuzey İslington Bölgesi milletvekili oldu ve 32 yıldır aynı bölgede milletvekilliği yapıyor.

    Nerede sol eğilimli bir eylem varsa, Corbyn protestocular ile birlikte yüzünü gösteriyor. En son Londra’da 250 bin kişinin katıldığı kemer sıkma politikalarına karşı yapılan yürüyüşte yer almıştı.

    Corbyn, Britanya’nın Kuzey İrlanda’daki statüsünü sonlandırmak için destek olmuş aynı zamanda Cumhuriyetçi Sinn Fein lideri Gerry Adams’ı Parlamento’ya davet ettiği için eleştirilmişti.

    Corbyn, Morning Star gazetesinde köşe yazıları yayımlanıyor ve aynı zamanda Savaşı Durdurun Koalisyonu’nun da Başkanı.

    Corbyn; ‘‘İşçi Partisi, Sosyalist Gruplar İle Bağını Tekrar Güçlendirmek Zorunda’’ 1
    Jeremy Corbyn

    Jeremy Corbyn’ın, İşçi Partisi genel başkan adaylık süreci ve dünya gündeminin bazı önemli konularına ilişkin sorularımıza yanıtları şöyle:

    “Yeni ekonomik politikalar üretmek istiyorum”

    İşçi Partisi’nin Genel Başkan’ı olursanız nasıl bir fark yaratacaksınız?

    ‘‘Ben, sendika temsilcisi yerel meclis üyesi ve 32 yıldır milletvekili olmaktan gurur duyuyorum. Amacım bulunduğum konumdaki gücümü kullanarak, her platformda haksızlıklara karşı sesini duyuramayanların savunuculuğunu yapmak olmuştur.

    İşçi Partisi genel başkanlık seçimlerinde değindiğim en önemli konulardan biri kemer sıkma politikalarıdır. Muhafazakar Parti’nin birçok alanda yapacağı bütçe kesintileri İngiltere’de zengin ve fakir arasındaki uçurumu daha da derinleştirecektir. Ben bunu değiştirecek; eşitsizliğe, yoksulluğa ve mahrumiyete son verecek yeni ekonomik politikalar üretmek istiyorum.

    Diğer önemli husus ise uluslararası politikalar. Nükleer silahlara sahip olmamızı gerektirecek herhangi ahlaki, politik, mantıksal veya uluslararası bir durum söz konusu değil. Bu nedenle her zaman nükleer silahlanmaya karşı duracağım. Daha huzurlu ve barışçıl bir dünyaya ihtiyacımız var ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na dahil olan ülkelere katılmamız gerektiğini düşünüyorum.”

    Adaylık süreciniz nasıl ilerliyor? Kazanacağınıza inanıyor musunuz?

    “Ben herhangi bir tahminde bulunmuyorum. Bu kampanyaya katılmamın sebebi; İşçi Partisi’nin genel seçimlerde neden kaybettiğini, nerde yanlış yaptığımızı, ekonomik ajandamız ve ne yönde bir gidişatımız olmalı konularını müzakere edebilmekti. Diğer adaylar ile birlikte ülkenin çeşitli yerlerinde yaklaşık 14 müzakereye katıldık. İşçi Partisi, diğer sosyalist gruplar ve onların değerleri ile tekrar bağını güçlendirmek zorunda. Bu şekilde ileriye doğru bakabiliriz. Ben gelişmiş bir ülke, gelişmiş bir ekonomi istiyorum. Genç insanların yeteneklerini çevreci yüksek teknolojik endüstrilerde kullanalım. İleriye doğru bakalım geriye doğru değil.”

    “İşçi Partisi tek başına bir şey yapamaz”

    Avrupa’da solda yükselen partilerin elde ettiği başarıyı İngiltere’de de elde edebilmek için ne yapılmalıdır?

