Tag: Website

  • Selahattin Demirtaş’ın öyküleri tiyatroya uyarlandı

    Selahattin Demirtaş’ın öyküleri tiyatroya uyarlandı

    HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Seher ve Devran kitabından 4 öykü tiyatro oyununa uyarlandı

    4 Kasım 2016 tarihinden bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan  HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın öykü kitaplarındaki hikayeler tiyatro oyunu haline getirildi.

    Merhaba Sanat Tiyatrosu, Seher kitabından “Seher” ve “Deniz Kızı” ile Devran kitabından “Direnmek Güzeldir” ve “AVM” öykülerini sahneye taşıdı.

    Merhaba Sanat Tiyatrosu kurucusu Ramazan Velieceoğlu, Mezopotamya Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada amaçlarının Demirtaş’ın düşüncelerinin hapsedilemeyeceğini gösterebilmek olduğunu söyledi.

    Velieceoğlu, Demirtaş’ın öykülerinin nasıl oyun haline getirildiği ile ilgili şöyle konuştu:

    Seher fikri şöyle çıktı; doğruları söylediğimiz sürece suçlu konumuna düşürüldüğümüz bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Tarih boyunca büyük düşünürler ve sanatçılar, düşündüklerini söyledikleri için cezaevlerine atıldı. Düşünceler dört duvar arasına sıkıştırılamaz. Tutsakların düşüncelerini dünyanın her yerinde, insanlara ulaşabildiğini göstereceğiz. Umarım halk yanımızda olur ve bizi destekler. (…) Oyunlarımızda kan, acı, gözyaşı olmayan bir dünyada yaşamak istediğimizi ortaya koymaya çalıştık. Savaş çığlığı atanlara karşı gerçek barışın sağlanması için tiyatro yapmaya çalıştık. Biz tiyatro çalışmalarımızı; insanları ayırt etmeden, kardeşçe, dostça yaşayabilmenin mümkün olduğunu gösterebilmek için yapıyoruz,

    Demirtaş’ın yazdığı “Seher” öyküsünü kadın ölümlerine karşı bir direniş olarak niteyen Velieceoğlu, “Seher’de aslında gerçek yaşamdan alınmış bir öykü. Bizler tiyatro oyuncuları olarak kendimizi bu konuda sorumlu hissettik ve böyle bir oyun hazırladık” diye konuştu.

    Seher oyunu, 24 Aralık saat 19.00’da Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre Merkezi’nde tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak

  • Arzum Onan ve Azra Akın anneleriyle cezaevinde kalan çocukları 1 günlüğüne dışarı çıkardı

    Arzum Onan ve Azra Akın anneleriyle cezaevinde kalan çocukları 1 günlüğüne dışarı çıkardı

    Oyuncu Arzum Onan ve manken Azra Akın sosyal medya hesaplarından cezaevlerinde anneleriyle kalan çocuklara dikkat çekti.

    Sosyal sorumluluk projesi kapsamında Onan ve Akın, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde anneleriyle tutulan 40 çocuğu bir günlüğüne dışarı çıkardı. İstanbul’daki bir akvaryumu ziyarete giden çocukların fotoğraflarını Akın’la birlikte Onan da kişisel hesaplarından paylaştı.

     

    Akın, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

    Bu çocuklar cezaevlerinde anneleriyle yaşayan yavrularımız. Ne olursa olsun sağlıklı büyümek hepsinin hakkı. Anne ve babaları cezaevinde olduğu için hiçbir yavruları görmezden gelemeyiz. Ayrıca bu çocuklar anneleriyle birlikte cezaevlerinde büyümek zorunda iseler şartlarının dışarıdaki yaşıtlarından farklı olmadığından emin olmalıyız ki vicdanlarımız rahat olsun. Sormak istiyorum acaba bu çocukların beslenmeleri, sağlıkları, eğitimleri konusunda her şey yolunda mı? Psikolojileri nasıl? Çünkü unutmayalım sağlıklı şartlarda büyümeyen her bir çocuk vicdanlarımızda kapatılması mümkün olmayan büyük bir yara olarak yaşayacaktır.

    Cezaevlerindeki bebeklere dikkat çeken Onan da fotoğraflara şu notu düştü:

    Türkiye’de cezaevlerinde 800 çocuk, çeşitli suçlardan hüküm giymiş anneleriyle birlikte yaşıyor. Kilitli kapılar ardında, erkenden büyümek zorunda bırakılan her çocuğun sağlığı, beslenmesi, eğitimi ve en önemlisi psikolojisi için doğru şartların sağlanması gerek. Unutmayalım ki, olması gereken şartlarda büyüyemeyen her çocuk vicdanımızda kocaman bir yara olarak yerini alacak.

