Tag: WordPress

  • Rojava Film Festivali 13 Kasım’da Londra’da

    Rojava Film Festivali 13 Kasım’da Londra’da

    HİKMET ERDEN

    LONDRA- Türkiye’nin işgal saldırıları dolayısıyla Rojava’da iptal edilen Uluslarası Film Festivali’nin açılış filmleri dünyanın bir çok bölgesinde olduğu gibi Londra’da gösterilecek. Londra Kings College Lecture’da 13 Kasım günü gösterilecek filmler ücretsiz olarak izlenebilecek.

    Türkiye’nin  Rojava’ya yönelik işgal saldırıları nedeniyle Rojava Film Komünü tarafından hazırlanan 4’üncü Rojava Uluslararası Film Festivali (RUFF)  iptal edildi. İptalin ardından Film Komünü bir çağrı yaparak, işgal girişimi nedeniyle iptal edilen festival için Kürt sinema severlerden destek istenerek, festival filmlerinin her yerde gösterime girmesi istendi.

     

    ÇAĞRI DÜNYADA YANIT BULDU

    Rojava Film Komünü’nün çağrısına Guney Afrika, Japonya, HonKong, Kanada, Chile ve diger bütün Avrupa sehirleri basta olmak uzere dunyanin 42 sehrinden cevap verildi. Bu şehirlerden biride Londra oldu. Londra Kürt Film Festivali (LKFF) Organizasyonu, festivalin açılış filmlerini Londra’da gösterime girmesi için çalışmalar başlattı. Bu çalışmalar kapsamında RUFF’un hazırladığı ve Rojava’nın sosyo politik hikayelerini konu alan 15 kısa film 13 Kasım’da King’s College – Edmond J. Safra Lecture Theatre de gosterilecek.

    LKFF Direktorlerinden Ferhan Sterk, Kürtlerin kalbinin Rojava’da attığını belirterek, “Rojava’da yasanan tarihi direnişi herkes dikkatle takip ediyor. Kürtler açısından Batı Kürdistan bölgesinin özgürlüğü dünyanın diğer ucunda yaşayan bir Kürt hatta Kürt olmayan diğer dünya vatandaşlarını da yakından ilgilendiriyor” dedi.

     

    BİLETLER ÜCRETSİZ

    Kürtlerin sinema sanatını kullanmaya 1926’da Zare filmi ile başladığını ve şu an Kürt sinemasının dünya sinemasında en özgün şekli ile yerini aldığını ifade eden Sterk, “Londra Kürt Film Festivali Kürt sinemasında önemli bir yere sahip. Bu bilinç ile bizler de iptal edilen Rojava Uluslararası Film Festivali’nde yer alan 15 kısa filmi izleyiciyle buluşturacağız” diye kaydetti. Tüm dünyanın Kürtleri sadece savaşçı yönleri ile değil aynı zamnda edebi dili, derin mizahı, ahlaki ve moral değerleri ile kendi ulusal aidiyetlerinin olduğunu bilmesi gerektiğini ifade eden Sterk, Kings College’de 13 Kasım günü gösterilecek filmler için biletlerin sınırlı olduğunu ve herkesin LKFF facebook sayfası üzerinden biletlerini ücretsiz olarak alabileceklerini kaydetti.

  • #Tutuklandık; Sahte haber çağında gerçeği söylemenin bedeli

    #Tutuklandık; Sahte haber çağında gerçeği söylemenin bedeli

    Gazeteci yazar Can Dündar’ın cezaevi anılarını anlattığı ‘Tutuklandık’ kitabı sahneye uyarlandı. Başkent Londra’da çalışmalarını yürüten Arcola Tiyatrosu ve Royal Shakespeare Company’nin ortak prodüksiyonu olan oyun #WeAreArrested (tutuklandık) adıyla 13 Kasım – 7 Aralık tarihleri arasında Arcola tiyatrosunda gösterilecek.