    “Seçim sonuçları İşçi Partisi için iyi sonuçlanmadı fakat seçimlerden bu yana İşçi Partisi’ne 40 bin kişi üye oldu. Şu anda 240 bin üyemiz var. Bunun yanı sıra parti ile ilgili olaylarda ve parti içi oylamalarda yer almak isteyen gönüllü olarak katılan üyeler de var. Bu anlamda parti de bir hareketlilik ve canlanma söz konusu. Fakat ne İşçi Partisi tek başına bir şey yapabilir, ne sendikalar, ne de diğer sosyal hareketler. Anlaşamayacağımız konular ve farklılıklarımız muhakkak olacaktır ama en azından hemfikir olduğumuz konularda birlik olabiliriz. Mesela; kemer sıkma politikaları, yoksulluk ve uluslararası barış… Bunu başarabilirsek mevcut durumu değiştirebiliriz. İşçi Partisi için umudum var ve bu konuda çok iyimserim.”

    “İyi ve kolay diye bir seçenek yoktur”  İngiltere Suriye’deki savaşa müdahale etmeli midir? “Ben Afganistan ve Irak’a yapılan askeri müdahalelere karşı çıktım. İki yıl önce de Suriye’nin bombalanmasına karşı çıkmıştım. Yine Suriye’nin havadan bombalanması konusu gündemde. Bunun işe yarayacağını yada bir fark yaratacağını sanmıyorum. Çünkü bu daha sonra kara kuvvetlerini Suriye’ye gönderip göndermeme sorununu gündeme getirecektir. Böyle bir durumda iyi ve kolay diye bir seçenek yoktur.”

    Daiş’i zayıflatmanın bir kaç yolu var

    Bu durumda Daiş nasıl zayıflatılacak yada yok edilecek?

    “Daiş’i zayıflatmanın bir kaç yolu var. Öncelikle yapılması gereken para kaynaklarının kesilmesi. Çünkü bu çeteye bir yerlerden çok büyük bir para akışı söz konusu. İkinci olarak silah tedariğinin kesilmesi; batıdan Körfez ülkelerine ve Suudi Arabistan’a ihraç edilmiş silah ve parçaları bulunmakta. Aynı zamanda, bölgede diğer ülkeleri ve İran’ı da dahil ederek ulusların ittifakını kurmamız gerektiğini düşünüyorum, böylece Suriye’de politik çözümü ve istikrarı sağlamış oluruz. En azından savaş nedeniyle göç eden insanların evlerine geri dönmelerinin yolu açılmış olur. Şu anda 2 milyonu aşkın mülteci var. Tabi Libya’da da istikrarın sağlanması gerekiyor çünkü göç edenler sadece Suriye’den göç etmiyor. Savaş bölgesi ülkelerden göç eden insanlar umutsuzca hayatta kalmaya çalışıyor. Bu insanlara yardım etmek ve desteklemek için daha fazlasını yapmamız gerekiyor.”

    Kobani’de Daiş’e karşı mücadele veren Kürtler nasıl desteklenmelidir?

    “Daiş’in Kobani’de Kürt Güçlerine saldırması inanılmaz bir trajedi. Kürtler’i mücadelelerinde tabi ki desteklemeliyiz.”

    Peki nasıl desteklenmeliler?

    “Suriye ve bölgede gelecekte yapılacak anlaşmalar ve çözüm için Kürtler’in tanınmaları konusunda desteklenmeleri önemli bir gelişme olacaktır.”

     “Kürtler politika sahnesinde yer almıyordu”

    Kürt Hareketi ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

    “Birinci Dünya Savaşı sonunda Kürt Halkına çok büyük haksızlık yapıldı. Kürtler’in hak ve özgürlükleri, kendi kaderlerini tayin hakları inkar edildi. Maalesef bu sorun günümüze kadar uzandı. Şimdilerde Türkiye’de Kürt Halkı ulusal düzeyde temsiliyet hakkına kavuştu. 1983 yıllarında Türkiye’yi ilk ziyaret ettiğimde, Kürtler politika sahnesinde yer almıyordu bile. Bu büyük ve olumlu bir gelişmedir.”