     

    Independent Türkçe

  • Maraş Katliamı tanığı: Yaralarımız hala ‘kanıyor’

    Maraş Katliamı tanığı: Yaralarımız hala ‘kanıyor’

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Türkiye tarihinin en kanlı ve karanlık katliamlarından Maraş’ın üzerinden 41 yıl geçse de tanıkların hafızaların da her şey canlı olarak duruyor.

    Bu tanıklardan biri olan Elif Can Tabak, “İnsan çığlıkları duyuyorduk. Evlere giriyorlar insanları katlediyorlar kadınlara tecavüz ediyorlardı. Hamile kadınları bile katledip tecavüz ettiler. Maraş katliamının tahribatı ve yaraları bitmiş gibi görünüyor ama bu yara hala kanıyor. Hala kanayan yüzlerce binlerce yara var” dedi.

    Tarihin en kanlı katliamlarından biri olarak kayıtlara geçen 19 Aralık Maraş Katliamı 41’inci yıl dönümünde hala kanayan bir yara olarak hafızalarda. Katliam öncesi Alevilerin yaşadığı evler  işaretlenerek kırmızıya boyandı ardından da aşama aşama devlet eliyle geliştirilen provokasyonlarla katliam hazırlıkları yapıldı.Maraş’ta 19 Aralık 1978’te ülkücülerin Çiçek Sineması’na bıraktığı bombanın patlatılmasıyla başlayan katliam, 21 Aralık’ta Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesi 2 öğretmenin katledilmesiyle katliamda adeta zirveye ulaşıldı. Türkiye tarihinin en karanlık katliamında; resmi verilere göre bir hafta içerisinde 150 kişi vahşice katledildi, binlerce kişi de yaralandı. Katliam saldırısında 552 ev 289 işyeri yakılıp yıkılırken, Kürt Alevi yurttaşların yüzde 80’i ise zorla göç ettirildi.. Katliamın tanıkları ise aradan 41 yıl geçmesine ragmen hala yaralarını sarmaya çalışırken, katliamla yüzleşilmemesinin ise hala katliam riskinin bulunduğuna işaret ediyor. Katliamın tanıklarından gazeteci Elif Can Tabak, 9 yaşında iken tanıklık ettiği Maraş Katliamını anlattı. Maraş Afşin İlçesi Kaşan bölgesinin Örenli Köyü doğumlu olduğunu ifade eden Tabak, “Biz Maraş’a göç ettiğimiz de 6-7 yaşında idim. Köyünde doyamayanlar şehire göç etti. Maraş’a 7 yaşında geldim. Katliama kadar Maraş’ta idim. Maraş Yusuflar Mahallesi’ne taşındık ilk olarak. Çok az Kürt ve Alevinin olduğu bir mahalleydi. Konuşmaya başladığım zaman Kürt ve Alevi bir köyün kızıyım. Kürt ailenin bir çocuğu olarak Maraş’a gittiğimiz de ‘Kürt Kürt küvara Kürdün boku duvara” şeklinde hakaretlere uğruyorduk. Sokaklar da hareketlere uğruyorduk” dedi.

     

    ÖTEKİNİN ÖTEKİSİDİR ALEVİLER 

    Kürt Alevilerin ‘ötekinin ötekisi’ durumda olduklarını söyleyen Tabak, “Devletle bir Alevi olarak bir noktaya gelinebiliyor. Sunni Kürt ile bir noktaya gelebiliyor.. Ama Kürt Alevileri bir noktaya gelemiyor. Yani Kürt Aleviler ötekinin de ötekisi konumundalar” diye kaydetti. Yusuflar Mahallesi’nde güvende olmadıkları için Maraş’ın dışında dağ yamacında kurulu olan Yörük Selim Mahallesi’ne taşındıklarını ifade eden Tabak, “Yörük Selim arka tarafı dağ ve ormanlıktır. Son duraktır aslında. Biz Maraş’ta iken hem Kürt hem Alevi olduğumuzu söylerdik. 75’te Maraş’ın sunnilerinin bizim için ne düşündüklerini kendilerinden duyduk. Alevilere çok çirkin yakıştırmalar da bulunuyorlardı. Devlet bizimle ilgili bir algı yaratıyordu ve toplum da aslında bir sorun olmasa da bunu böyle lanse ettiriyordu. Kürtlerle Türk devletinin bir mücadelesi var doğrudur. Ama halklar arası bir savaş bir çatışma yaşanmadı. Devlet ne zaman ki buna yöneldi o zaman katliamlar gerçekleşti. Orada farklılıklarımız vardı. Bu katliam aşamasında değildi. Faşist sistem orada devreye girmeseydi Maraşlıların bizleri katledeceğine inanmıyorum” diye anlattı.