    Türk devletinin Suriye’deki cihatçı gruplara tırlara silah göndermesini “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” manşetiyle Cumhuriyet gazetesinde yayınlayan gazeteci Can Dündar, ‘devletin sırlarını ifşa etmek, askeri casusluk yapmak’ suçlamasıyla yargılanıp tutuklanmıştı. Bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye olan Dündar yaşadıklarını ‘Tutuklandık’ kitabında anlatmıştı. Arcola Tiyatrosu ve Royal Shakespeare Company’nin ortak prodüksiyonluğunda Pippa Hill ve Sophie Ivatts tarafından kitap sahneye uyarlandı.

    Gerçeğe ulaşma kavgası

    #WeAreArrested oyununun tanıtım yazısında, oyunun sahte haber çağında gerçeği söylemenin nelere mal olabileceğini anlatıldığı ifade edildi.

    ‘‘Bir gazetecinin eline, içinde devletin yasadışı işler yaptığına dair ciddi görüntülerle dolu bir flash-bellek geçerse, o gazeteci mesleği gereği bu haberi yayınlamak ile yükümlüdür. Fakat yargı sisteminin kötü güçler tarafından yönetilmesi ile istikrarın bozulduğu bir ülkede, gerçeği ortaya çıkardığı için gazetecinin ödemesi gereken bedel nedir?

    ‘‘Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Suriye’ye gizli yollarla silah yolladığı görüntülerini yayınladıktan sonra tutuklanan yazar, yaşadıklarını #WeAreArrested, #Tutuklandık isimli kitabında topladı. Pippa Hill ve Sophie Ivatts yalan ağları içinde gerçeğe ulaşma kavgasını konu alan bu sürükleyici ve evrensel hikayeyi sahneye uyarladılar.’’

    Londra’nın Dalston bölgesinde bulunan Arcola Tiyatrosunda 13 Kasım – 17 Aralık tarihleri arasında gösterilecek filmin performans dili İngilizce olup oyunun süresi 70 dakika. Oyun hakkında daha fazla bilgi için www.arcolatheatre.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

  • İkinci Dünya savaşından 80 yıl sonra

    İkinci Dünya savaşından 80 yıl sonra

    İkinci  Dünya Savaşı’nın başlaması nedeniyle iptal edilmek zorunda kalınan 1939 Cannes Film Festivali’nin seçkisindeki filmler, 80 yıl aradan sonra Fransa’nın Orléans kentinde gösterilecek. FilmLoverss’tan Erhan Tan’ın haberine göre, faşizmin yükseldiği ve dünyanın yavaş yavaş savaşa doğru sürüklendiği bir dönemde Venedik Film Festivali’ne özgürlükçü bir alternatif olması planlanan bu festivale “özgür milletler” olarak tanımlanan ABD, Fransa, Büyük Britanya, Sovyetler Birliği, Çekoslavakya, İsveç, Hollanda ve Polonya’dan filmler katılacaktı. Festivalin onursal başkanı ise sinemanın kurucularından olan Louis Lumière olacaktı.

    Seçkide yer alacak filmler açıklanmış, festival afişi hazırlanmıştı. Hatta Gary Cooper, Tyrone Power, Norma Shearer, George Raft, Gary Grant, James Cagney, Spencer Tracy, Barbara Stanwick gibi önemli isimlerin festivale konuk olacağı bile duyurulmuştu. Ancak 1 Eylül 1939’da Almanya ordusu Polonya’ya girince her şey değişti. Avrupa’nın çehresini değiştirecek olan II. Dünya Savaşı başladı ve tüm bu yaşananların zayiatlarından biri de 1. Cannes Film Festivali oldu. İlk Cannes Film Festivali yedi yıl sonra, 1946’da düzenlendi. Ancak Jean Zay’in uzun uğraşlar sonrası hazırladığı o ilk film seçkisi festivalde yer alamadı. Ne var ki yıllar sonra girişilen bir proje, bu seçkiye 80 yıl sonra Fransa’da beyazperdeye taşıyacak. 1. Cannes Film Festivali’ni, 80 yıl sonra Zay’in doğduğu kent olan Orléans’da yeniden hayat bulacak. 1. Cannes Film Festivali’nin seçkisinde yer alması planlanan filmler, Orléans’daki bu etkinlikte gösterilecek. 12-17 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek olan festivalde 1939 seçkisinde yer alan filmlerin yanı sıra ilk kez gösterimi gerçekleşecek belgeseller de yer alacak.