    “Abdullah Öcalan sorunun bir parçası değil çözümün bir parçasıdır”

    PKK’nin terör örgütü listesinden çıkarılmasını olumlu buluyor musunuz?

    “Abdullah Öcalan sorunun bir parçası değil çözümün bir parçasıdır. Eğer uzun vadeli bir çözüm hedefleniyorsa, bu sürece PKK ve Öcalan’da dahil edilmek zorunda. PKK ve Öcalan olmadan barış sürecinde çözüme ulaşmak mümkün değil. Dünyanın neresinde olursa olsun söz konusu kişiler sürece dahil edilmedikçe istenilen sonuca ulaşılamayacaktır.”

    “Türkiye’de kalıcı barışın sağlanmasında Kürt milletvekillerinin rolü önemli”

    Türkiye’de yapılan genel seçim sonuçları ile ilgili değerlendirmeniz nedir?

    “Kürt halkının tanınması gerekiyor. Modern Türkiye’nin çok kültürlü ve çok dilli bir etnik yapıya sahip olduğunu artık kabul etmek gerekiyor. AKP bu konuda az da olsa bir aşama kaydetti ve Kürtler ile angajman sağladı ancak genel seçim sürecinde bu anlamda geri adım atıldı. Türkiye’de seçimlerden çıkan sonuçlara saygı duymamız gerekiyor ve sonuçların son derece ilginç olduğunu düşünüyorum. Ülkenin güneyinden ve doğusundan azımsanamayacak derecede Kürt milletvekili seçildi. Bu milletvekillerinin, Türkiye’de kalıcı barışın sağlanmasında, ulusal politika ve devlet yönetiminde çok önemli roller oynayabileceğine inanıyorum.”

     

  • Bi Hezaran Kes Di Festîvala Day-Mer´ê De Kombûn (VIDEO)

    Bi Hezaran Kes Di Festîvala Day-Mer´ê De Kombûn (VIDEO)

    Festîvala çand û hûnerê ya Day-Mer´ê ya ku ev meheke berdewam dikir, roja Yekşemê li parka Clissoldê bi şahiyeke mezin bi dawî bû. Tevî ku dane sibehê baran barî jî bi hezaran kes tevlî festîvalê bûn.

    https://youtu.be/2h0HJOpUTjc
    Şahiya festîvalê wekî her sal li parka Clissoldê hat kirin û saet dozdehan bi koma zarokan ya govendê dest pê kir. Di festîvalê de bi dehan stand hatin vekirin. Jibo alîkariya bi Kobanê re di standa hatî vekirin de xişir û wêneyên li Kobanê hatîn kişandin hatin firotin. Wekî din di çarçoveya kampanyaya îmzeyan ya ku malbata Eric Scurfield yê kul i Rojava jiyana xwe ji dest dayî de îmze hatin komkirin.

    https://youtu.be/MubbM4d2gRg
    Wekî her sal bi dehan endam û rêvebirê sendîqayên Brîtanî tevlî şahiyê bûn. Wekî din jî parlementer û namzetê serokatiya Partiya Karkeran Jeremy Corbyn, yek ji pêşengên tevgera 68´an Mustafa Yalçiner, Seroka Partia Keskan Natalie Bennet tevlî şahiyê bûn her yekî axaftinek kirin. Li ser navê Day-Mer´ê Oktay Şahbaz jî axaftinek kir û spasiya xwe ji hemû kesên beşdarvan û amadekarên festîvalê re kir.

    https://youtu.be/3GrbZBNibjo
    Di bernameya mûzîkê ya şahiyê de koma latîb Quimanto, Özkan Orman, Erdal Bayrakoglu û Metin Kemal Kayraman derketin ser dikê stranên xwe yên herî xweş bi beşdarvanan re parvekirin.