     

    ÖNCE MUSTAFA HOCAYI KATLETTİLER 

    Aralık ayın da TÖB-DER’li Mustafa Yüzbaşıoğlu ile Hacı Çolak’ın vurulduğunu anlatan Tabak, şunları anlattı “Maraş katliamı bir Alevi katliamıdır. Ama orada sadece Aleviler değil devrimci, demokrat yurtsever olan bilinenler tespitli olarak katledildi. Düşünün bir Alevi katliamı tezgahlanıyor. Öldürülen öğretmen Türk Sunni ve Maraş’ın yerlisi biri. Onun katlediliş şekli onun devrimci kimliğidir. Mustafa hoca çok sevilen ve değer verilen biriydi. Özellikle hedef almıştılar ve onun ölümü ile birlikte binlerce kişinin cenazesine katılacağını biliyorlardı. Bu yüzden onu katlederek işe başladılar ve eli silahlı faşistleri önceden cenazesinin yapılacağı güzergaha yerleştirmiştiler. Mustafa Yüzbaşıoğlu şehit düşünce binlerce kişi hastane önünde toplandık. On bini aşkın insan bir araya geldi. Cenaze sabah verilmedi özellikle öğlen namazına denk getirilmek istendi. Cami hocaları eliyle halk kışkırtılıyordu. Cami hoparlörlerinden ‘Bunlar kafirdir bunlar camiye alınmaz. Kafirlere karşı son görevinizi yapın’ şeklinde anonslar geçiliyordu” diye anlattı.

     

    KANLAR AKIYORDU…

    Camilerden kışkırtıcı anonslar ile birlikte ve eski belediye binasının olduğu yere geldiklerinde halkın üzerine ateş açılmaya başladığını anlatan Tabak, “Üzerimize kurşun yağdırılıyordu. Biz o alanda iken insanlar öyle ki geriye gidemiyordu. Kitlenin üzerine sandalye, odun, kömür ne buldularsa atıyorlardı. Orada bir inşaat vardı ve orada tuğlalar atılıyordu. Bizim geldiğimiz yola geri çıkmamız gerekiyordu. Biz aşağı da indiğimiz de kortejin önemli bir bölümünün ucu hastanedeydi. Bir büyük abimin üzerinde kanlar aktığını gördüm. Ağlıyorum ve bağırıyorum. Kitle geri döndü ve mahalleye doğru gitmek ve orada evlere sığınmak istiyorduk. Yol boyunca kendini ‘vatansever’ olarak niteleyen faşistlerin hakaretine uğruyorduk. O saldırı da abim yaralanmıştı ve hastaneye gittim. Hastaneye girdiğim de tüm odaları dolaştım ve abimi arıyordum. İnsanları öldü diye morga koymuştular. Sedyeler de yataklar da onlarca yaralı vardı ve kiminin bağırsakları dışarıda idi. Müdahale bile edilmiyordu” dedi.

     

    İNSAN ÇIĞLIKLARI YANKILANIYORDU 

    Katliamın devlet ve sistemin organizasyonu ile geliştiğini ifade eden Tabak, “Katliamda yer alanlara ‘Alevileri öldürün Alevinin evi eşi sizin’ dediler. Yetmedi, ‘Yedi Alevi öldüren cennete gidecek’ diyerek cenneti sattılar camiler de. Talancı ve katliamcı bir zihniyet vardı. Yaşadığımız evin askeri bölümüne yakın olduğumuz evlere saldırdılar. İnsan çığlıkları duyuyorduk. Evlere giriyorlar insanları katlediyorlar kadınlara tecavüz ediyorlardı. Hamile kadınları bile katledip tecavüz ettiler. Bir annenin gözleri önünde oğlu katledildi ve kendisi aldığı kurşunla felç oldu. Felç olan ve evladını yitiren anne yaşadıklarının acısına dayanamayarak intihar etti bir süre sonra. Maraş katliamının tahribatı ve yaraları bitmiş gibi görünüyor ama bu yara hala kanıyor. Hala kanayan yüzlerce binlerce yara var” diye belirtti.