  • Hayko Bağdat’ın ‘Salyangoz’u Londra’da sahnelendi

    Hayko Bağdat’ın ‘Salyangoz’u Londra’da sahnelendi

    LONDRA- Bozca-DER’in organizasyonu ile Gazeteci Hayko Bağdat ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor’ adlı tek kişilik oyunu Londra’da sahnelendi. 

    Londra’da faaliyet yürüten Bozüyük ve Çevre Köyleri Dayanışma Derneği (BOZCA-DER) tarafından Gazeteci ve oyuncu Hayko Bağdat’ın ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor’ adlı tek kişilik oyunu Londra’da sahnelendi. BOZCA-DER Konferans Salonu’nda düzenlenecek olan oyuna yoğun ilgi görürken, izleyenleri hem güldürdü hem de düşündürdü. Hayko Bağdat’ın “Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı değil, Müslüman mahallesinde salyangoz olmayı anlattım” dediği tek kişilik oyununda Ermeni-Rum bir ailenin çocuğu olarak, Müslüman toplumunda yaşadıklarını mizahi bir dille anlattı. Oyun öncesi bir konuşma yapan Londra Bozca DER Başkanı Nesimi Keskin, “Kültür ve sanat çalışmalarımız kapsamında bu oyunu Londra’ya getirdik. Hayko’nun oyunu bize bir kez daha demokrasinin nasıl bir elzem olduğunu gösterdi. Bu tür ironi ve mizahi bir şekilde anlatılan gösterimler farklılıklarımızla bir arada yaşama konusunda daha ileri taşıyacaktır” dedi. 

    SALYANGOZ’UN HİKAYESİ

    Çocukluk, gençlik ve evlilik maceralarını anlatan Bağdat’ın oyunu iki bölümden oluşuyor ve 100 dakika sürüyor. İlk bölüm, İstanbul Şişli’de hayatı yüksek bir apartman dairesinden kuşbakışı izleyen bir çocuğun, günün birinde dışarı çıkması, evde yaşam bulan kimliğin dışarıda çok farklı olduğunu görmeye ve anlamaya başlamasıyla başlıyor. Çocukluk ve ergenlik yıllarında başından geçen olayları trajikomik bir şekilde izleyiciye aktaran Bağdat, ikinci bölümde ise gençlik dönemini izleyiciye anlatıyor. Bağdat oyunu, yaşanan siyasi cinayetlere gönderme yaparak, izleyiciyi hüzünlendirip düşündererek tamamlıyor. 

  • Hayko Bağdat’ın ‘Salyangoz’ oyunu Londra’da

    Hayko Bağdat’ın ‘Salyangoz’ oyunu Londra’da

    LONDRA- Bozca-DER’in organizasyonu ile Gazeteci Hayko Bağdat ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor’ adlı tek kişilik oyununu Londra’da sahneleyecek. Bozca-DER Konferans Salonu’nda sahnelenecek oyun 2 Kasım Cumartesi saat: 19.00’da olacak.

    Londra’da faaliyet yürüten Bozüyük ve Çevre Köyleri Dayanışma Derneği (BOZCA-DER) tarafından Gazeteci ve oyuncu Hayko Bağdat’ın ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor’ adlı tek kişilik oyunu Londra’da sahnelenecek.  Hayko Bağdat’ın “Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı değil, Müslüman mahallesinde salyangoz olmayı anlattım” dediği tek kişilik oyunu, Ermeni-Rum bir ailenin çocuğu olarak, Müslüman toplumunda yaşadıklarını mizahi bir dille anlatıyor. Bağdat’ın bir çok yerde sahnelediği oyun, sahnelendiği her yerde yoğun bir ilgi ve pozitif eleştiriler aldı.

    Londra Bozca DER Başkanı Nesimi Keskin, tüm toplumsal kesimleri oyuna davet ederken, “Kültür ve sanat çalışmalarımız kapsamında bu oyunu Londra’ya getirdik. Tüm halkımızı da Hayko Bağdat’ın bu güzel tek kişilik oyununa davet ediyoruz. Bizler bu tür ironi ve mizahi bir şekilde anlatılan gösterimler farklılıklarımızla bir arada yaşama konusunda daha ileri taşıyacaktır bizi. Bizler de bu mizahi oyunu izlemeyi heyecanla bekliyoruz” dedi.