     

    KANAYAN BİR YARADIR MARAŞ 

    Uzun yıllar Maraş’a gidemediğini ve hala ilk gün ki kadar izlerini derin olarak yaşadığını ifade eden Tabak, şunları anlattı: “Kanayan bir yara var ve gerçek anlamda bir yüzleşme olmadı. Beynimde yaşamım da ve ruhum da hala Maraş katliamının izleri var. Maraş’ın sokaklarında inleyen çığlıklar , katledilmiş ve yaralanmış insanlar vardı. Hastane içerisinde yataklar da 3-4 kişi kalıyor ve bazılarının bağırsakları dışarı şekilde müdahale edilmeyi bekliyordu. Katliamdan kısa bir süre sonra kendi köyümüze göç ettik. Bizim aileden 16 kişi katledildi. Komşumuz bakkalımız kaybedildi. Bir çok insanın ızdırabını duyuyorduk. İlk kez gittiğim de benim bedenim titredi. O an yaşadığımız duyguları yeniden hissediyoruz. Düzgün dedenin mezarına geldiğimiz de yeniden o anları yaşadım. Erenler Cemevi’ne gittik. Mustafa Hoca’nın mezarına bir karanfil bıraktım. Maraş’ta katledilenler toplu olarak gömülüyor ve Mustafa hocanın da mezarının bulunduğu bu bölge şehitlik alanı olarak bilinir. Şu anda mezar yerlerini arayan aileler var. Bunlar oraya defnedildi. Uzun süre buraya gelinmeyince mezarlarımızın üzerinde başka mezarlar vardır. Devlet yaptığı katliamla kalmadı şu anda bile insanların yarasının kanamasına yol açıyor. Mezarlarımıza bile saldırıyorlar.”

     

    Katliama gelenlerin hepsinin erkek olduğunu ve sunni erkek eliyle bu katliamın gerçekleştiğine dikkat çeken Tabak, “Maraşlı sunni kadınların da yarası hala kanıyor.

    Maraş katliamında bizler katledilirken, katliama gelen erkeklerin elinde bıçak ve silah vardı. O insanların analarının bacılarının kız kardeşlerinin çocukları eşleri babaları katil oldu. Orada olan kadınların da yarası kanıyor” diye kaydetti.

     

  • Sudan’dan at ve eşek etinden sonra maymun eti de gelecek!

    Sudan’dan at ve eşek etinden sonra maymun eti de gelecek!

    Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin tarım üretimi için Sudan’da 99 yıllığına kiraladığı arazilerde üretime başlayamamasına karşın bu ülkeden tarım ürünleri ve canlı hayvan ithal etme kararı aldığı ortaya çıkmıştı.

    Türkiye, birçok tarım ürünü için Sudan’a yüzde 100 kota içi tarife indirimi uygulayacak ve buradan büyükbaş ve küçükbaş hayvan, tereyağı, yumurta, bal, patates, domates, sarmısak, üzüm, buğday arpa ve mısır ithal edecek.

    Anlaşmayla 500 ton at, eşek ve katır eti ile 500 ton at, eşek ve katırın da aralarında bulunduğu hayvanların sakatatları da gümrük vergisi uygulanmadan ithal edilecek tarım ürünleri arasında sayıldı.

  • Kayyum gaspının ardından cemaatlerin faaliyetleri arttı

    Kayyum gaspının ardından cemaatlerin faaliyetleri arttı

    Türkiye’de AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle birlikte, başta Van, Ağrı, Bitlis gibi Kürdistan’ın birçok kentinde cemaatlerin faaliyetleri artmaya başladı. 1990’lı yıllarda Hizbullah, 2016 yılına kadar da Gülen cemaatiyle insanların dini duyguları sömürülürken, şimdi de Menzilciler, Süleymancılar, İHH, İHYA-DER, Başak-Der, Nakşibendi gibi birçok cemaat faaliyet gösteriyor. Bu örgütler ve cemaatler, açtıkları okullarda ve camilerde çalışma yürütüyor. Özellikle dini istismar eden bu grupların açtığı öğrenci yurtlarında, okullarda çocukların dini duyguları sömürülüyor.