     

    BOZCA-DER Konferans Salonu’nda düzenlenecek olan oyunu ile ilgili adres ve irtibat bilgileri ise şöyle: “Adres: Old Library Building, Compton Crescent Londan. Posta Kodu: N17 7LD. İletişim numaraları: 0794 681 2123.”

  • On Telli Bağlama Londra’da

    On Telli Bağlama Londra’da

    Suna Alan

    Yakın zamanda Londra’ya yerleşen Adıyaman doğumlu genç müzisyen Erdal Yapıcı çok yaygın olmayan on telli bağlamayı çalıyor, enstrüman yapıyor. Bir çok albüme destek vermiş, sayısız performanslarda sahne almış sanatçı Yapıcı rehberlik ve psikolojik danışmanlık öğretmenliği süresince bir çok çocuğun hayatına da müzikle dokunmuş. Sanatçı Erdal Yapıcı müziğin yaşamındaki gelişim seyrine dair gazetemizin sorularını yanıtladı.

     

    Müziğe ilginiz ilk nasıl gelişti? Nasıl bir kültürel ortamda beslendi?

    Doğduğum coğrafyanın imkanlara ulaşmadaki zorlukları ve Alevi kültürüyle büyümenin getirileri, bir çok müzik eğitimin veremeyeceği iyi bir altyapı oluşturmama vesile oldu diyebilirim. Şöyle ki, Alevi kültürüyle yoğurulmam sayesinde kulağımda zaten hep bağlama sesleri ve türküleri vardi. Adıyaman gibi bir yerde baskı hissetmeksizin müziğe ulaşabilme ve müziği yapabilme rahatlığı da vardı elbette ki.  

    Açmak gerekirse; o dönemde, internetin olmadığı ve notalara veya eğitim kaynaklarına ulaşmanın çok zor olduğu 1995-2000 yıllarında, enstrüman çalmak veya öğrenmek cidden zor bir meseleydi. Öyle ki, çalan kişi sayısı zaten azdı, elinde imkan olan kişiler ise genelde bu imkanları kendilerine saklama eğilimindeydi. Bende de o dönemler yoğun bir bağlama sevdası vardı. Durum da böyle olunca, herşeyi kendi imkanlarımla yapmaya çalıştım. Saatlerce teyp başında oturup, kaseti ileri geri sarıp dinlediklerimi aynen çalmaya çalıştım. Kaç kaset ve teyp bozduğumu hatırlamıyorum gerçekten.

    Hatta öyle ki; enstrümanım, çalıştığım kasetlerdeki sazın akordunu çekmediği için dinlediğim kısımları önce kulağımda sazımın akorduna transpoze edip o şekilde çalmaya çalışıyordum. Veya televizyona bir bağlama sanatçısı çıkmışsa izlediklerimi beynime kazıyıp sonra ona çalışıyordum. Bu sayede çalmak istediğim bir eserin yüzlerce versiyonunu çalışmış oldum ve farketmeden müzikte yordama gücümü geliştirmiş oldum. Bunun getirilerini şimdi daha iyi farkediyorum tabi. 

    Müziğe profesyonel olarak ne zaman başladınız?

    Müziğe bağlama çalarak başladım ama nedense çok daha öncesinden zaten enstrüman çalıyormuşum da bunu hatırlamam gerekiyormuş hissine kapılıyordum. O yüzden ne zaman başladığım sorusuna cidden cevap veremiyorum.

    Bağlamadan sonra gitara başladım. Aslında daha iyi bağlama çalabilmek için gitara başladım ama daha sonra bunun gitara ciddi bir haksızlık olduğunu farkettim tabi.

    Profesyonel olarak ise lise yıllarımda gitar dersi vererek başladım diyebilirim sanırım. Başlangıçta söylediğim gibi kendim çalışmaya başladım ve ciddi bir zaman ayırdım bu çalışmalarıma, ama tabi ki bu sürede dinlediğim kişiler hocalarım da olmuş oldu. Erdal Erzincan, Hasret Gültekin, Arif Sağ, Erkan Oğur sayabileceğim isimler arasındadır.