    AKP tarafından HDP’li belediyelere kayyum atanmasından sonra, Kürdistan’da Diyanet ve cemaatlerin faaliyetleri artmaya başladı. Van ve Hakkari’de devletin desteğiyle faaliyet gösteren onlarca cemaatin yanı sıra devlete bağlı Diyanet görevlileri de bölgede daha fazla çalışma yürütmeye başladı. Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “Türkiye’de güçlü bir Diyanet camiamız var. Bugün 150 bini aşkın kadrosuyla diyanet camiamız bu gücüyle mütesanit bir tevhi görevini yerine getirmesi gerekir” sözlerinden sonra Diyanet İşlerine bağlı yetkililer Van’da “Kuran Kursu Eğitimi” adlı bir dizi toplantı ve çalışmalar yürütüyor.

    AYNI GRUPLAR DAHA ÖNCE DAİŞ’E DESTEK VERMİŞTİ

    Toplantılarda yapılan konuşmalarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önümüzdeki süreçte Kuran kurslarında uygulanmak üzere “Kur’an-ı Anlama” adı altında bir dizi çalışma yapılacağı, sahanın hiçbir şekilde başkalarına bırakılmaması ve gençlere sahip çıkması kararları alındığı belirtildi. Van’da Diyanet ve diğer grupların ortak toplantılarından sonra, aynı heyet ve grup Hakkari’ye geçti.

    Van’da faaliyet yürüten bu tür dernekler, 2014 yılında Kobanê işgal girişimi sırasında DAİŞ’e her türlü desteği sunmuştu. Suriye’de Kürtlere karşı savaşmaları için bazı cemaatler yurtlarda, derneklerde ve Kur’an kurslarda yetiştirdikleri çocukları ve gençleri DAİŞ’e gönderiyordu. Daha önce de DAİŞ Van sorumlusu Fatih Barut ve 17 DAİŞ’li çıkarıldıkları mahkemede serbest bırakılmış, DAİŞ’in Van Sorumlusu Fatih Barut’un kardeşi Ahmet Barut ise cezaevinde gardiyan olarak görev yapıyordu.

  • 7 soruda kayyum nedir?

    7 soruda kayyum nedir?

    Farklıklara savaş açmak, çeşitliliği tek kalıba sokmak, inkâr etmek “zor”un siyasallaşmış halidir. Bu zor, bu baskı artık kayyum olarak karşımızda duruyor.


    KAYYUM NEDİR?

    Arapça kökenli olan kelime hukuk terimi olarak kullanılır. Belli bir işin yapılması için atanmış yetkiliyi ifade eder. İlk defa 2016’nın Eylül ayında 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Belediye Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle kayyumlar, seçilmiş HDP belediyelerine atanmış oldu. Hukuksal anlamı bir yana halk tarafından kayyum bir buçuk ton kadayıfı, milyar liralık duşakabini ifade eder.

    TÜRKİYE’NİN KAYYUM DENEYİMİ NASIL OLDU?

    Başkanlık sisteminin cumhurbaşkanına tanıdığı Kanun Hükmünde Kararname yetkisi ile Belediye kanunda yapılan değişiklik; “terör örgütüne yardım ve yataklık suçu”yla hakkında soruşturma açılmış belediye başkanları ve meclis üyelerini feshedip yerine cumhurbaşkanlığı tarafınca atama imkânı verdi. Bu antidemokratik uygulama hiçbir mahkeme kararı dikkate alınmadan, hazırlanan soruşturma ile seçilmiş belediye başkanlarını görevden alma yetkisine sahipti.

    İlk uygulaması da Türkiye’de antidemokratik uygulamaların prova sahası olan Kürt illerinde gerçekleşti. Halkın seçilmiş belediye başkanlarına kayyum atanmasına olan tepkisi bölgede birçok il ve ilçede protestolarla karşılık buldu ancak protesto hakkının da seçme hakkıyla birlikte gasp edilmesine karşın gözaltılar, tutuklamalar, sert polis müdahaleleri gerçekleşti.

    Kadın derneklerini kapatarak işe başlayan kayyumlar halkın parasını halkın ihtiyaçları dışında kullanmakta ustalaştılar. Ağırlama bedeli adı altında AKP yetkililerine harcanan milyonlarca lira, AKP’lilere alınan dudak uçuklatan hediyeler, lüks ve şatafata ayrılan para ve kadayıf iştahlığı…  Bunlar bir yana belediyelerin imkânları başka kurumlara devredildi, belediyeler çalışamayacak derecede borçlandırıldı.

    Ana akım medyada iktidar eliyle sürdürülen yalan, halkın kayyumlardan memnun olduğuydu. Ancak 31 Mart seçimlerinde kayyumlar AKP listelerinden aday olmasına rağmen kaybettiler ve halk, iradesini bir kez daha ortaya koymuş oldu.

    KAYYUMUN BİLANÇOSU NEYDİ?

    31 Mart seçimleriyle kayyumdan belediyeleri geri alan HDP ve demokratik güçler, belediyenin gelir-gider tablolarını belediye binalarına astı. Kayyumların borç batağına çevirdiği belediyelerde durum şöyleydi:

    Lice Belediyesi’nde kayyum, 7 milyon 536 bin TL ve sıfır borçla aldığı belediyeyi 3 milyon 586 bin TL borçla devretti. Siirt Belediyesi kayyumu, borçsuz belediyeyi iki yılda tam 115 milyon 622 bin TL borca soktu. Belediyenin AB ülkelerine olan borcu ise, 5 milyon 325 161 Euro (34 milyon 867 bin) TL olduğu öğrenildi. Sur Belediyesinde 151 milyon 743 bin 819 TL borç, Mardin Büyükşehir Belediyesi’nde belediyenin tüm geliri 6 milyon TL olmasına rağmen 63 milyon TL borç olduğu öğrenildi. Batman Belediyesi’nde kayyum, 2 buçuk yıllık süre içinde Batman Belediyesini toplamda 240 milyon borçlandırarak belediyenin toplam borcunu 307 milyon 328 bin 305 TL’ye çıkardı.  Diyarbakır Bismil’de AKP’nin atadığı kayyum, belediye binasını emniyete hibe etti. Diyarbakır’da Yenişehir Belediyesi kayyumu Serdar Kartal, seçimlerden 3 gün önce belediyenin makam aracı ve 3 aracını Kaymakamlığa tahsis etti…*

    KAYYUM ATAMASINA NE GEREKÇE GÖSTERİLDİ? GERÇEK NE?

    İlk kayyum atamalarında hendek olayları gerekçe gösterilmişti. Mahkeme kararı olmadan gerekçe gösterilen soruşturmalar, hendek olaylarında belediyelerin teröre destek verdiği iddiası ile gerçekleşmişti. Kamuoyuna söylenen bu iddiaların asılsız olduğu iki temel üzerinden ortaya çıktı: Birincisi, hendek olaylarında belediyelerin yardım ettiğine dair hiçbir delil ortaya çıkartılıp kanıtlanamadı. İkincisi, hendek olaylarının yaşanmadığı Kürt illerinde de kayyumlar atandı.

    Kürt halkının kayyumlardan belediyeyi geri aldığı 31 Mart seçimlerinden önce cumhurbaşkanı gözdağı vererek “Yeniden kayyum atarız” yinelemesini yapmıştı. Öyle de oldu. Yeniden Van, Mardin, Diyarbakır büyükşehir belediyelerine kayyumlar atandı, Van belediye meclisi feshedildi.

    Kayyumların ilk icraatları gözaltına alımlarda belediye araçlarını tahsis etmek, cumhurbaşkanın fotoğrafını belediyeye asmak, belediye çalışanlarını gözaltına almak oldu. Kaynakları olabildiğince ‘talan belediyeciliğinin’ emrine verdiler.

    Elbette, yapılan soruşturmalar; doğru olanı suç gibi göstermek, belediyelerin hareket alanını daraltmak ve işlevsizleştirmekten başka bir şey hedeflemiyor. Üstelik belgelerin 31 Mart günü oy sayımı devam ederken hazırlanmaya başlanmış olması, atamaların terörle mücadele kapsamında olmadığını, hukuki gerekçeye yaslanmayıp tamamen keyfi olduğunu gösteriyor.

    Özet olarak kayyum ataması ve kayyumcu politikalar, iktidarın baskıcı ve tek tipçi rejimi dışında düşünülemez. Artık iktidarın kayyumcu politikaları, gerçeği sümen altı etmenin de bir yöntemidir.

    KÜRT İLLERİ NEDEN TERCİH EDİLDİ?

    Antidemokratik uygulamaların bölgeden başlayıp Türkiye’nin geneline yayılması cumhuriyet tarihinde sıkça görülmüştür. Bunun iki gerekçesi var:

    1. Anayasanın 66.maddesinde geçen “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” ibaresi cumhuriyetin tek tip üzerine kurulu olduğunu ve farklı etnisitelerin kabul görmediğini gösteren anayasa maddesidir. Kürtler, kendi ulusal haklarından yoksunluğu ve Cumhuriyetin tektipçiliği ile ulusal olarak kabul görülmeyip tarih boyunca “Türkleştirme”, “tektipe uyum sağlama” politikalarıyla baskıların merkezinde yer aldılar.