     

    Çok yaygın olmayan on telli bağlamayı kullanıyorsunuz? Bu nasıl oldu?

    Erkan Oğur’un çaldığı kopuz bir dönem oldukça ilgimi çekti (hala da öyle) ve Erkan Oğur Adıyaman’a konsere geldiğinde resmen kendisine yapıştım ve kopuzla ilgili bir çok bilgi ve akort sistemi aldım. Hatta sonrasında İstanbul yıllarımda da çokça görüştük kendisiyle. Üç telli kopuzla başladıktan sonra bu durum altı telliye ve nihayet Bach çalabilme sevdasıyla ön telliye dönüştü. Kapasitesi çok geniş olan bir enstrüman. Bir çok enstrümanın tınılarını duyabilirsiniz bu sazda. Her ne kadar üç tellinin yeri ayrı olsa da, on tellide muazzam bir doğaçlama, deneyleme, eşlik ve aynı zamanda solo çalabilme kapasitesi var. Kendimi çok rahat hissettiğim enstrümanlardan bir tanesidir.

     

    Enstrüman imal ediyorsunuz? Nasıl başladınız?

    Aslında aklımda hep olan bir şeydi enstrüman yapmak. Aklımda deli sorular vardı enstrümanlarla ilgili; şöyle yapsam ses nasıl çıkar veya şu enstrümanı şu şekilde yapabilir miyim gibi… Bunu hayata geçirebilmenin en doğru yolu ise enstrüman yapmaktı çünkü aklınızdakini başka birisine tüm ayrıntıları ile aktarabilmek pek mümkün değil, en doğru yol benim yapmamdı. Bir enstrümana başlamadan, öncelikle o enstrümanın tüm ayrıntılarını hayal ediyorum, nasıl bir sese sahip olabileceğini de. Bu çok büyük bir keyif aynı zamanda. Bu sayede çok farklı yapılar keşfettim gitar yapımında. Bir enstrümanı yapmaya başlamadan önce, o enstrümanla ilgili bütün bildiklerimi sıfırlamaya çalışıp baştan bir kodlama yapmaya çalışıyorum. Kuralları esnetmeyince veya değiştirmeyince farklı birşeyler çıkmıyor çünkü. O yüzden herşeyi bilmeye çalışıp sonra da hepsini unutmaya çalışıyorum. Bu sayede, özellikle de akustik gitarlarda çok farklı şeyler keşfettim ve sınırları zorlamaya başladım.

    Sahne için de farklı tasarımlar yapıyorum ama bu işin biraz cambazlık kısmı, asıl mesele akustik enstrümanlarda.

    Müzik ile profesyonel ilgilenirken, aynı zamanda rehber öğretmenlik yaptınız? Çocukların yaşamında müzik ile farkındalık yaratmanın önemini en çok siz bilirsiniz. 

    Her iki alanın da birbirine ve bana katkısı çok oldu diyebilirim. Türkiye’de eğitim sistemi, müziğin ve genel olarak sanatın aksine hayal gücüne katkı sunmayan ve hayata bakan pencerelerimizi daraltan bir yapıya sahip maalesef. Oysa sanat eğitimine yeterince yer verilse ve bu eğitim işin ehillerine bırakılsa, şimdi çok daha farklı bir tabloya bakabiliyor olurduk bence. Gerçi bu treni köy enstitülerinden sonra kaçırdık muhtemelen. Her neyse, en azından kişisel olarak bir şeyler yapmaya çalıştım ve öğrenciler ile olan iletişimimde müziği kullanmaya çalıştım. Hem ben kazandım, görüşmelerim daha yapıcı geçti ve öğrencilerime daha kısa sürede ulaşabilmeyi başardım; hem de öğrencilerim kazandı, müziğe veya sanatın başka dallarına yönlendirebildiğim öğrencilerim oldu ve bence hayatlarına fazladan ve çok anlamlı bir pencere kazandırmış oldular.


    Albüm çalışmalarınız oldu mu?