    2. Otoriter iktidarlar gücü arkasında tutabilmek için zayıf olanı ilk hedef yapar ve gücü, hem arkasına alıp hem de kullanma olanağına sahip olur. Dünyanın birçok yerinde otoriterleşme süreci bu şekilde işler. Otoriterleşme tek tipleşmeyle aynı düzlemde ilerler. Birinin gelişmesi ötekini de eşzamanlı geliştirir.

    Kimlik üzerinden yapılan siyasi belirlemeler farklı etnik, cinsiyetlere karşı baskıyı geliştirir, ilk hedef haline getirir. Türkiye’de otoriterleşme, bölgedeki baskıyı arttırarak ilerleyebilir. Hem kendisine yönelik muhalefeti parçalamış olur hem de belli bir gücü elinde tutma fırsatını yaklar. Özellikle Kürtlerin baskılanması parçalı duran demokrasi mücadelesini kolay alt etmeye yarar. Türkiye üzerinden bunu ilk uygulayanın AKP olduğu söylenemez. Bu durum daha eskidir, hatta devlet geleneğidir. Ama AKP’nin bunu uygulamaktaki başarısı da bir hayli yüksektir. Şunu diyebiliriz: İktidarın Ankara ve İstanbul’u kayyumla tehdit edebilmesi ancak Kürt illerine atanan kayyumla olabilirdi.

    İKTİDAR NEYİ AMAÇLIYOR?

    2018 ekonomik krizi ile ülkenin farklı bir düzleme geldiği ortada. Ekonomik krizin, emekçi halk üzerinde hayat pahalılığı, işsizlik, geleceksizlik olarak yansıyan sorunları; iktidarın hak, hukuk tanımaz uygulamaları ile birleşince farklı bir arayışa, alternatiflerin tartışılmasına götürdü. AKP’yi destekleyen yığınlar içerisindeki ekonomik-siyasi hoşnutsuzluk 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’den kopuşla sonuçlandı. Üstelik AKP içerisindeki çatlamaların “yeni” bir partiyle sonuçlanması da bunun tuzu biberi olduğu aşikâr.

    Tek adam ittifakı bunun farkında, eskisi gibi seçim zaferleri alamayacağını da biliyor. Geriye kalan ise hukuku lağvedecek yöntemlerle baskı ve zoru iktidarının temel dinamiği yapmak. Bu dönem açısından AKP’nin milli iradeyi kutsamaya bir ara vereceği göz önünde. Kayyumlar üzerinden iktidar cenahının yaptığı açıklamalar da bunu tescilliyor: “Seçilmiş olmak masumiyet göstergesi değildir.”, “HDP cahil insanlar sayesinde ayakta duruyor, bu oyların hiçbir anlamı yok.”

    Bu dönemi karikatürize edersek iktidar, yokuş aşağı freni patlamış bir şekilde ilerleyen kamyondan farksızdır. Kime çarpacağı, nereye toslayacağı belli olmaz. “Bunu da yapamaz”, “Bu kadarına da cesaret edemez” demek iktidarın içinde bulunduğu bunalımı anlamamaktır. Kaybettiği ve hoşnutsuz kitleyi kanalize edebilmek, muhalefeti kendisine benzetip pasifize etmek için savaşçı-yayılmacı politikalardan, antidemokratik uygulamalardan medet umacaktır.

    HALK, İRADESİNE NASIL SAHİP ÇIKACAK?

    Cumhuriyet tarihi birçok darbeye konu olmuştur. Halkın bilincinde darbelere karşı mücadele bilinci ve deneyimi vardır. Kayyumla yapılan idarî yönetim darbesi de demokrasi mücadelesi ve sistem teşhirinin olanaklarını kendi içinde barındırır.

    İktidarın bölgede uyguladığı politikaların izdüşümü olan Suriye politikası, yayılmacı emellerle birlikte Kürtlerin kazandığı statüleri yok etmek üzerine kurulu. Fırat’ın doğusuna operasyon yapabilmek için emperyalist devletlere tavizler veren iktidar bölgesel barışa, halkların ortak mücadelesine engel teşkil ediyor.

    Barışı güçlendirmek, garanti altına alabilmek için iktidarın elinde şiddetin araçsallaştığı Kürt sorununu, demokratik barışçıl yöntemlerle çözüme götürmek, her türden irade gaspının karşısında durabilmek gerekiyor. Bu tek başına Kürtlerin meselesi değildir. Bütün halkların ortak çıkarına denk gelir.

    Kayyumcu politikalar sadece Kürtler üzerinde geçerli bir uygulama değildir. Artık iktidarın zihniyetini temsil ediyor. Yerel yönetimlerden üniversitelere kadar kayyumcu politikaların etkisi ortada. Bu zihniyetle mücadele etmenin yolu halkın örgütlülüğünden geçiyor. “Artık AKP seçimde ders aldı.” demek, iktidarın baskıyı ve şiddeti azaltacağı beklentisine girmek iktidarın yapabileceklerini görmemektir.

    ORTAK MÜCADELENİN GEREKLİLİĞİ

    Legal seçimin keyfi uygulamalarla tıkandığı, seçilmişlerin görevden alındığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçiminin tekrarlatıldığı bugünlerde halkların ve demokratik güçlerin ortak mücadelesini sağlamak hayatîdir.

    Üstelik şimdiden tehditler başlamışken; demokrasi güçlerinin, halkların ortak mücadelesinin geliştirilmesi ve halkın örgütlülüğü tek güvencemizdir. 24 Haziran seçimlerinde halk mahalle mahalle, sokak sokak iradesine sahip çıkarak bunu başardı ve YSK’nın keyfi uygulamalarına karşı, AKP’nin “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” taktiğine karşı Büyükşehir Belediyesini kazandı.

    Bu deneyim, hukukun yok sayıldığı bugünlerde önemlidir. Kürt’ün, Türk’ün yan yana sandığı koruduğu yerellerden örgütlenildiği ortak mücadeleye ihtiyaç vardır. AKP’nin insafa gelip atanan kayyumları geri çekmesi olağan değildir. Halkın iradesindeki güvence de iktidara, devlet kurumlarına, Avrupa Birliğine bel bağlanarak sağlanabilecek bir durumda değildir. Halkın kendi örgütlülüğü ancak iradesini güvence altına alabilir. Bir bakıma 24 Haziran’daki örgütlülüğün tüm Türkiye’ de yayılması ve kesintisiz olması ancak halkın iradesini güvence altına alacaktır.

    Berkay YEĞİN

    * Yazıya verilen yer bilançonun tamamı için yeterli değil. Tamamını görmek için: www.evrensel.net/amp/377350/akp-ve-kayyumdan-alinan-bazi-belediyelerin-borclari-ne-kadar

  • HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    HDP’li 3 belediye daha gasp edildi

    Batman’ın Beşiri ilçesinin HDP’li İkiköprü Belde Belediyesi, askerler tarafından basıldı. Belediye binasını ablukaya alan askerler, hizmet binasında arama yaptı. Belediyede arama devam ederken İçişleri Bakanlığı tarafından açıklama yapıldı. Belediye Eşbaşkanı Osman Karabulut, hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla Batman 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden dava gerekçe gösterilerek, görevden uzaklaştırıldı. Karabulut’un yerine Beşiri Kaymakamı Sinan Aşcı kayyum olarak atandı.

    ÖZALP VE BAŞKALE BELEDİYESİNE KAYYUM ATANDI

    Van’da dün sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaşkanı Erkan Acar’ın yerine de kayyum atandı.  Örenci ve Almaç yerine Özalp Kaymakamı Abdulkadir Çelik, Acar yerine ise Başkale Kaymakamı Asım Solak kayyum olarak atandı.

    Kayyum kararının resmi yazıyla Özalp Belediye Meclisi’ne ileten polislerin, belediye binasında dün akşam başlattığı arama sürüyor. Kilitli kapıları kıran polis, Belediye Meclis üyelerinin binaya girişine izin vermedi.

    Başkale’de ise belediye binası polis ablukasında tutuluyor.

    Dün gözaltına alınan Özalp Belediyesi eşbaşkanları Dilan Örenci ve Yakup Almaç ile Başkale Belediyesi Eşbaskanı Erkan Acar, Muradiye Belediye Eşbaşkanları Leyla Balkan ve Yılmaz Şalan hakkında avukat kısıtlılığı getirilmişti. “Örgüt üyeliği ” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla gözaltında tutulan 5 eşbaşkan İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.

    Son kayyum atamalarıyla HDP’nin 3’ü büyükşehir 25 ilçe ve 2 belde belediyesi gasp edildi.