    Çok kişinin albümüne enstrümanlarımla destek oldum ama inanın birçok albümü hatırlamıyorum, bazen kime çaldığımızı bilmediğimiz de oluyor çünkü. Gelişen teknoloji sayesinde kimse birbirini görmeden bir albümün tamamı hazırlanabiliyor. Tabi işin ruhunu tartışmaya açmıyorum bile. Sırf bu yüzden kendim için yaptığım iki albüm çalışmasında, hücum kayıt ve en az sayıda enstrüman kullanma yollarını tercih ettik. Bir çalışmada sevgili Özge Öz Erdoğan ile çalıştık ve sadece on telli bağlama ve ses kullandık. Diğer çalışmada ise sevgili Hakan Dedeler ile, on telli bağlama, tanbur ve ses kullandık. Aradığımız ruhu bulabilmek için kanal kayıt kullanmayıp hücum kayıt ve doğaçlama yollarını kullandık.


    Şimdi Londra’da yaşıyorsunuz? Planlarınız nedir? 

    Londra’da çok yeniyim henüz. Aklımda çok proje var ama önce şehri ve insanları tanımaya çalışıyorum. Hem sahne hem de atölye için projelerim var lakin şimdilik biraz zamana bırakıyorum, Londra’nın da İstanbul gibi özel bir ruhu olduğuna inanarak.

     

    Erdal Yapıcı

    Adıyaman doğumlu genç müzisyen, müziğe Adıyaman’da başladı. Ankara Hacettepe Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık lisans eğitimi sürecinde müziğe dair yoğun çalışmalarda bulundu. Psikolojik danışman olarak çalışmaya başladığı İstanbul’da on telli bağlama çalarak çok sayıda performans sergiledi ve bir çok değerli müzisyen ile çalıştı. Aynı zamanda İstanbul’da enstrüman yapımına da başladı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Türk Müziği yüksek lisansı eğitiminde tez aşamasındadır.

  • Zehra Doğan, Ceylan Önkol’u Londra duvarlarına çizdi

    Zehra Doğan, Ceylan Önkol’u Londra duvarlarına çizdi

    Sanatçı Zehra Doğan, bundan on yıl önce Lice’de katledilen Ceylan Önkol’u Londra’daki bir duvara çizdi. Ceylan Önkol’u kucağında bir kuzu ve kocaman gözlerle çizen Doğan, resmin yan tarafına da İngilizce olarak; ‘‘14 yaşındaki Kürt kızı Ceylan Önkol, Türk ordusu tarafından bir havan mermisiyle 10 yıl önce katledildi. Sorumluları halen yargılanmış değil!.’’ diye yazdı.

     

    Ceylan Önkol, Amed’in Lice ilçesi kırsalında 28 Eylül 2009’da Türk ordusuna ait havan mermisiyle katledilmişti. Hayvanlarını otlatırken katledilen 14 yaşındaki Önkol cinayetiyle ilgili sembolik bir soruşturma açılsa da aradan geçen 10 yılda yargılanan olmadı. 

     

    Londra merkezindeki Waterloo bölgesindeki bir duvara Ceylan Önkol’u kucağında bir kuzuyla çizen sanatçı Zehra Doğan, Ceylan Önkol şahsında, katledilen tüm çocuklara dikkat çekmek amacıyla bu çizimi yaptığını söyledi.

     

    ‘‘Ceylan Lice’de doğan ve büyüyen bir çocuktu, 14 yaşına kadar yaşayabildi. Kuzularını otlatırken havan mermisiyle katledildi. Bunun gibi birçok örnek var; Cizre’de, Şırnak’ta, Derik’te… Birçok çocuk, asker ve polis tarafından katlediliyor ama bunların davaları bile görülmüyor.’’

     

    Çocukların katledilmemesi için bir şeyler yapabiliriz diyen Doğan, ‘‘Bütün dünyada ulus devletlerin mevcut iktidarları tarafından katledilen çocuklara dikkat çekmek adına özellikle Ceylan Önkol’u seçtik. Dünyanın hiçbir yerinde çocuklar katledilmesin, bunun için bir şeyler yapabiliriz ve geç değil diye düşünüyorum.’’ dedi.